Êzidî kadınların sesini duyun artık...

09:04

 


Zehra Doğan/JINHA


DUHOK - Êzidî iki kadın çocuklarıyla birlikte Şengal'de esir alındıktan sonra kent kent satıldı, akıl almaz işkencelere maruz kaldı, son olarak DAİŞ çetecilerinin sapık emelleri için Kobanê'nin köylerine getirilen kadınlar, yedi aylık esir hayatın ardından kara çarşaf giyip çocuklarıyla beraber kaçmayı başardı. Kendi yaşadıkları kabusu anlatmaktan çok çocuklarının gözleri önünde işkenceye uğradığını "İşkence ile Kuran dersi veriyorlardı" diye anlatan kadınlar dünya kamuoyuna seslenerek, "Artık harekete geçin" diyor.


DAİŞ çetelerinin elinde hala 7 bini aşkın kadın ve çocuk esir bulunurken, kurtulmayı başaran 5 çocuk ve 2 kadın Federal Kürdistan Bölgesi'nin Duhok kentinde ailelerine kavuştu. Ajans olarak KJA, DTK, HDK, DBP, HDP ve sivil toplum örgütleri öncülüğünde kurulan DAİŞ Tarafından Alıkonulan Kadınlar için Mücadele Platformu üyeleri ile beraber kadınları ailelerine ulaştırmak üzere Duhok'a doğru yola çıktık. YPG/YPJ tarafından kurtarılan kadın ve çocuklarla yol boyu yaptığımız görüşmelerde, esir kadınlar için hala herhangi bir kurtarılma çalışmasının yapılmadığı ve dünya kamuoyunun kadınları kendi kaderine terk ettiği ortaya çıktı.


'Köyleri yağmaladılar'


Diyarbakır'dan Duhok'a doğru sabahın ilk ışıklarıyla beraber çıktığımız yolda, R.Y. çocukları R.D., H.D. ve R.Y. ve çocukları S.H, R.H ve bir buçuk yaşındaki oğlu S.H'nin  esir düştükleri dönemlerde yaşadıkları acı tabloyla tekrar tekrar yüzleştik. Yol boyu beş çocuğun yaptığı dini dualar, çocukların çeteler tarafından nasıl ideolojik bir saldırıya uğradığını açıkça gösterirken, DAİŞ tarafından 2 çocuğuyla beraber dokuz aydır esir alınan R.Y. yaşadıklarını "sonu gelmeyen bir kabus olarak" nitelendirdi. Aylarca pirinç lapası yemek zorunda kaldıklarını söyleyen R.Y., "Şengal'de yaşıyorduk. Bir gün ansızın 200'e yakın çete evimizi bastı ve bizi esir aldı. İlkin, 'size bir şey yapmayacağız, Müslüman olmanız şartıyla hayatınıza devam edebilirsiniz' dediler. Sanırım o sıralarda binlerce esir almışlardı ve daha fazla esir alamıyorlardı. Bu yüzden zaman kazanmak istiyorlardı. Kısa bir zaman sonra bizi de esir aldılar. Kaçmaya çalışanları ise yollarda yakalayarak öldürdüler. Bu yüzden yollar ölü doluydu. Köyümüzü yağmaladılar. Köydeki tüm altın ve paraları çaldılar" dedi.


 'Çocuklarım sıcaktan kusuyordu'


Yol boyu çocukları "Kürdistan" diye sevinç çığlıkları atan anne R.Y.  kamuoyunun hafızasına kazınan kadınların esir düşme anlarını kendi penceresinden anlattı: "Genç ve yaşlı kadınları birbirinden ayırdılar. Sonra beni ve iki çocuğumu alıp genç kadınların bulunduğu yere koydular. Ardından Tıl Alfar'a bir bodrum katına koydular. Orada yaklaşık 300 kadın ve çocuk kalıyordu, çok havasız ve sıcaktı. Ağustos sıcağı Kürdistan'da çok sıcak geçer, düşünün o sıcakta 300 kadın ve çocuk günlerce aç ve susuz kaldık. Çocuklarım sıcaktan kusuyordu. Onları uyutacak yer bulmak imkansızdı. Hepimiz ayakta durmak zorundaydık çünkü o bodrum katına sığmıyorduk. İçeride çok yoğun bir koku vardı, o kokuya dayanmak çok zordu. 20 gün boyunca sadece pirinç lapası yedik" diye konuştu.


'Irak'tan Rakka'ya götürdüler'


Bodrum katıda 20 gün kaldıktan sonra Kesra Mıhaba köyüne götürüldüklerini, orada erkeklerin akıbetini sorduklarında kendilerine, "hepsini öldürdük" cevabını aldıklarını söyleyen R.Y., "Bu köyde de iki ay kadar kaldık. Sonra bir gün bize , 'hazırlanın sizi eşlerinizin yanına götürüyoruz' diyerek arabaya bindirdiler. O sıcak havada yolculuk yapmak çok zordu, çocuklar yol boyu hem sıcaktan hem de korkudan kusuyordu. Başımıza neyin geleceğini bilmiyorduk. Nihayet Rakka'ya vardık. Burada bizi indirdiler. Sonra bir sabah grubun içinden 10 kişi seçtiler. Bunların içinde ben ve çocuklarım da vardık. Pek direnmedik çünkü diretenleri öldürüyorlardı. Bizi bir evin içine koydular, sonra bir baktık 'koca' diye kendi çetelerinden kişileri getirmişler. Çok korktuk, 'lütfen bize karışmayın yukarda Allah var' dedik. Bizi kimse dinlemedi ve her biri kendisine bir kadın seçti" dedi.


