'İran rejimine karşı kadınlar kendi sistemini oluşturmalı'
09:03
Şerdem Edessa /JINHA
İRAN - İran'da kadınların asitli saldırılarla, katliamlarla, şiddetle, çocuk yaşta evliliklerle, uyuşturucuyla yaşamdan koparılmak istendiğini belirten Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) Eş Başkanı Evindar Renas, İran rejiminin baskı politikalarına karşı kadınların ve toplumun örgütlenmesi gerektiğinin önemine dikkat çekti. Evindar, "Kadınlar ve toplum kendi özgür sistemini oluşturarak tüm egemenleri boşa çıkarabilir. Biz bu alternatif ve mücadele yöntemiyle İran halklarının ve özellikle kadınların sorunu çözeceğine ve özgürlük mücadelesini başarıya ulaştıracağına inanıyoruz" dedi.
İran rejiminin kadın politikası ile ilgili ajansımızın sorduğu soruları yanıtlayan Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) Eş Başkanı Evindar Renas, İran'da kadına yönelik saldırıların kaynağını, kadınlar üzerinden yürütülen siyaseti ve çözüm yollarını anlattı.
-İran'da kadınlar üzerinden yürütülen siyaseti nasıl değerlendiriyorsunuz, bu kaynağını nereden alıyor?
Dünyada ve Ortadoğu'da yaşanan kaos ve savaşların kadınlar, halklar ve kültürler için bıraktığı ölüm, şiddet ve acı kapitalist modernitenin bu yüzyılki oyunlarından uzak değil. Kapitalist modernite nasıl ki soğuk savaş döneminde Sovyet Rusya'nın dünyayı dizayn edeceği tehdidini gerekçe yaptıysa, sıcak savaş sürecinde de ortaya çıkan örgüt ve kurumlar yoluyla planlarını sürdürme çabası içindedirler. Bu yüzyılda da Batı güçleri 11 Eylül'ü gerekçe yaparak El-Kaide karşıtlığı üzerinden Afganistan ve Irak'ı işgal ettiler. Bu gün de bu güç DAİŞ yoluyla bölgeyi dizayn etmek istiyorlar. DAİŞ de El-Kaide gibi ipleri birçok devletin elinde bulunuyor. Kapitalist modernitenin Ortadoğu için yürüttüğü son 200 yıllık siyasetin ürünüdür. Hegemonik, kapitalist güçler Büyük Ortadoğu Projesi planları kapsamında bölgeyi intihara sürüklüyor ve kendi ideolojik ve talan savaşını bölgede yürütüyor. Bu çeteler bir bela gibi Ortadoğu'ya girdiler ve kadınların, halkların, inançların ve kültürlerin üzerinden zayıflatma ve değersizleştirme siyasetini yürütüyorlar. Nereye el uzatmışlarsa orada kadınlar hedeflenmiş ve kadınlar en büyük bedelleri vermiştir. Nasıl ki Ortadoğu bu gün saldırıların ve her türlü vahşiliğin deneme merkezi olmuşsa, kadın da bu dönemde her türlü saldırıların ve denemelerin merkezi olmuş. Yürütülen siyaset ve zihniyetin arkasında kadınlar, denge, değişim ve tahakkümün merkezi olarak ele alınıyor. El atılan her yerde orada en başta kadınların kararı ve görüşü olmadan kadınlar hakkında kanunlar çıkarılmış ve uygulanmıştır.
