İşkence ile gözaltına alınan 47 kadına 'mukavemet' davası
09:04
Eylem Daş/JINHA
İSTANBUL - Kobanê'ye yönelik işgal saldırılarının başladığı günlerde Savaşa Karşı Kadın İnisiyatifi üyesi 47 kadın İstanbul Atatürk Havaalanı'nda eylem yapmış ve çevik kuvvet polisleri tarafından darp edilerek gözaltına alınmıştı. Polisin kadınlara işkence yaptığı doktor raporlarıyla belgelenmesine rağmen savaş karşıtı 47 kadın hakkında dava açıldı. Avukatı Perihan Meşeli, savcılık ifadeleri dahi alınmadan dava açılmasının hukuksuzluk olduğunu belirterek, "Suçlu kadınlar değil işkenceci polislerdir! biz davacıyız" dedi.
DAİŞ çetecilerinin Kobanê'ye yönelik işgal saldırılarına dikkat çekmek için 9 Ekim 2014'te Savaşa Karşı Kadın İnisiyatifi üyesi 47 kadın İstanbul Atatürk Havaalanı Dış Hatlar Terminali'nde dayanışma eylemi yapmak istemiş yaklaşık 200 çevik kuvvet polisinin işkencesine maruz kalarak gözaltına alınmıştı. Polislerin hiçbir uyarı yapmadan kadınları darp ederek gözaltına aldığı kamera kayıtlarına yansımıştı. Gözaltına alınan kadınlar götürüldükleri Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde şiddete uğradıkları doktor raporlarıyla da belgelenmişti. Serbest bırakılan kadınlar hakkında Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma başlatıldı ve iddianame hazırlandı.
İlk duruşma 8 Eylül'de
İddianame Bakırköy 14. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi ve savaş karşıtı 47 kadın hakkında 2911 sayılı kanuna muhalefetten dava açıldı. Kadınlar "Toplantı ve gösteri yürüyüşü kanununa muhalefet etmek ve uyarıya rağmen dağılmayarak, polise mukavemet göstermekle" suçlanıyor. Davanın ilk duruşması 8 Eylül'de görülecek. Avukat Perihan Meşeli, kadınların havaalanında yaptıkları eylemin nedenini hatırlatarak "Hepimizin bildiği gibi 2014 yılın Eylül ayında IŞİD Kobanê'yi kuşatmıştı. Bu dönemde Kobanê halkı için tek çıkış kapısı olan Mürşitpınar Sınır Kapısı'ndan geçerek Suruç'a sığındılar. Burada, bir çadır kent oluşturulmuştu. Bu arada Kobanê direnişi de başlamıştı. Kürt sorununu çözeceğini iddia eden AKP Hükümeti, IŞİD'i destekler bazı politikalar yapmaya başladı" dedi.
'Kobanê'deki savaşa dikkat çekmek için havaalanı seçildi'
Perihan, "Hepimiz biliyoruz ki; savaşlar hangi coğrafyadan olursa olsun en çok kadını etkiliyor. Yoksulluktan, göçe, fuhuşa zorlanmaktan, köle pazarlarında satılmaya, tecavüze uğramaya kadar en vahim bedelleri kadınlar ödüyor" vurgusu yaparak bu sebeple feminist örgütlerden, çeşitli meslek örgütlerinden, siyasi partilerden, demokratik kitle hareketlerinden birçok kadının savaşa ses çıkarmak için Savaşa Karşı Kadın İnisiyatifi'ni kurduklarını açıkladı. Savaşın, sadece Kürt kadınlarının yada Kobanê halkının sorunu olmadığını bütün dünyanın sorunu olduğunu söyleyen Perihan, dolayısıyla inisiyatifin dünyanın ve herkesin dikkatini çekmek amacıyla havaalanını seçtiklerini dile getirdi.
