DKY'de 'kadın bilimi' jineoloji tartışıldı

18:22

 


JINHA


MÊRDîN - Nusaybin'de devam eden DKY buluşmasının öğleden sonraki bölümünde "Öz savuma, fen bilimleri, feminizm ve jineoloji"  ile "Kadın emeği ve kadına yönelik her türlü şiddet" konuları ele alındı. Devlet ve iktidar odaklı bilimin kadını pençesine alan bir güç haline geldiğini kaydeden Biyolog Necla Köroğlu, "Bilim her ne kadar kendini tarafsız ve cinsiyetten arınmış olarak nitelendirse de cinsiyetçi ve elit bir haldedir. Bizden çalınan bilimi Jineoloji temelli geri almak zorundayız" dedi.


Rojava kadın devrimine atfen Nusaybin'de düzenlenen Dünya Kadın Yürüyüşü (DKY) 4. Eylem Yılı etkinlikleri kapsamında Mitanni Kültür Merkezi'nde öğleden sonra "Öz savuma, fen bilimleri, feminizm ve jineoloji"  ile "Kadın emeği ve kadına yönelik her türlü şiddet" konulu paneller düzenlendi. Aynı saatlerde iki ayrı salonda düzenlenen panellere yüzlerce kişi katıldı.  "Öz savuma, fen bilimleri,  feminizm ve jineoloji" başlıklı panelin moderatörlüğünü Jineloji çalışma aktivisti Figen Aras yaparken, Biyolog Necla Köroğlu,  Genç Kadın Meclisi üyesi Yeter Barba,  DBP Yerel Yönetimler Komisyonu üyesi Çimen Işık konuşmacı olarak katıldı. Figen Aras, "Kürt kadınları sayesinde kendi kültürümüzle buluştuk" dedi. Jineoloji'nin kadın kelimesinden türediğine işaret eden Figen,  "Kürtçe'de 'jin' kelimesi yaşam anlamına gelmektedir. Bu da kadının yaşam ve doğala ilgili bütünlüğünü göstermektedir.  Aslında kadının doğayla bütünleşerek bir bedenle buluştuğunu görebiliyor" dedi.


'YPJ bizlere tarihsel sorumluluk yüklemiştir'


Kadının günümüzde yaşadığı durumu değerlendiren Figen, "Ama bu gün geldiğimiz durumda kadın evde oturmakta ve sadece tecavüz ile şiddetle anılmaktadır. Kadının doğa ve canlı ile yaşam bağını yüz yıllardır bilinmektedir. Bizler de jineoloji ile kadını özünü bulmaya ve erkeğin yarısı olmadığımızı bilimsel olarak cevap bulmaya çalışıyoruz. YPJ'nin Kobanê'de yaptığı devrim bizlere tarihsel sorumluluk yüklemiştir. Bizler de araştırarak sonuca ulaşacağız" diye belirtti. Bugün Kürdistan'da kadın kimliğinin açığa çıktığını söyleyen Figen, "Bu günden sonra bizi kimse tanımlayamaz. Kürt vardır dedirmek için binlerce kişi yaşamını yitirdi. Bu gün Kürt varlığını ispat ettik. Şimdide kadınlar olarak kendi kendimizi tanımlayacağız. Kendi kültürümüz ve yaşamımızla ele alarak bizler yol alacağız" dedi.


'Çocukları öz savunma temelli eğitmeliyiz'


Yeter Barba ise, öz savunmanın sadece insan da var olmadığını söyleyerek,  güllerin dikenleri, kedilerin de pençelerini örnek verdi. Tecavüz kültürünün kadını aşağıladığını, erkeği ise yücelttiğine dikkat çeken Yeter, "İlkel komünal toplumlarda erkekler ava gittiği zaman kadınlar, erkekler birlikteliğine karşı çıkıyordu. Bu karşı çıkış erkeğin saldırganlığındandır. Kadın şuan kafesteki süs bitkisine dönüştürülmüştür. Kadın Ortaçağ'da bilgeliğinden ötürü diri diri yakılmış, cadı olarak nitelendirilmiştir" diye belirtti. Kadının yüz yıllardır erkekle mücadele ettiğini dile getiren Yeter, "Bu mücadeleyi Ortadoğu'da görebiliyoruz. YPJ, DAİŞ çetelerine karşı mücadelesinde göstermiştir. Ama Türkiye'de Özgecan katledilmiş ve tacizler meşrulaştırılmıştır. Amed'te kadın katliamlarına karşı Amed Arin Mirxan kadın timleri kurulmuştur. Taciz ve tecavüzler azalmak yerine her geçen gün artmaktadır. Kadınların can güvenliği yoktur ve bir isyan başlatmıştır" diye belirtti. Erkek saldırısına karşı kadınların öz savunmasını değerlendiren Yeter, "Kadınlar olarak önce çocuklarımıza kendi savunmalarını yapacak şekilde eğitmeliyiz. Sonra kendi savunması güçlendirmeliyiz. Kadına sokakta, evde, cadde dayatılmak istenin cinsiyetçi yaklaşımı kabul etmeyecektir. Sonuna kadar öz savunma hakkını kullanacaktır" diye belirtti.


