‘Kadınlar kendilerini dayatarak süreçlere dahil oldu’

15:13

 


JINHA


İSTANBUL – Barış İçin Kadın Girişimi tarafından düzenlenen ‘Müzakere süreçlerinde kadınlar’ konulu sohbet etkinliğinde konuşan Doç. Dr. Ayşe Betül Çelik, kadınların müzakere süreçlerindeki rolüne dikkat çekerek, “Brundi de kadınların süreçlere dahil olmaları kendi çabalarıyla oluşmuştur. Kadınlar önce kapılarda nöbetlere başlıyorlar ve dahil olmak istediklerini anlatıyorlar. Sonrasında ise sürece gözlemci olarak dahil oluyorlar. Fakat bu da kadınlara yetmiyor ve kadınlar yüzde 30’luk bir oranla sürece dahil oluyorlar” dedi.


Barış İçin Kadın Girişimi’nin (BİKG), seçim sürecine ilişkin “Süreçte kadın gündemi” başlığıyla düzenlediği etkinlik başladı. Karşı Sanat’ta gerçekleştirilen etkinlik programında ilk olarak “Kadınlar barış sürecine nasıl bakıyor” başlığıyla Sabancı Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ayşe Betül Çelik bir konuşma gerçekleştirdi. Süreçlerde nelere dikkat edilmeli, barış inşası ve barış çalışmalarında neler yapıldığı üzerine konuşmasını gerçekleştiren Ayşe Betül Çelik, “Süreci ikiye ayırdığımızda bunlar çatışma ve barış diye adlandırılıyor. İki süreçte de sonuca ulaşmak ve kavrayabilmek için analizlerin iyi yapılması gerekir.  Çatışmalar çok katmanlı ve çok aktörlü bir süreç olarak karşımıza çıkıyor. Bundan kastımız şu; her hangi bir çatışmada dışarıdan görünen bu dağının üstü oluyor. Bunun altında ise ihtiyaçlar var bu ihtiyaçlar çok farklı oluyor” dedi.


‘Anadil ihtiyaçtır müzakere edilemez’


Süreçlerde bazı durumların müzakere edilemeyeceğinin altını çizen Ayşe Betül, “Kısıtlı kaynaklar tartışılabilir. Kürt meselesinde alt başlıklar ve ihtiyaçlar var. Bunlar konuşulmalıdır. Mesela ana dilde eğitim bir ihtiyaçtır müzakere edilemez ancak bunun nasıl olacağı tartışılabilir. Hangi konuların nasıl olacağı tartışılmalıdır” diye belirtti. Çatışma süreçlerinde yaşanan bir durumdan farklı düşünceler yaşandığını dile getiren Ayşe, “Farklı davranış biçimlerini anlamak barış sürecinde en önemli ihtiyaca dönüşüyor. Süreçlerde yaşanan olaylarda duygu, düşünce ve davranış kalıpları aynı olmalıdır” diye konuştu.


‘Barış süreçlerinde kırılmalar, geri dönüşler ve çatışmalar olur’


Ayşe Betül, barış sürecine ilişkin değerlendirmelerinde sürecin çok inişli ve çıkışlı olduğuna dikkat çekerek, “Tarafların konuşma ve anlaşmaya vardığı süreç 10 yıl. Bu süreçlerde her zaman kırılma noktaları geri dönüşler ve çatışmalar da olacaktır. Masaya oturulduğunda savaştan çok masadan kazanım çıkacağı düşünülür. Masalarda taraflar ‘benim ihtiyaçlarım bakış açım ve hitap ettiğim kitle var’ diye düşünür. Bundan dolayı da taraflar sunduğu her öneriyi öz veriyle sunar. Bu süreçlerde farklı oyunlar var bunları da anlamak lazım. Biraz daha önemsiz konularda anlaşmalar yaşanabilir. Müzakere masasını anlamak yapılan durumlara iyi bakmak gerekir” dedi.


‘Müzakere süreçlerinde en önemlisi güven sorunu’


Müzakere süreçlerinde “oyun bozan” kimselerin olduğunu hatırlatan Ayşe, “İrlanda örneğine bakıldığında en ufak bir kazanımda bombalar patlıyor. Burada güven sorunu oluşuyor ve müzakere süreçlerinde en önemli sorun olarak yer alıyor. En çabuk bozulan ve en zor toparlanan durum güven sorunudur” diye belirtti. Türkiye’deki müzakere süreçlerinin üst seviyedeki liderler üzerinden gittiğini belirten Ayşe, bu durumun güvenlik açısından birçok sorunu beraberinde götürdüğünü söyledi. Ayşe, “Müzakere süreçlerinde dünya örnekleri bizlere nereden başlamalı ve süreci nasıl götürmek gerektiği üzerine önerilerde bulunuyor. Ancak her bölgenin kendi renkleri olduğundan dolayı bu öneriler geliştirilerek ya da değiştirilerek süreçler götürülmelidir” ifadelerinde bulundu.


‘Kadınların rolü önemli bir noktada yer alıyor’


Ayşe, çözüm süreçlerinde toplumun alıştırılması gerektiğini belirterek, “Yıllarca birbirine düşmanlaştırılmış iki tarafın bu duruma şeffaflık üzerinden alıştırılması gerekiyor. Canavarlaştırılan kesime artık insani olarak yaklaştırılmak zorundasınız. Türkiye’de bu alıştırılma süreci ‘analar ağlamasın’ üzerinden yaratılıyor. Ve kadınların rolü buradan ortaya çıkıyor” şeklinde konuştu. Kadınların süreçlere dahil olma örneklerini anlatan Ayşe, “Brundi de kadınlar süreçlere dahil olmaları kendi çabalarıyla oluşmuştur. Kadınlar önce kapılarda nöbetlere başlıyorlar. Dahil olmak istediklerini anlatıyorlar. Sonrasında ise sürece gözlemci olarak dahil oluyorlar. Fakat bu da kadınlara yetmiyor ve kadınlar yüzde 30’luk bir oranla sürece dahil oluyorlar” dedi.


‘Sivil toplum örgütleri gruplar arası sosyalleşmeyi sağlamalı’


Sivil toplum örgütlerinin de süreçlere dahil olması gerektiğine değinen Ayşe, “Sivil toplumun yedi fonksiyonu oluşuyor. Koruma, izleme, savunuculuk, grup içi sosyalleşme, gruplar arası sosyalleşme, kolaylaştırıcılık arabuluculuk, hizmet. Türkiye’de sivil toplum örgütleri daha çok savunuculuk ve hizmet fonksiyonları yapılıyor. Örgütlerin en önemli görevi gruplar arası sosyalleşmeyi sağlamasıdır” diye kaydetti.


(dk-ed/mg)