Figen Yüksekdağ: Kimse kadının sahibi değil

14:53

 


JINHA


ANKARA - HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, kadına yönelik şiddet ve kadın katliamlarının AKP iktidarından beslendiğini söyledi. Siyasi iktidarın kadını baskı ve ayrımcılığa mahkum ettiğini belirten Figen, "Cumhurbaşkanı ve Başbakan kadınları erkeklere emanet ediyor. Bundan güç alan erkekte, kendini kadınların sahibi olarak görüyor. Kimse kadının sahibi değildir. Çok şükür ki özgürlük, eşitlik, kendi onuru için haklarına sahip çıkan kadınlar, kimseden sahiplik beklemiyor" dedi.


Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasının büyük bir kısmını 8 Mart nedeniyle kadınlara ayıran Figen,  kadına yönelik şiddet ve kadın katliamları ile gündeme ilişkin değerlendirmeler yaptı. "Bütün dünya ve Türkiye kadınlarının 8 Martı'nı kutlayarak sözlerime başlamak istiyorum" diyen Figen, "Bir hafta boyunca çok sayıda ilde sokaklara çıkan, özgürlük, adalet ve eşitlik talebini dile getiren kadınlar, bütün Türkiye'nin aydınlık geleceğinin sözü ve iradesi olmuştur. Bu iradeyi ve sesi buradan inançla selamlıyorum. Kadınlara inanç geleceğe inançtır, kadınların mücadelesine inanç kazanmaya inançtır. Kadınların mücadelesine inanç yeni yaşama inançtır. Bu büyük inanç, bu büyük mücadele bütün Türkiye'de toplumsal yaşamı özgürleştirecek, emekten, haktan yana bir düzenin kurulmasına kapı açacaktır. 8 Mart mücadelesi bu kapıyı açmıştır" dedi.


'365 gün şiddeti yaşıyoruz'


8 Mart'ın kutlama değil isyan günü olduğuna dikkat çeken Figen, kadın özgürlük mücadelesinin tüm toplumu dönüştürme mücadelesi olduğunu söyledi. Figen sözlerini şöyle sürdürdü: "Ne yazık ki her 8 Mart'ta kadınlar daha fazla mücadele etmek, daha fazla sokaklara çıkmak, isyanını haykırmak zorunda kalıyor. Gönül ferahlığıyla iç rahatlığıyla birbirimizin 8 Mart'ını kutlayamıyoruz. 365'in her günü de yılın bir günü de kadınlar için dramların, şiddetin yaşandığı bir sarmala dönmüş durumda. Kadınların her günü 5 kadının öldüğü bir gerçeğe dönmüş durumda. Kadınları kuşatan bu kadar ağır şartlar olduğu için, kadınların mücadelesi bir zorunluluğuna dönmüş durumda. Bizler gönüllü bir davanın yolcuları olarak, bu mücadeleyi sürdürürken, bütün toplumun özgürleştirmenin gereği olarak görüyoruz, kadınların sokaktaki isyanını eylemini. Kadın özgürlük mücadelesi, bütün toplumun özgürleştirilmesi için dayanacağımız temel bir mücadele dinamiğidir. Bu mücadeleye sıkı sıkı sarılmak, kadınların mücadelesinin içinde ve yanında olmak, büyük bir toplumsal kurtuluş ve refah isteyen kesimlerin öncelikli sorumluluğudur. Partimiz kadın partisi olarak, kadınların özgürlük mücadelesini, toplumun özgürlük, eşitlik ve kurtuluş mücadelesi olarak gördü. Kendi tarihinde, güncel mücadelesinde bunun parlak örneğini sergiledi. Karşı karşıya olduğumuz erkek egemen siyasi iktidar bakımından aynı şeyi söylemek mümkün değil."


Sorumlusu siyasi iktidar


Kadına yönelik saldırıların kökeninde siyasi iktidarın bulunduğunu ve erkeklerin AKP'den aldığı güçle kadına yönelik her saldırıyı meşru gördüğünü kaydeden Figen, "Bugün kadına yönelik şiddet bütün toplumun can damarını kesen, toplumu ölüme felç olmaya sürükleyen bir sorun haline geldiyse, siyasi iktidarın sorumluluğu vardır. AKP ve meclisteki erkek egemen ayrımcı siyaset, her gün söylemleriyle kışkırttılar. Bu kışkırtmanın sonucu, her gün 5 kadının öldürülmesi, trans kadının öldürülmesi tablosunu beraberinde getirmiştir. Ayrımcılık ve cinsiyet farklılığına göre toplum bölünme noktasına getirilmiştir. Siyasi iktidara sorarsanız, mühim olan insanlık, kadın erkek fark etmez. Siyasi iktidar, kadın ile erkeği birbirinden kutuplaştırıyor. Bu kutuplaştırmada, kadınlar ezilen taraf olarak erkek egemen baskıya ve ayrımcılığa uğruyor. Bu toplumsal bir kanamadır, bunu çözmeyen siyasi iktidar bu katliamların sorumlusudur."