'Bilim iktidarın hizmetinde'


Devletin bilimi üzerinde etkisini değerlendiren Biyolog Necla Köroğlu da, iki yıldır jineoloji atölyelerine katıldığını ve bu atölyelerde bilimin gerçek yüzünü ele aldıklarını söyledi. Necla "Bilimin insanlarla buluşturulması büyük bir sorun oluşturuyor. Bilgi bu gün iktidarlaşma yolunda ilerliyor. Bilim ise karar verme merci haline gelmiş. Bilim bu gün nasıl yaşayacağımızı, hangi evde oturacağımıza ve nasıl giyineceğimize kara vermeye kadar hayatımıza gelmiş bulunmaktadır. Kadın olarak içinde var olmadığımız bir bilim dünyası ile karşı karşıyayız" dedi.  Bilimin taraflı ve iktidar yanlısı olduğunu dile getiren Necla sözlerini şöyle sürdürdü:  "Bilim her ne kadar kendini tarafsız ve cinsiyetten arınmış olarak nitelendirse de cinsiyetçi ve elit bir haldedir. Kar amaçlı bir bilim ile karşı karşıyayız. Bu sorunları nasıl aşabiliriz ve kadını nasıl bilime dahil edebiliriz bunu tartışmalıyız. İnsanlığın var oluşundan bu yana bilime ihtiyacı vardır. Bilim ihtiyacı sorgulaya götürür. Bu sorgulamalara da ihtiyaca ve birikime neden oluyor. Bu birikim ne kadar insanlarla paylaşılıyor. Üretilen bilim ise kadının toplumsal rollerinde kullanıldı. İnsanların gelişim aşamaları boyunca kadında duygusal zekayı erkekte ise analitik zekası geliştirmiştir. Erkek kurnazlaştıkça kadın geriye itilmeye devam etti." Bilim dünyasının kadını pençesine alan güç haline geldiğini belirten Necla, "Bu da gösteriyor ki kadınlar artık bilim dünyasına girmesi ve araştırması gerekiyor. Bizden alınan ve çalışan bilimsel yaşamın içerisinde olmamız ve akademilerimizi oluşturmamız gerekiyor" diye anlattı.


'Jineoloji feminizm de içinde barındıran bilim dalıdır'


Feminizm ve jineoloji arasında farkı değerlendiren Çimen Işık, "Jineoloji, feminizmi dışlayarak kendisini oluşturmuyor. Feminizm mirası üzerinde kendini devam ettirerek,  bedene bürünüyor" dedi.   Jineolojinin feminizmi yok saymadan kendi içinde yaşamsallaştırdığını dile getiren Çimen Işık, "Feminizm var olan devletçi zihniyeti aşarak, cinsiyet eşitliliği ortaya koymaktadır. Feminizm kadın odaklı bir çıkıştır. Sadece kadın eksenli olması erkek düşmanlığı olarak bilinmektedir. Yaşandığı darlık bu algıyı yaratmaktadır. Jineoloji bir ihtiyaç olarak doğmuştur" dedi. Jineolojinin kadının toplumsal kimliği olduğunu dile getiren Çimen, "Jineoloji çerçevesi netleşmiş bir bilim dalı değildir. Hala tartışmaları devam eden bir bilim dalıdır. Bu tartışmalarla her boyutu ele alınması daha geliştirici olacaktır. Burjuva kadını feminizm kurumsallaştırdı. Bu nedenle sorunları çözüm üretemedi. Ama jineoloji ile birlikte feminizm geliştirilerek toplumsal ve kadın sorunlarına çözüm bulunuyor" diye belirtti. Konuşmaların adından panel soru cevap bölümüyle son buldu.


Bir diğer panel ise farklı bir salonda yapılan "Kadın Emeği ve Kadına Yönelik Her Türlü Şiddet" konulu paneldi.  Moderatörlüğünü KJA aktivisti Gülistan Balkaş'ın yaptığı panele konuşmacı olarak, KJA aktivisti Mukaddes Alataş, KESK Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy, DKY Brezilya Organizasyonu'ndan Mariana Paes ve DKY Portekiz Organizasyonu'ndan Vania Martins katıldı. Açılış konuşmasını yapan Gülistan Balkaş, kadın buluşmasını sağlamanın kolay olmadığını çok ağır bedeller ödediklerini ancak hiç bir zaman mücadelelerinden vazgeçmediklerini vurguladı. Gülistan,"Özgürlük mücadelemizin en büyük kazanımlarından biri olan DKY heyecanını hep birlikte yaşıyoruz" dedi. 


