'Kader' diye sunulanı değiştiren kadınlar ve 8 Mart
10:08
JINHA
HABER MERKEZİ - Anaerkil dönemin güç ve adaletini yeniden canlandıran 8 Mart 2015'te kadınlar, bir tarihi yeniden canlandırmayı tartışmaya başladı. Türkiye'de 1987'lerde yürütülen "şiddete karşı mor iğne" kampanyasından, Hindistan'daki Gulabi Gang'a, İran'da Reyhaneh Jabbari'nin eyleminden Rojava'daki YPJ savaşçılarının özgürlük mücadelesine kadar, erkek egemenliğine karşı yürütülen hesaplaşma, sokaklarda yeniden duyulur oldu.
Anaerkil kültürden devrimler yaratan, güç ve adaleti temsil eden kadınlar 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ile sembolleşen son 200 yıllık mücadele tarihinde kadın tarihini yeniden canlandırmaya başladı. 8 Mart 1857 'de Newyork'lu 40 bin dokuma işçisi kadın, daha iyi koşullarda çalışmak, 10 saatlik işgünü, eşit işe eşit ücret talepleriyle greve çıktı. Patron, grevci kadınlarla, diğer işçilerin dayanışmasını engellemek için fabrika kapısına kilit vurdu. Fabrikada çıkan yangında, 129 grevci kadın, yanarak can verdi.
Kibritçi kadınların direnişi
1889 Kibritçi kadınlar grevi: Londra'daki Bryant ve May fabrikalarında dehşet verici koşullar altında çalışan kadınlar beyaz fosforla çalışmanın sonucu olarak çene kemiği hastalıklarına yakalanıyorlardı. Çene kemikleri çürüyor ve yemek yiyemiyorlardı. Çalışma koşullarının düzeltilmesi için yaptıkları grev kitlesel destek gördü. 1908'de, "beyaz fosfor" maddesi, sendikal hareket sayesinde yasaklandı.
İlk kutlama
1908 yılının 8 Mart'ında, yine dokuma işçisi kadınlar grev başlatarak, işyerlerini işgal etti. Taleplerini daha da genişletmişlerdi: "8 saatlik işgünü, çocuk emeğinin sömürülmesine son verilmesi ve kadınlara oy hakkı tanınması." 1909' da Manhattan'da 20 bin gömlek işçisi kadının grevi, diğer fabrikalara da yayıldı. Polis saldırısında yüzlerce kadın yaralandı ve tutuklandı. Grev talepleri kabul edilinceye kadar, yaklaşık iki ay sürdü. 1910 yılında Danimarka'nın Kopenhag kentinde toplanan ve 17 ülkeden 100 delegenin katıldığı İkinci Enternasyonalin Kadınlar Konferansı'nda, Clara Zetkin'in önerisiyle 8 Mart "Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü" olarak ilan edildi. Bu tarihten sonra, cinsel ve sınıfsal sömürüye karşı, mücadele günü olarak dünyada kutlanmaya başlandı. 1911 yılında, 1910 Kopenhag Konferansı'nda alınan karar uyarınca, 8 Mart ilk kez Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre de yüz binlerce kadın ve erkeğin katılımıyla kutlandı.
Ekmek ve gül
Bu kutlamalardan 1 hafta sonra 25 Mart'ta Newyork kentinde çıkan Triangel yangınında 140 kadın işçi yanarak öldü. Bu olay Amerika çalışma koşullarını büyük ölçüde etkiledi. 1912 yılında Amerika'da, Massahucettes Eyaleti'ndeki büyük yün merkezi Lawrence'de, 20 bin işçi, ücretlerinin azalmasını protesto ettiler. Bunun üzerine büyük New England Tekstil Sanayi'ni sarsan işi bırakma olayı gerçekleştirildi. Grevcilerin yaptığı pek çok yürüyüşünden birinde, bir grup genç kız "Hem Ekmek Hem de Gül İstiyoruz" yazılı bir pankart taşıdı. Bu James Oppenheim'in ünlü "Ekmek ve Gül" şiirine ilham oldu. 1917 yılında Rusya'da kadınlar, savaşa ve sefalete karşı "Ekmek ve Barış" için yürüdü
Bayrağı ezilen halklardan kadınlar devraldı
Ekim devriminden sonra 8 Mart tüm Sovyetlerde, mücadele günü olarak kutlandı. Devrimin yenilgisinden sonra bile, halen 8 mart resmi tatil ve kadınlar günü olarak süregeldi. 1962 yılında İngiltere'de 200 bin kadını temsil eden 19 sendika, işverenle eşit ücret sözleşmesi yaptı. 1960'lar da batıda gelişen Kadın Kurtuluş Hareketi eski feminizmin (İngilterede sufrajetler) aksine diğer ezilenlerin mücadeleleri ile ortak bağlama sahipti. Vietnam, Küba, Cezayir gibi emperyalizme karşı mücadele eden halkların mücadelelerinden etkilenen sisteme muhalif, barış yanlısı çeşitli radikal hareketlerle etkileşim içinde doğdu ve gelişti.