'Biz günlerce uyumadık, ya siz...'


Kısa bir süre önce toplumu infiale sürükleyen Özgecan Aslan cinayetini hatırlatan Figen, AKP'nin bu infialden doğru sonuçlar çıkarmadığını söyledi. Figen, "Kısa süre önce toplumu infiale sürükleyen, kadın isyanının yaşandığı bir cinayet yaşandı. Özgecan Aslan'ın katledilmesi, kadın isyanını ve kendi yaşamına sahip çıkma hareketini tetikledi. Siyasi iktidar bizim çıkardığımız dersleri çıkarmadı. Bugün bu salonda bulunan kadınlar başta olmak üzere, Özgecan'ın katledilmesinden sonra günlerce uyku uyuyamadık. Özgecan gibi binlerce kadının aynı vahşetle katledilmesini ve yok edilmesini düşündük. Bunun acısı ve sorumluluğuyla milyonlarca kadının gözüne uyku girmedi. Biz sokaklarda yer aldık, hala eksik de görsek yerine getirmeye çalıştık. Ama siyasi iktidar hamasetinin dışında, göstermelik söylemlerin dışında bu acıyı hissetmedi, yaşamadı. Bu acıyı kadınlar kadar hissetseydi, Özgecan'ın katledildiği hafta 8 kadın öldürülmezdi. Başbakan 'kadına kalkan elleri kıracağız' dedi, onun arkasından ölümler yaşandı. Daha dün bir kız çocuğuna tecavüz eden sanıklar, adliyeden güle oynaya çıktılar. Böyle bir siyasi iktidar olduğu için ne kadar ceza alacağını, daha doğrusu almayacağını hesaplayarak, planlayarak tahammülden kadın katlediyorlar. Kaç yıl yatarım diye hesap yapıyorlar, ertesi gün kadınları katlediyorlar, o mahkemeye çıktıklarında ceza indirimleriyle, çok küçük cezalarla salıveriliyorlar. Bu siyasetin sorunu değil midir?"


'Saraydaki takipçi olacaksa eyvah'


Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın kadına yönelik söylemlerinin kaygı verici olduğunu belirten Figen, bizzat siyasi erkin kadına yönelik şiddetin destekçisi olduğunu dile getirdi. Figen şunları belirtti: "Cumhurbaşkanı bizzat kendisi takip edecekmiş! Eyvah diyorum. Bu suçların karşısında geliştirilecek ceza uygulamalarının takipçisi Saraydaki olacaksa kadınların vay haline. Bizzat Cumhurbaşkanı'nın kadınlara karşı kullandığı nefret ve ayrımcılık söylemi yüzünde kadınlar katledilmiştir. Bu gerçeği çok net bir şekilde yeniden ifade ediyorum. Bu gerçeği unutmayacağız, unutturmaya izin vermeyeceğiz. Bu memleketin sözde bağımsız cumhurbaşkanı kadınlarla uğraşırsanız, 'iş istemeyin, şu kadar çocuk yapın, yerinizde durun, çizgiye gelin, hizaya gelin, hükümetin, siyasi iktidarın kadını olun' söylemini kullanırsanız, bundan güç alan erkekler, sokak ortasında, ev içinde kadın infazı gerçekleştirirler. Kadına şiddeti, bizzat devletin başının verdiği görev ve hak olarak görürler. Mahkeme tutanaklara açın bakın aynı bu zihniyeti görürsünüz. Erkekler kendine bir hak olarak görüyor. Hani Cumhurbaşkanı diyor ya 'kadınlar size emanettir ey erkekler' diyor ya, bunu duyan erkek, kadını kendisinin sahibi, kadını kölesi olarak görür. Kadının sokağa çıkmasına karışır, itiraz etmesine tahammül etmez. Kadını, devletin ev içine hapsedilmiş haline getirir, şiddetle terbiye etmeyi kendinde hak görür."