'Her güç kadına karşı politikalarıyla savaşını sürdürüyor'
Her güç, kadın karşıtı politikalarını sunarak egemenliğini belirleyip bu yöntemle savaşını sürdürüyor. Mezhep, sistem, egemenlik, modernizm ve sınıfçı savaşların tümü kadın üzerinden deneniyor ve dengeler kadın üzerinden oluşturulmak isteniyor. Bu siyaset ve bu zihniyet eliyle yaratılan canavarlar o kadar vahşi bir şekilde farklılıklar, zenginlikler ve kadınlar üzerinde saldırı gerçekleştiriyor ki sanki bu topraklardan ruhtan ve özden öz alıyor, düşmanlık yapıyor. Ancak Nijerya ve Kürdistan'da binlerce kadın bu siyaset ve onun canavarları eliyle katledildi ve her gün insanlıkla alakası olmayanlar tarafından katliam ve vahşet yaşanmakta. Bu kirli saldırılar demokratik güçlerin direnişi demokratik alternatifi düşürmek ve önünü almak için yapılıyor. Bunun için de öncelikle kadını hedef alıyor ve katliam, irade kırma ve kadınları esir alarak bu alternatifleri ortadan kaldırmak istiyorlar. Asıl gerçeklik demokrasi, özgürlük, farklılıklar ve bölge kültürü, kadının direnişçi tarihi ve özgür toplum hedef alınmaktadır. Kadın şahsında insanlığın ve halkların direnişçi tarihi amaçlanıyor ve Ortadoğu ve onun farklılıklarıyla tarihi hedefleniyor. Bir taraftan Ortadoğu'da geliştirilen kara bela olan bu canavarla kadınlar üzerinden bir katliam politikası geliştirilirken, bir taraftan da kapitalizmin ürünü olan ulus-devletle farklı yöntemlerle aynı siyaset ve yollarla kadın karşıtı olan politikalarını yürütüyor.
'İran'da kız çocukları 10 yaşında evlendiriliyor'
İran Devleti de cinsiyetçi zihniyeti ve siyasetiyle kadına yaklaşan rejimlerden biri. Kaos yaşadığı zaman kadınların üzerinde yürüttüğü kanunları sıkılaştırarak toplumu kontrol etmeye çalışıyor. Ortadoğu'da DAİŞ eliyle yürütülen vahşetle Şengal'de kadınlar kaçırıldı katledildi. Nijerya'da yüzlerce kadın Boko Haram tarafından kaçırıldı ve halen daha o kadınların akıbeti belli değil. İran'da bir taraftan kadınlara yönelik idam ve cezaevlerinde vahşet yaşanırken aynı zamanda şeriat tahrikleri yoluyla ''Neh ez Mûnker'' adı altında yüzlerce kadın bu zihniyetin kurbanı oldu. Reform ve gelişim adı altında kanunlar yoluyla da istismar ve kadına şiddetin yolunu açmakta. İran'da son yıllarda hem kadına karşı sokakta saldırılar en üst seviyeye çıkmış, hem de binlerce kadın çocuk yaşta evlendiriliyor. Çocuk yaşta evliliklerinin yarısı kadınların ölümüne ve intihar etmelerine neden oluyor. İran evlilik yaş oranının 10 yaşına düştüğü ve zorla evliliklerin rejimin yürüttüğü siyaset ve desteklerle bu durum kadınların üzerinde fiziki ve psikolojik katliamın yaşandığı bir ülke olmuş durumda.
-İran'da kadınlar her zaman saldırı, zulüm, haksızlık, idam ve toplum dışına itilmeyi yaşıyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
İran Devleti bu süreçte kadına karşı siyaset ve çeşitli yöntemler kullanmakta. Kadın cephesinde yaşanan gelişimlerden korkan İran devleti kadına karşı zorbalık ve şiddetle toplumu korkutmak ve kontrol altına almak istiyor. Uzun bir süredir İran yetkilileri kadınları hem işten, hem de okumaktan kopararak kadını evle sınırlandırmak istiyor. Çünkü bu rejim gelişmiş kadını egemenlikleri için tehlike olarak görüyor. Çok açık bir şekilde kadınların okula gitmesini istemeyen kesim yüzde 60 oranında ve kadınların okula gitmelerinin önü alınmak isteniyor. Nasıl ki Pakistan, Afganistan, Nijerya'da birçok kadının okuma arayışı olduğu için katlediliyorsa, İran rejimi de daha yumuşak bir yöntemle ve geri cinsiyetçi duygulara hitap ederek kadınların okuma haklarını sınırlıyor. Kadına karşı geliştirilen siyaset ve yöntemleri bu dönem kadın şahsında topluma karşı yürütülen savaştan bağımsız ele alamayız. İran yetkilileri 'Kadınlar evde oturmalı ve çocuklarına bakmalıdır. Kadının görevi erkeğe ve eve hizmet etmektir' sözlerinin ardından kadınlara karşı saldırılar arttı, kutsal bir görevmiş gibi bu rejimin kurumları yönünü kadınlara vererek her türlü vahşi yöntemleri kadına reva gördüler. Okullarda kız çocukları katlediliyor, taciz ve tehditlerle karşılaşıyor ve toplum içerisinde bu bir korkuya yol açıyor. Bu rejim iyi biliyor ki bir kadın toplumda ne kadar gelişirse o toplumda cinsiyetçi zihniyet yada devletçi egemen zihniyet azalıyor. İran devleti kadının bu gelişimini kendi monarşik rejimi önünde en büyük engel olarak görüyor. Zaten kadının topluma katılımını, toplumsal özgürlük arayışı ve toplum örgütlenmesinde hiç bir şekilde kabul etmiyor ve kadını tüm katılımlarının önünü kapatıyor.