BM'de 1977'de kabul edildi
1970'de Londra'da gece temizlik işçisi kadınlar sendika için mücadele ettiler. 1972'de İngiltere’de, Goodman'da çalışan kadınlar eşit ücret için grev yaptı. 1973'de yine İngiltere’de, çoğu kadın yüz binlerce hastane işçisi ilk ulusal grevlerini yaptı. 1973'de çorap fabrikasında çalışan Asyalı kadınlar ırk ayrımına karşı gösteri yaptılar. 1975 'de İngilterede, eşit ücret için Heywood'da kadınlar 11 hafta grev yaptı. 1975 yılı Birleşmiş Milletlerce, Eşit Haklar, Gelişme ve Barış için Uluslararası Kadınlar Yılı, 1975-1985 dönemi ise Dünya Kadın On Yılı olarak ilân edildi. 1977'de ise BM, 32/142 sayılı genel kurul kararı ile 8 Mart'ı Dünya Kadın Günü olarak kabul etti.
YPJ ile tarihi yeniden yazıyorlar
Kadınlar, bir tarihi yeniden canlandırmayı tartışmaya başladı. Türkiye'de 1987'lerde yürütülen "şiddete karşı mor iğne" kampanyasından, Hindistan'daki Gulabi Gang'a, İran'da Reyhaneh Jabbari'nin eyleminden Rojava'daki YPJ savaşçılarının özgürlük mücadelesine kadar, erkek egemenliğine karşı yürütülen hesaplaşma, sokaklarda yeniden duyulur oldu. Özgecan Aslan'ın vahşice katledilmesinin ardından yükselen kadın isyanı ile birlikte şiddete karşı özsavunma yeniden tartışmaya açıldı. Böylece, artarak devam eden kadına dönük şiddet, kendi mezar kazıcılarını yaratmaya başladı. Sokaklarda "gerekirse silahlanacağız" sözleriyle yankılanan çığlık, bugün daha geniş bir kesim tarafından görünür olsa da, her zaman kadınların şiddete karşı başvurdukları yöntemlerden birisi oldu. Özsavunma, kadınların genelde en yakınlarındaki erkeklerin şiddetine maruz kaldıklarında gösterdiği bir tepki iken, bu öfkenin örgütlü biçimlerini de görmek mümkün.
Örneklerini incelemeye kendisine tecavüz eden erkeği öldürdüğü için müebbet hapis istemi ile yargılanan Nevin Yıldırım'dan başlayabiliriz.
Nevin Yıldırım, Isparta'nın Yalvaç İlçesi'ne bağlı Koruyaka Köyü'nde 29 Ağustos 2012 tarihinde, kendisine silah zoru ile tecavüz eden erkeği öldürdü. Nevin'in özsavunması mahkeme tarafından "Canavarca hisle insan öldürme" olarak değerlendirildi. Müebbet hapis cezası ile yargılanan Nevin yaşadıklarını şu şekilde anlatmıştı: "Köye döndükten sonra telefonla arayıp benden hoşlandığını ve benimle birlikte olmak istediğini söyleyip tacize başladı. İstediklerini yapmazsam çocuklarımın ve kocamın kafasına sıkacağını söylüyordu. Hem adımın çıkmasından, hem de aileme zarar vermesinden çok korkuyordum." Nevin, kadın özsavunma örneklerinin sembolleşmiş isimlerinden. Tecavüzcüler, tacizciler, şiddet uygulayan erkekler ödüllendirilir gibi için serbest bırakılırken, Nevin gibi pek çok kadın hapishanelerde. Nevin ve tüm "canına tak eden kadınlar" için sormakta fayda var: Peki Nevin tecavüzcüsünü öldürmeseydi ne olurdu? Olmayan Kadın Bakanlığı mı korurdu Nevin'i yahut şikayet etseydi, devlet tecavüzcüyü mü yargılardı? Hepsi bir yana Nevin'in tecavüze uğradığını öğrenen köylü ne yapardı?