'Cumhurbaşkanı kadının sahibi değil'


"Erkek kadının sahibi değildir. Cumhurbaşkanı da kadının sahibi değildir. Bu halkın da sahibi değildir. Cumhurbaşkanı görevini biliyorsa, bu halkın hizmetkarıdır, kadınların hizmetkarıdır. Bunu unutmaması gerekir" diyen Figen sözlerini şöyle sürdürdü: "Çok şükür ki kadınlar özgürlük, eşitlik, kendi onuru için haklarına sahip çıkan kadınlar, kimseden sahiplik beklemiyor. Kadınlar kendi gücünü ve kendi hakkını ve geleceğini bizzat mücadelesi içinde, demokratik haklı itirazları içinde yaşama geçirmeye yöneliyor. Bu zamana kadar kadın özgürlük hareketinin yaptığı budur. Ondan Cumhurbaşkanı hazzetmiyor. Özgürlük hareketi 'Cumhurbaşkanı'nın kadını' olmayı kabul etmiyor. Onun önünde hizaya geçmiyor. Adil, özgürlük için, hakları için kendi mücadelesini geliştiriyor. Haklarını, yeni bir toplumsal sözleşme temelinde, eşitlik temelinde elde etmek için mücadelesinden vazgeçmeyecektir. Bu gerçek bir toplumsal insanlık mücadelesidir. Kadın özgürlük mücadelesi bütün Türkiye toplumunu özgürleştirme mücadelesidir. Ekonomik toplumsal refaha ulaşabileceğini sananlar yanılıyorlar. Kadın bu eşiği aşmadan, kendisini ve bütün kadın yapısını özgürleştirecek eşiği geçmeden, Türkiye'de gerçek anlamda eşitlikten, demokrasiden, ekonomik kurtuluştan refahtan bahsedilemez. Siyasi iktidar bunları duymamakta ısrar ediyor."


'Kadınlara annelik kariyer olarak dayatılıyor'


Kadının ekonomik alanda da dışlandığını kaydeden Figen, "Kadın, sadece toplumsal günlük yaşamda, aile içinde, sokakta uğramıyor, aynı zamanda ekonomik alanda da çok büyük bir ayrımcılık ve haksızlıkla karşı karşıya bırakılıyor. Türkiye toplumunun en dinamik yapısını oluşturulan bir memlekette, erkeğe muhtaç haline getiriyorsanız hiçbir şey yapamazsınız. Kadının bütün toplumsal yaşam içinde ekonomik bağımsızlığını, sosyal güvencesini oluşturmak tüm toplumunun güvencesi anlamına gelir. Bu güvenceyi veremiyorsanız, yeni Türkiye'den bahsedemezsiniz. Dinamik bir Türkiye nüfusundan, gelişen bir süreçten asla ve asla bahsedemezsiniz. Kadın okul okumuş, iş arıyor, bakandan iş istiyor. Hükümetin bakanı diyor ki, 'Evdeki iş yetmedi mi ne iş istiyorsun benden.' Böyle bir zihniyet kadınlara ve topluma gerçek anlamda bir gelecek vaat edebilir mi? 'Mesleki kariyeri bırakın bir tarafa, önemli olan anneliktir' diyor. Siyasi iktidar, kadınları annelik rolü altında ayaklar altına alıyor. Artık kadınların bütün ekonomik istihdam alanlarında eşit biçimde konumlandırılmasının, ev içinde görülmeyen emeğinin tanımlanarak karşılığının verilmesinin zamanı gelmiştir. Bu siyasi iktidar kadınların hakkını vermemek için sorunun etrafında dolanıp duruyor. Çok küçük miktarlarda destek adına kadının ekonomik yaşamdaki, zenginlikler içindeki payını ondan kaçırmaya çalışıyor. Kadınlar buna izin vermeyin. Bütün toplumun zenginliğinin yarısının sahibi kadınlardır. Bu yarının çeyreğinin çeyreğini vererek, size kırıntıya razı etmeye çalışanlara inanmayın. Kadının ev içindeki emeğini görmek zorundadır. Görmemekte ısrar mı ediyor, biz göstereceğiz" dedi.


HDP'nin kadın partisi olarak, tüm toplumu değiştirmeyi hedeflediğini söyleyen Figen, "HDP olarak, ev içindeki emeğin ekonomik karşılığını tanımlayarak kadınlara teslim edecek, kadınların ekonomik baskıdan ve sömürüden çıkaracağımız bir kapıyı açacağız" diye konuştu.


(fk/mg)