'Neyimiz eksik' diyenlere: Toprağımız, kimliğimiz, çocuklarımız...

07:59

 


Zehra Doğan/JINHA


MAXMUR - Devlet baskısı nedeniyle Kuzey Kürdistan'dan zorla göçertilen ve Maxmur Şehit Rüstem Cudi kampına yerleşen binlerce Kürt kadın, çözüm sürecinden beklentilerini ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Ne Kürt sorunu. Senin neyin eksik?" söylemini değerlendirdi. "Bizi katleden devlete güvenimiz yok" diyen Maxmurlu kadınların gözü kulağı PKK Lideri Abdullah Öcalan'ndan gelecek mesajlarda.


1990'lı yıllarda köyleri yakılan ve yoğun devlet baskısı nedeniyle yerlerini yurtlarını terk ederek, Federal Kürdistan Bölgesi'ne geçen Kürtler, orada örgütlü bir yaşamı örerek, ayakta kaldı. Bu gün on bini aşkın kişi Maxmur Şehit Rüstem Cudi kampında kalıyor. DAİŞ'in saldırılarına karşı büyük bir direnişin sergilendiği Maxmur'da gözler çözüm sürecine çevrilmiş durumda. Son olarak Newroz'da PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın herkes tarafından beklenen mesajı ve çözüm sürecine ilişkin gelişmeleri takip eden kamp sakinleri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Kardeşim ne Kürt sorunu ya. Artık böyle bir şey yok. Neyin eksik senin?" söylemlerine cevap veriyor.


Çölün ortasında yaratılan bahçe


Federal Kürdistan'ın Hewler kentinden kurak yolun bir saatlik mesafesindedir yeşil bir vadiyi andıran Mahmur Kampı... Hemen hemen her evin bahçesinde onlarca ağacın bulunduğu bu cıvıl cıvıl renkli ulusal kıyafetli kadınların boy gösterdiği kampın, çöl ortasında yemyeşil olmasının bir sebebi vardır elbette. 1994 yılında Türkiye-Irak sınır köylerinde yaşayan köylülerin artan tutuklama ve faili meçhul ölümlerden sonra Irak yönetimi tarafına göç etmesi sonucunda 1998 yılında BM tarafından Musul'a bağlı bu bölgede kurulan kamp, Bihere, Seraniş, Besive, Geliye Kıymete, Etruş, Ninova, Nehdare'den sonra Kürtlerin bu topraklarda ikamet ettiği 8'inci yerleşim yeri oluyor. 1998 yılına kadar daha çok baskı ve kötü şartlar altında yaşamaya zorlanan Kürtler, Irak yönetimi tarafından her defasında koşulların ağırlaştırıldığı bir başka kampa sürüklenmiş yıllarca. 1998 yılında dönemin hükümet başkanı Saddam Hüseyin'in belirlediği ve BM tarafından kurulan Mahmur kampı, göçebe


Kürtlerin son durağı oluyor ve asıl hikaye ise şimdi başlıyor…


Toprak özlemi


Yaklaşık bir yıl öncesine kadar da kampa girmek için üç asayiş noktasından geçmenin gerektiği kamp girişinde şimdi ise sadece "Şehit Rustem Cudi" asayiş noktası var. Zira DAİŞ'in geçtiğimiz Ağustos aylarında gerçekleştirdiği saldırılarından sonra önceki yıllar BM ve Federal Kürdistan'a ait asayiş noktalarının bulunduğu noktalarda deyim yerindeyse in cin top oynuyor. Üzerinde "Hun bıxêr hatin wargeha Şehit Rustem Cudi- Şehit Rustem Cudi'nin memleketine hoş geldiniz" yazılı giriş kartlarıyla ziyaretin yapılabildiği Mahmur'un 12 bin nüfusunun 3 bini erkek, 4 bini kadın ve 5 bini ise çocuktan oluşuyor. Toprak özlemi çeken Mahmurluların saatleri dahi aradan geçen onca yıla rağmen Türkiye saatine göre işliyor.


Bir gecede doğdukları yeri terk etmek zorunda kaldılar


DAİŞ'in saldırılarının ardından geriye kalan boş kovanlarla bilye oynayan yüzlerce çocuğun sokakta oynamasıyla cıvıl cıvıl küçük bir kasabayı andıran Mahmurda yarın gidecekmiş gibi her şeylerini küçük ve kolayca terk edilebilir bir yapı hakim.  Alçak damlı kerpiç evlerde yaşayan halk 1990'lı yıllardan bu yana bir gün ansızın topraklarına dönebilme umuduyla anı kurtarma amaçlı açılan dükkanların küçüklüğünün yanı sıra eşya bavulda bir halde yaşamaya devam ederken bir yandan da Türkiye hükümeti tarafından sürmekte olan baskılarından dolayı dönme konusunda hiçbir olumlu yön bulmadıklarından dolayı bölgenin yönetimini giderek daha da sağlamlaştırarak yaşamaya devam ediyor. Kadın öz savunma güçleri, cins bilinci eğitim devreleri, alternatif okul, kadın meclisi, demokratik ve kadın özgürlüklü yaşamı esas alan yerel yönetimler gibi daha birçok alanda demokratik bir yaşam inşa eden Mahmur halkıyla müzakere sürecini ve geri dönüşlere ilişkin konuştuk.