-İran'da kadın yaşamın tüm alanlarından, siyasetten, ideolojiden ve ekonomiden uzak tutulmak isteniyor. Kadına karşı yürütülen bu siyasetin arkasında ne var, neden kadınlar tüm kurumlardan uzak tutulmak isteniyor?
Egemen güçler cinsiyetçi, dinci, milliyetçi ve bilimci zihniyet üzerinden varlığını sürdürmüş ve toplumu bu ideolojiyle ellerinde tutmuşlardır. Temelini bu zihniyet ve yapılanlardan alan İran devleti, aynı yöntemi İran halkı üzerinde de yaşatmakta ve gün geçtikçe de kadınları tüm yaşam alanlarından dışlamaktadır. Eğer ideolojik alanda kadınlar olursa kuşkusuz orada kültür ve toplum değerleri yaşatılır ve özgürlük arayışı gelişir. Bu yöntem ideolojik temelini cinsiyetçilik ve şeriattan alan İran monarşisi için büyük bir tehlike olarak görülmektedir. Bundan kaynaklı kadının bu özel alana girişini, kadının gelişimini ve bilinçlenmesini kendi ideolojisi için en büyük korku olarak görmekte. Kendince bu sebeplerden ötürü İran rejimi kadına yol açmamakta ve kadınların bu alanlarda bulunmasını istememekte. Son bir kaç yıldır İran devleti kadınların ekonomiden uzaklaşması için birçok yönteme başvurdu. İnsanlığın kendi geçimini sağlayabileceği önemli bir alan olan ekonomi alanına egemen sistem bilinçli olarak insanları dışında tutarak bu yöntemle toplumu kendisine bağlamaktadır. İran'da ekonomi mekanizması devletin izni dışında kimse dahil olamayacak bir şekilde oluşturulmuş. Bir işçiden tutalım kendi geçimini sağlamak için kaçakçılık yapan bir insan dahi bu mekanizma içinde boğulmakta. Özerk bir ekonomi yada toplumun kendi geçimini sağlayabileceği hiçbir alan bırakılmamış. İşçi sınıfı içinde her ne kadar kadınlar olsa da ikinci cins olarak görüldüğünden emeğinin karşılığı erkekten daha düşük olmakta. Özellikle bu son bir kaç yılda İran rejimi her yola başvurarak kadınların çalışmasının önünü almakta, kadına sadece annelik rolünü biçmektedir. Aileyi ve çocuk yaşta evliliği kutsallaştırma da bu siyasetin bir parçası. Bu yolla kadını erkeğe mecbur ediyorlar ve kadını erkeğin oluşturduğu yaşamı yaşamaya mahkum etme dışında tüm yolları kapatıyorlar.
Siyasetin kapıları kadınlara kapalı!