'Kürdistan kadınları örgütlülüğünün farkında'


Mukaddes Alataş, KJA olarak şiddete karşı politikalarını anlatarak, yerel yönetimleri kazandıkları süre zarfı içerisinde Kürdistan'ın hiç bir yerinde danışmanlık merkezlerinin olmadığını dile getirdi. Mukaddes, Kürdistan bölgesinde bulunan tüm kadınların örgütlülüğünün farkında olduklarını dile getirerek, "Dolayısıyla örgütlü kadınlar şiddetle karşılaştıklarında polise gitme yerine direk partimize ve kadın merkezlerimize başvuruyorlar. Kadına yönelik mekanizmalarımızı çok güçlendirdik. 6284 sayılı kadına yönelik şiddetle mücadele yasası var ancak bu yasa pratikte uygulanmıyor. Yasa uluslar arası bir yasa olsa dahi yaşama geçirilme noktasında eksik kalınıyor" diye konuştu.


'Tecavüzcüler daha çok ev içinden geliyor'


DKY Organizasyonundan Mariana Paes, 'İş ve iş ortamdaki şiddet' başlıklı konu üzerine sunum yaparak, Brezilya toplumunun ataerkil bir toplum olduğunu söyledi. Mariana, kamuoyundaki yaşam ve toplumda ki yaşamların çok farklı olduğunun altını çizerek, toplumdaki algının erkeğin para getiren olarak görülmesinden kaynaklı kadınların bu durum karşısında savunmasız olarak görüldüğünü belirtti. Mariana, savunmasız olan kadınların şiddete karşı daha açık olduğuna vurgu yaparak, "Kadınlar hem evin içinde hem de ev dışında çalışıyorlar. Bu sebeple eğitim noktasında eksik kalıyorlar. Brezilya da kadına şiddet daha çok ev içinde gerçekleşiyor. İstatistikler bize tecavüzcülerin, şiddet yanlıların daha çok evin içerisinden geldiğini gösteriyor. Brezilya da nüfus çok yoksul ve bu yoksulluğun yarısından fazlasını kadınlar oluşturuyor. Kadına yönelik şiddetin evrensel olduğunu görüyoruz" dedi. 


'Avrupa'da kadın sığınıkları elle sayılacak kadar az'


Vania Martins, 'Ev içi şiddet' konulu sunum yaparak, Avrupa'da yüzde 3'lük kesimin hala kadına yönelik şiddeti meşru gördüğünü söyledi. Avrupa'da kadın sığınıklarının elle sayılacak kadar yetersiz olduğuna dikkat çeken Vania, "Avrupa çapında gerçekleşen Portekiz'i, İngiltere'yi etkileyen bir konu daha var. Ev içi şiddete uğrayan kadınlara hizmeti özelleştiriyor. Bu da demek oluyor ki para döngüsü artacak ve göç eden şiddete maruz kalan kadınlar 830 lira ödeyerek korunmaya alınabilecek aksi halde ülkeden çıkarılacak. Bizler bu durumun ortadan kaldırılması için mücadele ediyoruz. Bu durum beni ve birlikte mücadele ettiğim kadınları savunmasız kılıyor. Bence bu döngü ancak kadınların gücü ele geçirilmesiyle gerçekleşecektir" dedi.


'Yanlış sisteme karşı itirazlarımız devam edecek'


KESK Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy, kadının yaşama katılımını ve istihdamını ele alınmasının gerektiğini ifade ederek, "Ataerkilliğe vurgu yapmak gerekiyor, çünkü kapitalizmden daha eskidir. Toplumsallık içerisinde kök saran ataerkil sistem kadınları görünmez kılmıştır. Bugün AKP'nin yaptığı aslında tam anlamıyla ataerkil döneme geri dönüş şeklidir" ifadelerini kullandı. Kapitalist modernitenin yaptığı tek şeyin kadını metalaştırma ve ucuz iş gücünü geliştirmek olduğunun altını çizen Gülistan,  Kapitalist modernitenin muhafazakarlıktan, kadının görünmez kılınmasından ve cinsiyetçi iş bölümünden kendini var ettiğini vurguladı. Gülistan son olarak, kadını eve kapatan politikalara karşı itirazlarının olduğunu ve itirazlarının devam edeceğini söyledi.


'Biz ölümü değil barışı yeşerteceğiz'


"Ekonomik yaşamda görünür değiliz ancak ekonomi bizim işimiz diyerek komünal ekonomiyi değerlendirmemiz gerekiyor" diye konuşan Gülistan,  kadını üretimle buluşturmak için komün kooperatifleşmeyi gerçekleştireceklerini söyledi. KJA olarak Nusaybin'de kadınların çalışma yaşamına katılımı noktasında bir proje hayata geçirdiklerini belirterek, "Mevsimlik işçilik yapan kadınlar Nusaybin'de sınır tellerinin örüldüğü noktada mayınların yerine beyaz gül ekecekler. Sloganları da şu olacak, 'Biz ölümü değil barışı yeşerteceğiz' bu sloganla mevsimlik işçileri kadınları kendi topraklarında üretime dahil edeceğiz" şeklinde konuştu. Sunum soru ve cevaplar şeklinde sona erdi.


(ekip/fk/mg)