Baadrê köyünde Êzidî kadınların ağıtları yükseliyor

09:02

 


Zehra Doğan/JINHA


DUHOK - DAİŞ çetelerinin Şengal'i  istila etme amaçlı gerçekleştirdiği saldırıyla beraber hayatları bir anda değişen Êzidî halkının katliam sahnesinin perdeleri bir türlü kapanmak bilmezken, ağır travma geçiren kadınlar için hala uluslararası düzeyde bir çalışma başlatılmış değil. Duhok'un Baadrê köyüne sığınan Êzidî kadınlar, başlarına gelen 73'üncü fermanın acısına isyanı her gün yaktıkları ağıtlarla, dile getirirken, "belki bir gün ansızın gelirler" dedikleri esir akrabaları için yol başındaki bekliyor.


Birileri size bir sabah ansızın hayatınızın tepetaklak olup kendinizi savaş ve tecavüz sahnesinin içinde bulabileceğini söylese buna ne kadar inanırsınız? Oysa hemen yanı başımızda hayatları normal seyrinde ilerleyen Êzidî halk Şengal'de bir sabah ansızın kafaları koparılarak, yakılarak ve tecavüze uğrayarak güne acı dolu haykırışlarıyla 'merhaba' dedi. Şengal'de 7 bin kadın ve çocuk DAİŞ çeteleri tarafından kaçırıldı ve birçok ülkede 10 dolardan başlayan fiyatlarla satıldı, satılmaya devam ediyor. Tarihten bu yana başından 73 ferman geçen Êzidîlerin belki de başına gelen en kirli ve kanlı katliamı çok değil 3 Ağustos 2014'te hemen yanı başımızda Şengal'de yaşandı. Katliam ve tecavüz dolu sahneleri dünya kamuoyu çabuk silen belleklerinde işlemek üzere televizyonları başında sessizce izlerken, yaşları 3 ile 6 arasında değişen çocuklar için hiçbir ülkede ciddi anlamda bir hareketlilik yaşanmadı.


Sessizlik sürüyor


Kamuoyu sessizliğini koruya dursun, Êzidî kadınlar kendi imkanlarıyla Federal Kürdistan'ın Duhok kentinde ve kente bağlı köylerde inşaat ve boş dükkânlarda kurdukları barakalarda yaşama tutunmak için mücadele etmeye devam ediyor. Federal Kürdistan'ın Duhok kentine bağlı  Baadré köyünde yaşama tutunmaya çalışan kadınlar, geriye kalan binlerce kadının kurtuluşu için mücadele veren YPJ ve YBŞ'yi örnek vererek silahlı mücadelenin şart olduğunu söylüyor. Kadınlar, "Çeteler savaştıkları bölgelere bizi de seks kölesi olarak götürüyordu. Kobanê'ye yakın yerlerde olduğumuz için kurtulduk. Geride kalan kadınların biran önce kurtarılması için YPG/YPJ ve YBŞ gibi halk savunma birlikleri oluşturulsun. Silahlı mücadele olmadan kurtulamayız" diyor.


Umutlar azaldı


Kaçmayı başaran kadınların ilk durağı olan Baadrê köyü, tüm acıyı içinde barındıran bir dergahı andırıyor. DAİŞ tarafından sistematik bir şekilde saldırılara uğrayan kadınların kurtuluş mekanı olan bu köyde, kadın ve çocukların gözleri ise kaçıp kurtulan birilerini de kucaklamak ve onların acısını sarmak için her an yollarda. Kadınların rehabilite edilmesi için hiçbir çalışma yapılmayacağını anlayan kadınlar, bu köyde her gün bir evde toplanarak yaşadıklarını birbirine anlatarak kendilerini iyileştirmeye çalışıyor. Eş, çocuk, amca, dayı, hala, kız kardeş… Ailelerinin çoğunu katliamda kaybeden ve genel itibariyle yalnız kalan Êzidî halkın toplanma sahası görevini gören Baadrê köyünde kadınlar her geçen gün kaçırılan akrabalarının kurtarılması adına umudunu yitiriyor.