Kadının siyasete katılımı rejim kurulduğundan bu güne kadar kadının siyasete katılması çok sert bir şekilde kapatılmıştır. Ülke ve devlet yönetimi arasında şeriat yoluyla sınırlar konulmuş ve kadınlar siyasete atılmak istediklerinde sadece kimi bakanlıklarda çalışması uygun bulunuyor. Zaten kadınlar için başbakanlık ya da cumhurbaşkanlığından bahsetmek yasaklanmış durumda. Kadın siyasi aktivist ya da eylemci olsa kısa sürede rejim tarafından çok ağır koşullarda yargılanıyorlar. İran'da yüzlerce siyasetçi kadın bulunmakta ancak İran rejimi bu kadınları siyasi olarak kabul etmemekte. Yüzlerce siyasetçi kadın farklı suçlardan yargılanıyor ve idam ediliyor. Zaten bu rejim içinde kadınları siyaset yapması çok sınırlı iken kadınların ayrıca ulus, kültürel ve kendi özgür düşünceleri ve özgür bir yaşam için demokratik siyaset yapmaları 'Allaha karşı çıkılıyor' adı altında suçlanıyor ve ölümle cezalandırılıyor. Böylece bir siyasette kadınların siyasete katılmasından bahsetmek oldukça zor.
-İran'da 2014 yılında birçok kadın asit saldırısına maruz kaldı ve yine kadına karşı silahlı saldırılarda bulunuldu. Bu saldırıların amacı neydi? İran devleti neden bu saldırılara karşı sessiz kaldı? Bu devletin kendi siyaseti olabilir mi?
Bu yüzyılda kadın cephesinden hem siyasi alanda, hem toplumsal alanda, hem de kadının kendini örgütlemesi ve mücadele yürütmesi açısından çok büyük ve tarihi adımlar atılmakta. Aynı zamanda kadınlara uygulanan egemenlik üzerinden kendi varlığını sürdürenler çok vahşi yöntemlerle kadınların bu kazanımları ve kadınların varlığına saldırmakta. İran'da da böyle tarihi bir dönemde kadınlara dönük asitli saldırılar, yaralamalara ve kadın katliamları yaşanıyor. Kadınların yüzüne asit dökme DAİŞ'in vahşi yöntemlerine benziyor ve gittikçe İran'da da kadına karşı düşmanca yöntemler geliştiriliyor. Bu siyasetin arkasındaki amaç kadınları dışarıdan koparmaktır. Rejim yetkilileri bu vahşi yöntemlerin önüne geçmesi gerektiği yerde çok açık bir şekilde bu saldırıları kadınlara reva görmekte ve hatta teşvik etmekte. Bu saldırılara rağmen kadınların ve halkın bu vahşi yöntemlere karşı tepkisi gelişti ve bu durum uluslararası alanda da ele alındı ve insanlık için büyük bir ayıp olarak değerlendirildi. Ancak rejim yönetimi bu suçları akıl ve vicdandan uzak bir şekilde savunarak, 'Nehy ez mûnker' yani 'Şeriat kurallarının dışına çıkanlar karşı her türlü uyarı yapma hakkı vardır' dedi. Rejim böyle bir gerekçeyle kadınlardan ve toplumdan öç almak istiyor. Bu zihniyet toplum içindeki tüm ahlaksızlıkların sebebini kadınlarda görüp kadınlara yöneliyor ve kadınlara saldırıyor. Rejimin sessizliği kadınlara uygulanan bu vahşi siyaseti rava gördüğünü ortaya koymaktadır. Bu rejim her ne kadar DAİŞ'i kendisi için bir tehlike olarak görse de, bu çetelerin kadınlara yönelik uyguladığı yöntemlerini kendi kurumları ve kanunları aracılığıyla kadınlar ve İran halkı üzerinde uyguluyor. Önümüzdeki dönemlerde rejim yönetimi bu çeteleri ve kadınlara saldıran zihniyeti kutlarsa şaşırmamak lazım. İran toplumu bu uygulamalara karşı öfkelense ve karşı çıksa da korkularından kaynaklı bu uygulamaların önüne geçmiyorlar. Eğer bu saldırıların gerçekliğine bakarsak zaten rejimin kadını dört duvar arasında esir tutmak olduğunu görürüz. Toplum tarafından daha radikal tutumlar daha zengin yöntemler geliştirilseydi bu güçler bu uygulamaları yapmaya cesaret edemezlerdi. İran'da kadına karşı yapılan bu saldırılara karşı toplumun savunma amaçlı yaptığı uygulamalar sonuç itibariyle her yönüyle kadın yine kurban edilmiş oluyor.
