Ermeni kadınların yüzyıllık çığlığı (1) - DOSYA

09:17
DOSYA" class="social-twitter">

Balkabakları altında gizlenen yaşamlar

Eylem Daş/JINHA

İSTANBUL- Ermeni Soykırımı 100'üncü yılına 'Ermeni soykırımı yoktur' polemikleri ile girerken soykırımı yaşayanların tanıklık hikâyeleri her yerden duyulmaya devam ediyor. Balkabakları altında saklanarak soykırımdan kurtulan Arşaluys'un hikayesini anlatan torunu Anais Marten, 'aksor' kelimesinin peşine düştüğünde anneannesinin ve onun arkadaşlarının acı hikayelerine tanık olduğunu söylüyor.

Her ne kadar 24 Nisan 1915 "Ermeni Soykırımı" bilinen miladı olsa da aslında 1915 bu topraklarda Ermeni halkına yönelik saldırıların ilki değildir. Aksine 1915'den önce de farklı yıllarda çeşitli katliamlara uğrayan Ermeniler, 1894-96 yılları arasında Sultan 2. Abdülhamit'in emri ile kurulan Hamidiye Alayları ile "Ümmete Dönüş" politikası adı altında Van, Erzurum, Sason, Sivas, Bitlis gibi Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı vilayetlerde malları gasp edilip taciz edilerek din değiştirmeye zorlandı ve yüz binin üzerinde Ermeni toplu olarak katledildi. Çatışmaların yanı sıra açlık, hastalık ve yokluk nedeni ile de ölenlerin cesetleri çukurlara doldurulup yakıldı. 1909 yılında gerçekleşen Adana Katliamı ise Ermenilerin yaşadığı acıların en derinden hissedilen acı tarihi olarak yerini hala belleklerde ilk günkü gibi taptaze duruyor. Soykırım ne yazık ki sadece bu olaylarla kalmayıp, belirli yıllarda en acı haliyle bir şekilde Ermenileri buldu.

Tehcir sırasında kadınlar ve kızlar zorla Müslümanlaştırıldı

1889 yılında "Türkçülük" ideolojisi ile siyasal bir cemiyet olarak kurulan "İttihat ve Terakki ", "Özgürlük ve kardeşlik" vaatleri ile 1912 "İttihat ve Terakki Fıkrası" adını alıp iktidar partisi olduğunda, tarihe 24 Nisan 1915'i "Ermeni Soykırımı" olarak düşecek günü İstanbul'da başlamış oldu. 700 Ermeni aydının evlerinden alınıp kendilerinden bir daha haber alınamadığı olayının ardından, 27 Mayıs tarihinde ise tehcir kararı alındı. Çoğu yaşlı kadın ve çocuk olan Suriye'nin Der Zor çölüne ulaştırılmak üzere yola çıkarılsa da binlerce Ermeni yolda katledilerek Ermeni soykırımı böylece başlatıldı. 1915 yılında ülkedeki tüm Ermenilerin soykırımdan geçirildiği günlerden bu güne Türkiye'de iktidarın tekelinde gelişen yasalar nedeniyle katliamcı tavırdan hala vazgeçilmezken, Ermenilere yapılanlar ise hala kabul edilmiyor. Hükümet soykırımı kabul etmiyor ancak Ermenilerin acı tarihi o dönem toprağa süzülen Ermeni ağıtları ve hikayeleriyle soykırımın 100'üncü yılında yeniden tüm dünyanın kulağına fısıldamaya devam ediyor.

Arşaluys'un balkabaklarının altına gizlenen hikayesi

Ermeni emekli opera sanatçısı-yazar Anais Marten de bu fısıltıya kulak verip tarihini araştıran Ermenilerden. Anais, 1915'i yaşamış anneannesi Arşaluys'un öyküsünü anlatıyor bir çırpıda bize. Anais' in evinde 1915 yıllarca hiç konuşulmamış. Çevresinde duyduğu 'aksor' kelimesinin peşine düşmüş o da ve Türkçe'de 'sürgün' anlamına gelen aksor anneannesinin yaşam hikâyesine götürmüş onu. Anais, anneannesini anlatırken ilk dinlediği andaki çocuk telaşında. "Aksor kelimesini duyuyordum sürekli. Anneanneme sordum bir gün, 'Sen oraları karıştırma' dedi. Anneannem bunu tabu bildi sanırım" diyen Anais, anneannesinin sorularla baş edemeyeceğini anlayınca "aksor"un onun için ne anlama geldiğini anlattığını söyledi. "Anneannem sürekli ağlayan biriydi. Kardeşinin adını söyler ağlardı, bir hikâyesi olduğunu biliyordum" ifadesini kullanan Anais, "Bahçeçecik'le Sakarya'ya sınırı arasında bir çiftlik varmış. Çiftlikler arasında duvarlar bile yokmuş bir gece evleri basılıp bütün aileyi yok etmişler. Anneannem, korkarak bahçede ağaca çıkıp beklemiş. Yan çiftlikteki komşuları balkabağı ticareti yapıyormuş, anneannemi ağaçtan alıp balkabaklarının arasında gizleyerek İstanbul'a getirmişler. İstanbul'da da Şişli'de Ermeni Yetimhanesine yerleştirmişler" diye konuştu.