'Çocuklarım için hayatta kaldım'


Çetelerin arasında Amerikan, Alman, Rus ve Arapların bulunduğunu anlatan R.Y., çetelerin kendilerine psikolojik ve fiziksel şiddet uyguladığını  anlattı. R.Y., Rakka'dan sonra Kobanê'ye saldırı sırasında çetelerin kendilerini yakın köylere götürdüğünü ve buralarda tecavüze uğradıklarını söyledi. R.Y. "Her türlü işkence mevcuttu. Beni satın alan adam tarafından defalarca şiddete maruz kalıyordum. Çocuklarımın gözlerinin önünden şiddete uğruyordum, çocuklarım korkudan bağıra bağıra ağlıyordu. Onları da dövüyorlardı. Defalarca intihara teşebbüs ettim ama küçük kızım ağlıyordu. Bu yüzden intihardan vazgeçiyordum" diye konuştu.


'Bundan sonraki hayatımız ne olur bilmiyorum'


R.Y. sözlerin şöyle sürdürdü: "Yaşadıklarım o kadar ilginçti ki , başıma gelen sahnelerin çoğu yıllar film kurgusuna benziyor. Mesela çocuklarımın gözleri önünde yemek yeniyor, onların önüne ise kemik atılıyordu. Çocuklarıma sürekli Kuran dersi veriliyordu. Onların beynini yıkamak istiyorlardı. Bir gün H. adındaki çocuğum et için ağladı. Ben de anlaşılmasın diye tavuğun küçük bir kısmından oğluma yedirdim. Sonra bizi esir alan adam bunu fark etti. Beni saatlerce dövdü. Adam oğluma çok ağır darbeler vurdu ve dakikalarca onu dövdü. Sonra parmağını oğlumun ağzına soktu. Oğlum kusarak eti çıkardı."


R.Y. son olarak, 2 çocuğu, arkadaşı N.B. ve onun 3 çocuğuyla var güçleriyle kaçtıklarını söyleyerek, "Nasıl kurtulduğumu bilmiyorum ama bir an pes etmiştim. Çok susuzdum ve onlara siz gidin beni bırakın diyordum. Fakat N.B. beni bırakmadı ve daha fazla koşmam gerektiğini söyledi. Şimdi eşim de kurtulmuş, bu anlamada çok mutluyum. Fakat aylarca esir alınan ve bunca acıyı yaşayan anne, baba ve çocuklar olmak üzere bir aile olarak hayatımıza nasıl devam edeceğiz bilmiyorum" dedi.


'YPG/YPJ'den çok korkuyorlardı'


N.B. ise kızları S.H, R.H ve bir buçuk yaşındaki oğlu S.H. ile beraber yaşadıkları korku dolu anları anlattı. N.B., kaçırıldıklarında oğlunun 4 aylık bir bebek olduğunu söyledi. DAİŞ'in Şengal'de evlerini basıp eşini gözlerinin önünde öldürdüğünü ardından onu ve çocuklarını kaçırdığını söyledi. N.B. esir kaldığı sırada yaşadıklarını, "O döneme ait en çok hazırladığım şey, çocuklarımın açlıktan günlerce ağlaması ve kadınların tecavüze uğramasıydı. Onların elinde olup da defalarca satılmayan kadın yok. Kadınlar grup şeklinde tek kişiye satılıyor ve bu adam bıktığında ise başka birine satıyordu. Bu şekilde kadın pazarları sürekli hale geliyordu. Defalarca satıldım ve tecavüze uğradım. Hamile kalmamak için birçok yöntem denedim. Komşulara yalvarıp hap istiyordum. Onlar da gizli bir şekilde bana verdiler. Çok korkunç günlerdi.  Bana sürekli ,'Kürdistan'ın seviyor musun?' diye soruyorlardı. Her defasında 'evet seviyorum' diyordum ve bu yüzden dayak yiyordum. Çocuklarıma da aynı soruyu sorup dövüyorlardı" şeklinde anlattı.


'Kara çarşaf giyip YPG/YPJ'ye ulaştık'


Çatışmaların şiddetlendiği sırada kara çarşaf giyerek, R.Y. ve onun çocuklarıyla kaçtığını söyleyen R.B., "Bir şekilde bilmediğimiz bir yöne doğru kurtulma umuduyla kaçtık. Pes ettiğimiz an öldürüleceğimizden emindik. Bu yüzden daha hızlı bir şekilde koştuk. Çocuklarımın yüzündeki o çaresizlik ve yaşama olan inancı aklımda hiç gitmiyor. Saatler süren koşmanın ardından Kobanê'ye ulaştık. Bizi YPG/YPJ karşıladı. Orada bir süre kaldık. Bizimle çok ilgilendiler, sonra bizi ailemize kavuşturdular. DAİŞ in elinde çok kadın var onların kurtarılmasını istiyorum.  Hepsini satmışlar tecavüz etmişler henüz çocuk yaşta hamile kalmışlar. Lütfen birileri bizi kurtarsın, dünya ayağı kalksın" dedi.


(fk)