'Tek başıma delirmiş gibi kızımı arıyorum'


DAİŞ'in elinden üç ay önce kurtulmayı başaran N.H., yaşadıklarından ziyade, "bundan sonra ne yağacağım" diye düşünüyor. Saldırıdan sonra hayatının öncesi ve sonrası diye ikiye ayrıldığını söyleyen N.H.,"Ben oradayken birçok kadın tecavüzcüsünden hamile kalmıştı. Onları düşündükçe deli oluyorum. İnsanın tecavüzcüsünden hamile kalması kadar kötü bir duygu yok" diyor.  "Bize kafir diyorlardı, asıl kafir onlar. Bizi bu kafirlerin elinden kurtarın" diyen N.H.,  öz savunma sisteminin tüm halklar için gerekli olduğunun altını çizerek Êzidîlerin DAİŞ saldırısından bu kadar hasarlı çıkmasının nedenin öz savunma sistemlerini oluşturmadıkları için olduğunu söylüyor. Bir kızının kaçırıldığını oğulları ve eşinin ise katledildiğini söyleyen Şaha Meto Kasım da ailede tek kurtulanın kendisinin olduğunu söylüyor ve göz yaşları içinde devam ediyor:"Koço köyünde yaşıyordum. Bir kızımı DAİŞ kaçırdı. Kızım evliydi, eşini gözlerinin önünde öldürüp onu da kaçırdılar. Bu çeteler insan olamaz, onlar tarifi yapılamaz canavarlar.  Lütfen kızımı kurtarın. Tek başıma buralarda delirmiş gibi, bir oyana bir bu yana koşup duruyorum. İçimdeki acı sabit durmama izin vermiyor. İçim yanıyor, tek umudum kızımın kurtulması, eğer o kurtulursa bu acım belki biraz olsun diner."


'Yaşlı olduğum için bıraktılar'


DAİŞ'in elinden  40 gün önce kurtulmayı başaran 50 yaşındaki  F.A., "Benim yaşımdaki kadınlar oralarda temizlik ve yemek yapmak için çalıştırılıyor. Her gün zulümdü. Tecavüzcülere yemek hazırlarken içimden onlara sürekli 'zıkkım yiyin' diyordum.  Kızlarımıza gözümün önünde tecavüz ediyordu o alçaklar" dedi. DAİŞ'in bir süre sonra hasta yaşlıları serbest bırakılmasıyla kurtarıldığını söyleyen F.A., "Ben artık 24 saat temizlik yapmaktan çok güçsüz düşmüştüm. Artık onların başına bela olmuş gibiydim, onların işine yaramadığım için beni ve diğer yaşlıları serbest bıraktılar. Biz de günlerce aç ve susuz bir şekilde koştuk ve kurtulduk" diyor.


'Alıkonulan kadınlar için hiçbir çalışma yok'


Bir kızı DASİŞ'in elinde olan Naima Bişar ise çocuklarının katliamcıların elindeyken uyuyamadığını söylüyor. Naima,"Kardeşlerim, eşim, yeğenlerim ve kuzenlerimin tamamı katledildi. Ortada ben öylece kalakaldım" diyor. Naima, kurtarılan kadınlar için herhangi bir çalışmanın başlatılmadığını belirterek, "Bazılarımız günlerce aç ve susuz bir şekilde kaçarken, bazılarımızın gözlerinin önünde tüm ailesi katledildi. Bu çok ağır bir psikoloji olmasında rağmen hiçbir kuruluş bize yardım etmiyor. Buraya gelip çetele tutmakla bazı şeyler düzelmez. Bu gün DAİŞ Tarafından Zorla Alıkonulan Kadınlar için Mücadele Platformu üyeleri yapacağını yaptı. Birçok kaını kurtardı, eminim sürekli bizimle irtibat halinde olacak. Buna benzer dayanışma çalışmalarının yapılması gerekiyor" ifadelerinde bulunuyor.


'Êzidî fermanının en acısı bu'


Tüm ailesi esir olan Sêvê Silêman ise duygularını bizimle şöyle paylaşıyor: "Kaynanam, kayın babam, eşim, kızlarım, amcalarım, dayılarım ve kuzenlerimin tamamı katledildi. 5 kardeşim DAİŞ'in elindeydi, daha sonra onların da katledildiğini duydum.  Geriye kalanlar ise hala esir. Yapayalnız kaldım, bu köyde tek başıma hiçbir destek lamdan diğer kadınlar gibi yaşamaya çalışıyorum. Uluslar arası düzeyde bir destek hiç olmadı, burada kendi yaralarımızı yine kendimiz sarıyoruz. Başımıza 73 ferman geldi, bu en acı olanı…"


(fk)