Reyhaneh'in hikayesi
Reyhaneh Jabbari, İran'da kendisine tecavüz girişiminde bulunan eski istihbaratçıyı öldürdüğü için İran rejimi tarafından 26 Ekim 2014'te idam edildi. 26 yaşındaki Reyhaneh, 7 yıl cezaevinde tutuldu. İdam kararı dünya gündemine girdi. Belki de en çok bize kendisini böyle anlattığı için: "Dünya bana yaşamak için 19 yıl verdi. O uğursuz gecede ölmeliydim. Bedenim şehrin bir köşesine atılmalı ve birkaç gün sonra polis beni teşhis etmen için seni tecavüze uğradığımı da orada öğreneceğin adli tıp doktorunun ofisine götürmeliydi. Biz onların gücü ve servetine sahip olmadığımız için, katilim asla bulunamayacaktı. Hayatına utanç ve ızdırap ile devam edecek, birkaç yıl sonra da bu ızdırap seni öldürecekti. Her nasılsa bu lanetlenmiş hikaye değişti. Bedenim bir köşeye atılmadı, ama Evin Hapishanesi ve onun tek kişilik hücresine gömüldü, şimdi de mezarlığa benzeyen Şehr-e Ray Hapishanesi'ne. Ama kaderim buymuş, şikayet etme. Sen benden iyi bilirsin ki ölüm yaşamın sonu değildir."
Reyhaneh'in annesine yazdığı bu mektubu okuyan her kadın, Reyhaneh'te kendi hayatının izlerini gördü.
Pembe Sopalı kadınlar
Hindistan'da "Haydutlar Kraliçesi" olarak bilinen Phoolan Devi, bireysel direnişi örgütlü mücadeleye dönüştürmenin temsilcilerindendi. Phoolan 11 yaşında bir çocuk gelindi. Zorla evlendirildiği erkeğin sistematik olarak tecavüz ve şiddetine uğradı. 14 yaşında dağa çıkan Phoolan, köylüler tarafından toplu tecavüze uğradı. Phoolan kendi tarihini ise kurduğu 'çete' ile tecavüzcüleri cezalandırarak yazdı. Phoolan, "Diğer insanların suç dediklerine ben adalet diyorum" diye anlatıyordu mücadelesini. Tarihe "Haydutlar Kraliçesi" olarak geçti. Şartlarının kabul edilmesi sonucu teslim oldu ve 11 yıl hapishanede kaldı. Tutuklu iken milletvekili seçilen Phoolan, 25 Temmuz 2001'de 38 yaşındayken yüzleri maskeli üç erkek tarafından evinin önünde katledildi. Phoolan'ın açtığı yoldan ilerleyen Hindistanlı kadınlar, özsavunma örgütlülüklerini yarattı. Adını Hint dilinde pembe anlamına gelen 'gulabi'den; üyelerinin pembe renkli elbiseler giymesinden alan "Gulabi Çetesi", 2006 yılında yaygın aile içi şiddete ve kadınlara yönelik diğer şiddet türlerine karşı mücadele için kuruldu. Gulabiler, eşlerine şiddet uygulayan erkekleri ziyaret ediyor ve onları bambu sopalarıyla dövüyor.
Kurtuluşun yolu: YPJ
Rojava'da tecavüzcü DAİŞ çetelerine karşı savaşan Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) de, öz savunma deyince, akla gelen örneklerden bir diğeridir. Kadın devrimi ve mücadelesi ile sadece Ortadoğu'nun değil, tüm dünyanın gündemine oturan YPJ, devrimin korunmasında üstlendiği rol ile kadınları kaçırarak tecavüz eden, köleleştiren, katleden DAİŞ çetelerine karşı kadın özsavunması rolü görüyor.
Bugün YPJ'nin 18-40 yaş aralığında binlerce savaşçısı var. YPJ kendi eğitimlerini kendi gerçekleştiriyor, savaş hattında YPG güçleri ile omuz omuza çarpışıyor. Rojava kadın devriminin yaratıcılarından YPJ, 2012'den beri savaşını sürdürüyor.
(ekip/fk/mg)