Ölüm yürüyüşünün son durağı Mahmur…


"Şırnak'ta 1990'lı yıllarda köyümüz ve hayvanlarımız gözlerimizin önünde askerler tarafından yakıldı, yüzlerce Kürt acımasız bir şekilde öldürüldü, cesetler arabaların arkasında sürüklendi" diyen 55 yaşındaki Fadile Kanıt, bu nedenle topraklarını bırakıp binlerce Şırnaklının yeni bir yaşam adına ölüm yürüyüşüne koyularak kamp kamp gezdiğini söylüyor. "Mahmur bizim son memleketimiz" diyen Fadile, Mahmur'a geldiklerinde ise Saddam ve hemen ardından ise en acı olan Kürt kardeşleri Federal Kürdistan yönetimi tarafından zulüm gördüklerini anlatıyor. Fadile, "Bize burada 'Türk' diyorlar. Oysa biz yıllar önce Kürt olduğumuz için onca acı çektiğimiz için buraya geldik. Burada bir kimliğimiz dahi yok. Sadece üzerinde 'Türkiye Kürtlerinin kampı Mahmur' yazılı bir kartımız var. Bize her zaman buraya ait olmadığımız hissettirilmeye çalışılıyor" diyor. Fadile, müzakere sürecine ilişkin ise hükümete güvenin olmadığını söyleyerek, "Buraya ait olmadığımız zaten sıkça bize hissettiriliyor. Orada ise yine kendi topraklarımızda devlet baskısı bizim oraya ait olmadığımızı söylüyor. Birçoğumuzun hakkında arama var.  Faili meçhul cinayetler açığa çıkmadıkça, kuruculara verilen topraklarımız bize geri verilmedikçe, demokratik bir yaşam alanına fırsat verilmedikçe ve önderimiz özgür olmadıkça biz dönmeyi düşünmüyoruz.  Bizim devlete değil önderimize güvenimiz var. O özgür olmadan, bu devlete bel bağlanmaz" diye belirtiyor. 


'Devlete güvenimiz yok'


"Türk devleti bize hayatı zından etti", 52 yaşındaki Ayşe Arzu, dönemin hükümetinin çocuklara dahi "terör" damgası vurarak zulmettiğini söylüyor. Ayşe, "Bize terör diyip yapmadıklarını bırakmadılar. Oysa biz burada yeni bir yaşamı kurup, örnek bir yaşam modeli oluşturduk. Mahmur'da şu ana kadar taciz ve tecavüz olayları hiç yaşanmadı. Her kes kapısı açık bir şekilde uyuyor, hırsızlı yaşanmıyor. Zamanında işte böyle temiz bir halk yerinden edindi ve malları tüm halka zarar vermekten başka bir şey yapmayan kuruculara verildi. Şimdi biz aynı devlete nasıl güvenelim. Devlet yönetim sistemine dair ciddi bir değişiklik yapmadan geri dönmeyi düşünmüyoruz" diyor.


'Ne istediğimizi mücadelemizle anlatmaya devam edeceğiz'


60 yaşındaki Halime Cudi de geri dönüşlere ilişkin düşüncülerini şu sözlerle dile getiriyor: "Türklere hiçbir güvenim kalmadı. Devlet 'barış' diyor ama biz ona inanmıyoruz. Bence barış yine Abdullah Öcalan sayesinde olacak. 1989 yılında köyümüz yakıldı. O günden bu yana sürekli bir mücadele içindeyim. Bu mücadele bana Türk devletine güvenmemem gerektiğini öğretti. Dönersek de onların sayesinde değil, kendi mücadelemiz sayesinde döneceğiz. Bu yüzden bize 'ne istiyorsunuz' diye sormasınlar, ne istediğimizi mücadelemizin sonunda anlayacaklar. AKP tüm siyaseti eline almış yürüyor, bu yüzden onun Kürt halksının ne istediği konusunda samimi olmadığını düşünüyorum."


'Bizimkisi arafta bir yaşam'


Ailesinin kendi topraklarında bir oyana bir buyana "sürgün" ironisi içinde bocaladığı dönemde kamplardan birinde dünya gözlerini açan 16 yaşındaki Berivan Karahan ise yaşadıklarını "iki dünya arasında sıkışmış gibiyim" sözleriyle ifade ediyor. Ailesinin 1990'lı dönemlerde Cizre'de sürgün edildiğini söyleyen Berivan, bu nedenle yıllarca hiç görmediği toprakların hasretini çekerek büyüdüğünü dile getiriyor. Berivan, geçtiğimiz aylarda babasının yaşamını yitirdiğini ve babasının vasiyeti üzerine cenazesini defnetmek üzere Cizre'ye gittiğinde yaşadığı baskıyı daha net bir şekilde anladığını söyleyerek, "Babam morgdayken polisler hastaneye gelip, 'hakkında araması var' dediler, işte o zaman babamın ve ailemin arafta kalan duygularını dada da anladım" diyor.


'Yaşamadığım torakların hasretini çekiyorum'


Kendi ülkesinde mülteci olmanın tuhaf ve anlamsız bir his olduğunu söyleyen Berivan, "Mahmur komün yaşamın esas alındığı güzel bir yer, fakat yine de kend topraklarımıza dönmek istiyoruz. Toprak hasreti bu olsa gerek. Cizrey'e  iki defa giitim, ilk gidişim ablamın tutuklandığı sıraydı, ikinci gidişim de babamı defnetmek için gitmiştim. Her defasında farklı acılarla topraklarıma gittim. Orda şunu hissettim; aidi olduğum bir yerin aslında aidi olmadığımı hissediyordum. Çünkü hiçbir yer, mekan ve insanları tanımıyordum fakat bir o kadar da oraya ait hissediyordum kendimi.  Bıraksalar belki de burada olmayı tercih edeceğimi bildiğim halde, hiç yaşamadığım fakat benim olan topraklarımın hasretini çekiyorum" diyor.


(fk)