-İran'da son dönemlerde birçok kadın aktivist seçimlerde birçok vaatlerde bulundu ancak şimdiye kadar hiçbirinin gerçekleşmediğini, aksine kadınların durumunun daha da kötüye gittiğini söylüyorlar. Ayrıca kadınlar bundan sonra Ruhani'ye oy vermeyeceklerini ve seçimlerde sandıklara gitmeyeceklerini ifade ediyorlar. Kadınların bu tutumunu nasıl buluyorsunuz?
İran'ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Hasan Ruhani çok farklı bir yöntemle topluma ve ülkede yaşayan çeşitli yapılanmalara yönünü verdi. İran toplumu özelde de kadınlar bu süreçte bir arayış içindeydiler. Zaten Ruhani de toplumun özelde de kadının bu arayışını biliyordu. Ruhani için çok iyi bir zaman ve koşul oluşmuştu. Varolan bu durumla kendi rakiplerine bir hamle yaptı. Seçim zamanında halkın dilinden konuşarak yüzlerce topluluğu yönetti. Toplantılarda özellikle kadınlara ve gençlere hitap ediyordu. Varolan düzenden rahatsız olan kadınlar, Ruhani'nin bu konuşmalarına saygıyla yaklaşıyor ve kendileri için bir kurtuluş yolu olarak görüyorlardı. Ancak bu maskenin ve konuşmaların ardındaki gerçeklik olan İran'ın şimdiye kadar varolan siyasetini Ruhani üzerinden yürütmesi görülmedi. Cinsiyetçilikten beslenen devlet zihniyeti kadın ve toplumun içinde bulunduğu konumu değiştirmedi. Sandığa gitmemek ya da oy vermemek bu siyasetin önünü almakta yeterli olacaktı. Kadınlar ve gençler, kendi güçleri ve egemenlikleri için halkın oyunu kullananlara karşı daha güçlü bir mücadele ve daha radikal bir tutum sergilemelidir. Halkın yönetimini ve ülkenin temsiliyetini yapan kişilerin sözlerine göre değil, zihniyet, pratik, siyaset ve çözüm için sunacakları alternatiflere göre belirlenmesi önemlidir. Şu bir geçektir ki; demokrasinin adını kullanıp, egemenliği hedefleyen kişiler aslında kendi imparatorluklarını sürdürebilmek için savaştıkları unutulmamalıdır. Bu zihniyete karşın büyük bir özgürlük ve demokrasi mücadelesi verilmesi gerekir. Bu güçlerin boşa çıkarılması ve zayıflatılması için kadınların ve gençlerin örgütlenmesi ve kendi yönetimlerini kendilerinin gerçekleştirmesiyle olabilir.
-İran'da son yıllarda birçok kız çocuğu zorla evlendirildi. istatistiklere göre 2014'te 9 ay içinde 31 bin kız çocuğu evlendirilirken, bin 277 kız çocuğu ise anne oldu. Neden kadın ve toplum buna karşı sessiz kalmakta?