'Polis ihtarda bulunmadan işkence ederek gözaltına aldı'
Eylem gününde yaşananlara ilişkin konuşan Perihan, "9 Ekim'de Atatürk Havalimanına gidildi. Bu arada bir pankart hazırlandı. Pankart Kürtçe, Türkçe, İngilizce olarak 'IŞİD öldürüyor, AKP geçit veriyor, dünya seyrediyor, kadınlar direniyor' şeklinde bir pankarttı. Havaalanındayken, kadınlar daha pankartı açamadan özel güvenlik görevlileri, sivil polisler, üniformalı polisler hepsi birden saldırdılar. Eğer bir toplantı, gösteri yürüyüşü yada her hangi bir açıklama nedeniyle bir yasak varsa güvenlik görevlilerinin bunu öncelikle açıklamaları ve ihtar etmeleri gerekir. Ancak bir ihtar kesinlikle olmadı. Bir yandan kadınların üstüne saldırdılar. Tekmelediler, saçlarını çektiler, yerlerde süründürdüler, kadınları feci şekilde darp ettiler ve ita kaka gözaltı arabasına bindirildiler" diye konuştu.
'Savcılık kadınların ifadesini almadan doğrudan dava açtı'
Gözaltı sonrasının tam bir işkence olduğunun altını çizen Perihan, "Darp raporu zaten sabit. Kadınlar Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürüldüler. Burada 47 tane kadın vardı. Neredeyse tüm kadınlarda darp izi vardı. Bir kadın arkadaşımızın menisküs yırtığı oldu ve çapraz bağları da yırtıldı. Bir ameliyat geçirdi, aylarca evden dışarı çıkmadı" diyerek karakolda da bütün kadınların susma hakkını kullandıklarını belirtti.
'Polis direk saldırdı, ihtara rağmen dağılmadılar davası açıldı'
Perihan, daha sonra savcılığa ifade vermek üzerine gidildiğini, kendilerinin savcılık ifadesini beklerken savcının iddianameyi hazırladığını hatta davayı bile açtığını kaydetti. "Yani savcılık kadınların ifadesini almadan doğrudan bir dava açtı" ifadesine yer veren Perihan sözlerine şöyle devam etti: "Kanunun 32.Maddesi kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılmak suçu, ihtara rağmen dağılmamakta ısrar diye geçiyor. Birincisi toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma anayasal anlamda güvence altına alınmış bir hak, özelikle anayasanın 34. Maddesinde, herkes önceden izin almadan silahsız ve saldırısız, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. Oradaki hiç bir kadının üzerinde ne bir bıçak, ne bir silah hiç bir şey yoktu. Dikkatinizi çekerim ki izin almaksızın diyor zaten, aynı şekilde anayasanın 26. Maddesine göre de düşünceye açık ama yayma hürriyeti var. Bütün bunları da yazılı, sözlü ve resimli yapabilirler. Burada ne vardı? Pankartta bir şekilde düşünceyi ifade etmeye yarayan araçtır. Havaalanında bunu yapmak yasak mıdır? Değil midir? Kanunen garanti altına alınmış bir yasak yok. Hiç birimiz bilmiyoruz. Kimse bize havaalanında bunun yasak olduğunu söylemedi."
‘Polisler, işkence ve hürriyeti engelleme suçunu işledi'
Perihan, savcılığın, emniyetten havaalanında eylem yasak mı diye yazı istediğini, emniyetin de kendi içlerinde aldıkları 2012 tarihli bir kararla "Havaalanlarında, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılmasına müsaade edilmemeli" dendiğini ancak bu kararın kanunda yer almadığına sadece bir karardan ibaret olduğuna işaret etti. Böyle olsa bile polislerin kadınları ihtar etmedikleri için suç işlediğini dile getiren Perihan, "Polisler, işkence ve kişilerin düşünce ve fikirlerini yayma hürriyetini engelleme suçunu işlediler. Biz bu konuda da zaten dilekçelerimizi hazırlıyoruz. Bizde suç duyurusunda bulunacağız. Dolaysıyla böyle bir dava açılmış oldu. Davanın ilk duruşması 8 Eylül 2015 yılında olacak. Biz bunu haksız bir suçlama olduğunu düşünüyoruz. Kadınların ifadelerine savcılıkça bile başvurulmadı. Bu ülkede zaten polisin şiddetini hepimiz çok iyi biliyoruz. Esas burada suçlular polislerdir. Onlar hakkında suç duyurusunda bulunacağız ve cezalandırılmalarını talep edeceğiz" diye konuştu.
(fk)