Ermeni kız çocuklarından Müslümanlaştırılan teyzelere…

Anais, sadece anneannesinin hikâyesine tanık olmadığının altını çizerek, "O yetimhanede, Tokatlı, Hemşinli, Kayserili, Adanalı ermeni kız çocukları bulmuş birbirini. Sonra her biri bir yana savrulmuş. Kimi İstanbullu Ermeni ailelere kimileri de Müslüman ailelere evlatlık verilmiş. Anneannemin öyküsü biraz farklıdır. Yetimhanenin en küçüklerinden biriymiş, o nedenle onu Ermeni ailelerine gündüz hizmetçisi olarak gönderirlermiş. Çok sonraları Ermeni Kilisesi aracılığıyla birbirini bulan bu çilekeş kadınlar 'Arşaluys Hanım, senin evin erkeksiz ev' diyerek anneannemlerde toplanmaya başlamışlar. Yayamın evi aslında erkeksiz değil. İki dayım var, ama ikisi de durmadan ya Aşkale'ye, ya da durduk yere Edirne'ye, Adana'ya gönderildikleri için ev bir şekilde erkeksiz. Ha bu arada dedem Varlık Vergisinin vergi elemanları dükkânına geldiğinde heyecandan kalp krizi geçirip dükkânda ölmüş. Anneannem gencecik, dört çocukla dul ve ortada kalmış" şeklinde konuştu.

Ermeni kız çocuğu Naciye teyzenin koyu Müslümanlığı…

Anneannesinin evinde toplanıp ağıtlar yakan bu teyzelerden iki tanesinin Müslümanlaştırıldığını söyleyen Anais, bunlardan birinin Naciye Nine olduğunu dile getirerek, "Naciye Nine, ona 'haminne' dememizi isterdi nedense. 'Hemşin Ermenisiyiz biz ama Müslümanız' derdi. Çok sonraları merak edip araştırmıştım, gerçekten de Arhavi yöresinde ve Karadeniz'in başka köşelerinde Müslüman Hemşin Ermenileri var. Naciye Haminne namaz vaktini hiç kaçırmazdı. Öyle koyu Müslümandı. Anneannem seccade ebadında bir küçük halıyı onun için katlayıp dolabın arkasına saklardı" sözlerine yer verdi.

Ben ne yaptım feleğe ipsiz bağladı beni…

Anais, bir diğer Müslümanlaştırılan Meryem (Maryam) ninenin evlatlık verildiği evin en tembel oğlu ile evlendirildiğini söyleyerek Meryem ninenin eşinden yıllarca şiddet gördüğünü anlattı. Anais, "Eşi, her sabah Meryem Nine'yi (Maryam) sırtını yumruklayarak namaza kaldırırmış. Duaları bir türlü öğrenemeyen Meryem nine, bir de duanın sonunda istem dışı 'Hay orti ki surp amen' (Hayr-Baba yani Tanrı, Vorti-oğlu, Surp-aziz) der demez eşi şiddet uygularmış. Maryam Yaya'nın anneanneme her gelişinde tekrarladığı bir dörtlük vardı: 'Dağlar dağladı beni/ Gören ağladı beni/ Ben ne yaptım feleğe/ İpsiz bağladı beni' derdi. Anais, teyzelerin Anadolu'nun farklı köşelerinden olmalarına karşın birbirlerinin tekerlemelerini, türkülerini bildiklerine işaret ederek, 'hele bir tane birlikte söyledikleri vardı ki ezberlemiştim arada katılırdım. Sevinirlerdi: 'Dağlar dağlar ulu dağlar/ Eteği sulu dağlar/ Ben derdimi söylesem/ Gök durur bulut ağlar' derlerdi" diye o günlerini anlattı.

Yarın: Yaşanmışlıklara tanıklıklar ve Müslümanlaştırılmış kadınlar

(zd/mg)