İran ve Rojhilat Kürdistanı'nda son yıllarda yaşanan toplumsal kaos nedeniyle devleti güçlendirecek ve büyütecek kurum olan aile kurumu gittikçe yıkılıyordu. İran'da gündemde olan bir diğer konu da kadın ve erkek arsındaki farklılıktır. Zaten kadınların çoğu okumaya yönelmiş ve gelecekleri için farklı arayışlar içerisindeydi. 2010'dan sonra devlet tarafından kadınların okuması ve çalışmaları ön plana çıkarıldı. Rejim bir korku içine girdi ve bu durumu tersine çevirmek için hızlı bir şekilde tedbir almak istedi. Çok açık bir şekilde kadınların okuması ve çalışmasına karşı duyduğu korkuyu belirterek bunun önünü almak istedi. Buna karşın aile ve evlilik kutsandı. Hatta küçük yaşta evlilik benimsendi. Devlet bunun için bir yardım kampanyası da düzenleyerek evlenmek isteyenlere maddi yardımda bulunacaklarını da belirtti. Ekonomik durumu kötü olan bir çok aile de bu yardımdan faydalanabilmek için 9-10 yaşlarındaki kız çocuklarını evlendirdi. Aileyi kutsallaştırma siyaseti adı altında var olan rejim bu suçları çok normal görüyor hatta 9 yaşındaki kız çocuklarının evlendirilmesini yasalarla normalleştiriyor. Eğer bu ülkede evliliklere bakarsak rejimin siyaset ve yöntemleriyle toplumu kadın üzerinden nasıl istismar ettiği de çok açık bir şekilde görülecektir. Bu yasalarla bu duruma mahkum edilen kadın, toplumsal, ekonomik, ideolojik ve siyasi alanda nasıl yer alacak? Zaten kadın küçük yaşında küçük bir devlet içinde ya da aile içinde esir alınmış ve görevleri belirlenmiş. Aile ya ekonomik durumlarından kaynaklı ya da geri ve klasik zihniyetten kaynaklı kadını bu duruma mecbur bırakıyor. Eğer evli kadınların yaşadığı katliamları ve intiharının oranlarına bakarsak o zaman varolan gerçekliği görebiliriz. 9-10 yaşındaki bir kız çocuğu nasıl bu kararı alabilir. Henüz o yaştaki bir çocuk sosyolojik ya da biyolojik olarak ne evlilikten ne de aile kurmaktan bahsedebilecek durumda değildir. Eğer kız çocuklarının evliliğe karşı çıkışları olsa da ya öldürülüyor ya da zorla bir erkeğe satılıyor.
'Kadınlar ortak mücadele yürütmeli'
Yürütülen bu siyaset ve kırım uygulamalarına karşı toplumun tutumu zayıf kalmıştır. Sadece kabul etmemeyle sınırlı kalınıyor. Bu kararları ortadan kaldıracak ve bu zihniyetle vahşeti yaşatan kişileri mahkum edecek çok güçlü bir tutum sergilenmiyor. Toplumsal kırımı yaşatan bu siyasete karşı kadının ve toplumun sessiz kalışı bu geri ve eril zihniyete güç veriyor. Bu durum toplumun toplumsal bilinçlenme ve gelişime ihtiyacı olduğunu bizlere gösteriyor. Kuşkusuz ilk önce kadınların kendi cinsleri üzerine yapılan sömürgeciliği ve kırımı görmeleri gerekmektedir. Kadınlar bu duruma karşı ortak bir mücadele yürütmelidir. Eğer kadınların tarihi ve toplumsal bilinçlenmesi gelişirse yaşanan bu kırımın önüne geçilebilir. Kadın kendini örgütler ve ekolojik, doğal toplum ve özgür eş yaşam felsefesine göre yaşama bakarsa, kendi rol ve misyonunu bu evrede doğru değerlendirirse kuşkusuz o zaman en doğru yaşamın nasıl olması gerektiğine karar verebilir. Kadının bu gün içinde bulunduğu durum kendisinin seçtiği bir yaşam değildir. Bu yaşamı kapitalist modernitenin kendisi oluşturmuş. Eğer kadın ve toplum birlikte kendi rengi ve kendi özüyle yaşama, yönetme kararı alırsa o zaman kadın üzerinden yürütülen vahşi yöntemler sonuçsuz kalacak ve başarıya ulaşmayacaktır. En doğru olanı ise kadının cinsiyetçi kırıma ve onun zihniyetine hizmet edecek olan her türlü evliliğe karşı mücadele yürütmesi, toplumu özgür eş yaşam bilinciyle örgütlemesi olacaktır.
-İran'da şuanda gündemde yer alan temel konulardan biri de uyuşturucu. İran Devleti kadın ve geçlerin bu maddeyi kullanmasına karşı sessiz. Buna karşı Kürt halkı nasıl bir uyanış yaratılmalı?
İran uyuşturucu maddenin en fazla kullanıldığı ülkelerin başında gelirken aynı zamanda en fazla idamın sebebi olan yine uyuşturucu madde satımı olmaktadır. Bu kadar ağır cezaların verilmesine rağmen uyuşturucu maddeye en rahat ulaşılabilen ülkeler arasında İran da gelmektedir. Özellikle 1990'dan sonra uyuşturucu maddelerin kullanımı İran'da gittikçe arttı ve bu son yıllarda ise kullanım düzeyi çok yüksek seviyeye çıktı. İran'ın bu yıllarda halklara karşı yürüttüğü politikaya bakılırsa o zaman bu durumun asıl sebebi ortaya çıkacaktır. İran'da yüzlerce Kürt uyuşurucu madde temin etme, ekme adı altında idam ediliyor. Ancak cezaevlerinde uyuşturucu maddeye de çok rahat ulaşılabiliniyor. Uyuşturucu madde sokaklarda yüzlerce kişinin gözleri önünde satılıyor. Bu uygulamaların özellikle Kürdistan'da geliştirilmesi normal bir durum değildir. İran rejimi bu politikalara çok bilinçli bir şekilde başvuruyor. İran rejimi özel savaş yöntemlerini Kürt gençleri üzerinden yürütüyor. Koruculuk vb. gibi Kürt gençlerini mücadeleden koparacak yöntemleriyle başarıya ulaşamayan İran rejimi Kürdistan'da kirli politikalar yürütmeye başladı. Özellikle son 3 yılda Rojhilat'ta 11-18 yaşları arasındaki Kürt gençleri üzerinden Kürt halkı bu kirli politikalara itilmek isteniyor. Okul, park ve sokaklarda Besic güçleri tarafından oluşturulan çete ve şebekeler aracılığıyla Kürt çocukları hedef alınıyor. İran rejimi bu yolla Kürt kadınları ve gençlerini özgürlük arayışından, siyasi mücadelelerinden ve hatta kültürlerinden uzak tutmak istiyor. Rejimin tek macı Kürdistan'da bu maddeleri dağıtarak gençleri yozlaştırmak ve kırımdan geçirmektir. Kürt halkına düşmanlık yaparak İran rajimi gençleri faşizan siyasetine araç ediyor.
'Uyuşturucu kullanımına karşı halkımız radikal bir tutum sergilemeli'
Toplumsal ve siyasal kırım için uygulanan özel savaş politikalarına ve rejimin döktüğü Kürt gençlerinin kanına karşı halkımızın bilinçlenmesi gerekiyor. Kürdistan'daki bu siyasetin çürütülmesi gerkiyor. Her sokakta, şehirde halkımız bu maddeleri satan kişileri teşhir etmeli ve bunlara karşı radikal bir tutum sergilemelidir. Bu tutum sergilendiği zaman kimse ülkemize bu politikaları uygulamaya cesaret edemez. Bu halkın savunucu gücü ve onuru olan Kürt gençlerinin hiçbir şekilde kendi varlığını sürdürmek amacıyla Kürt halkı üzerinden faşist saldırı ve politikalar yapanlara geçit vermemelidir. Halkımız şunu bilmelidir ki; rejimden hiçbir beklenti değişimi yaşatmaz. Bu uygulamalara karşı halkımızın doğal hakkı olan mücadele ön plana çıkarılmalıdır. Ne devlet ne de çetelerin yönünü Kürdistan'a çeviren rejim, Kürdistan'daki bu soruna çözüm olmaz. Halkımız gençlerini bunlara karşı korumalı ve bu çetelere karşı mücadelesini yürütmesi gerekiyor. Nasıl ki Urmiye Cezaevi'nde Kürt gençleri bu politikalara karşı bedenini kalkan yapmışsa, halkımızın yurtsever ve yürütülen siyaseti boşa çıkaracak bir ruha sahip olabilmeli. Kuşkusuz rejimin yürüttüğü bu politikalar kadının özgürlük arayışı ve demokrasi mücadelesinin önünü alamamıştır. Tam tersine kadınlar ve gençler kırım politikalarına karşı mücadelelerini yükseltiyor.
-Şuanda İran ve Rojhilat Kürdistan'ında kadın örgütü olarak mücadele yürütüyorsunuz. Bu sorunların çözüme kavuşması için siz hangi mekanizmayı devreye koyacaksınız, metotlarınız ne olacak?
İran'da özellikle Rojhilat'ta kadınları saldırılarının hedefine alan İslami İran Cumhuriyet rejiminin bu saldırılarını kadınların yürüttüğü mücadeleden bağımsız ele alamayız. İranlı kadınlar siyasi kazanımlarını kendi açısından değerlendirmeli ve İran rejiminin kadınlara yönelik saldırısının sebeplerini doğru analiz etmelidir. Rejim bir taraftan kanun ve şeriatla kadın üzerinden ideolojik bir savaş yürütüp kendi kurumları aracılığıyla cinsiyetçi düşünceleri derinleştiriyor bir taraftan da kadınların kimlikleriyle siyasette yer almaması, değişim ve gelişime öncülük etmemesi için tutuklama ve öldürmeyle kadınları tehdit ediyor. İsfehan'da yapılan saldırılar da bu politikadan kopuk değil. İran devleti son dönemlerde dış siyasete karşı bir sıkışmışlığı yaşıyor ve bu krizden kurtulabilmek için de her türlü yönteme başvuruyor. Nasıl ki Ortadoğu'daki saldırılarda ilk önce kadınlar hedef alınmışsa, İran rejimi de aynı silahı kullanıyor. İçinde bulunduğumuz yüzyılda kadının rol ve misyonunu, kadına karşı yürütülen siyasi-ideolojik yaklaşımı sıradan ele alamayız. Eğer bu yüzyılda sistemin değişim-dönüşüm ve güçlerin savaşı yürütülüyorsa, bu savaşın kadına karşı yürütüldüğü de biliniyor. Hem kapitalist modernite, hem de ulus-devlet, cinsiyetçi zihniyetin zayıflamasını kendileri için bir tehlike olarak görmekte. Bundan kaynaklı kadın öncülüğünde yürütülen demokratik yaşam alternatifine kadınların katılımını engellemekte. Bu da kuşkusuz sistemin kadından korktuğunu bizlere gösteriyor. Rojhilat Kürdistan'ında kadınların siyasete ve toplumun tüm çalışmalarına katılması aynı zamanda demokratik mücadeleye öncülük etmesi İran'ı demokratikleştirmeye götürür. Bu süreçte KJAR bölgede kadınlara ve topluma öncülük etmek, kadını kendisine kurban eden politikaları çürütebilmek için mücadele yürütmekte. 2014 yılında İran halklarının mücadele değerleri 2015'te kendisiyle çözümü getirecek. Biz Demokratik Konfederalizm'de ısrarlı olacağız. Bu konuda İran rejimi pratik adımlar atmayana kadar kadınların mücadelesi ile karşılaşacaktır. Bu sorunların çözümü en alternatif güç ve mücadele yöntemi kadın ve toplumun örgütlenmesi ve bunu sistemli bir hale getirilmesinde görüyoruz. Kadın kurtuluş ideolojisi anlayışıyla hareket eden kadın, özgürlüğü getirecektir. Kendi komünlerini ve özgür toplum sistemini oluşturan toplum, tüm egemenleri boşa çıkarabilir. Biz bu alternatif ve mücadele yöntemiyle İran halkları ve özellikle kadınların, sorunu çözeceğine ve özgürlük mücadelesini başarıya ulaştıracağına inanıyoruz.
(mg)

