Ermeni kadınların yüzyıllık çığlığı (4) - DOSYA
09:04
'Bugün yaşananlar soykırımın biçim değiştirmiş halidir'
Eylem Daş/JINHA
İSTANBUL - Ermeni soykırımının Türkiye tarafından tanınmamasına rağmen yüz yıl sonra da Ermeniler nefret söylemlerini sonucunda cinayetlere kurban gidiyor. Türkiye'deki Ermenilerin hala tehdit altında olduğunu belirten Nor Radyo çalışanı Diren Cevahir Şen, Samatya'da katledilen Ermeni kadınlara dikkat çekerek, "1915' ten önce Adana'da binlerce insanın katledilmesiyle, evlerinden alınıp yok edilmesiyle, bugün Samatya'da 3 kadının öldürülmesi arasında bir fark görmüyoruz. Şimdi tarih 2015, bugün yaşananlar soykırımın biçim değiştirmiş halidir" dedi.
Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilmesine karşı hala Türkiye'de hükümet tarafından reddedilen Ermeni soykırımı yüzüncü yılına girerken, "Öteki" olmaya devam eden Ermeni yurttaşlar nefret cinayetlerine maruz kalıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın adaylığı döneminde katıldığı bir televizyon programında "Çıktı bir tanesi affedersin çok daha çirkin şeylerle Ermeni diyenler oldu" şeklinde sözler sarf ettiği Türkiye'de; Ermeniler bugüne kadar "Gavur dölü", "Ermeni tohumu", "Vatan haini" söylemleriyle karşılaştı. Ders kitaplarına bile yerleşen ırkçı, nefret dolu söylemler nefret cinayetlerini de beraberinde getirdi. Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, askerliği sırasında vurularak yaşamını yitiren Sevag Şahin Balıkçı, Samatya'daki evinde katledilen Maritsa Küçük cinayetlerin bazıları.
Hrant Dink davası hala sürüyor
19 Ocak'ta Şişli'deki Agos gazetesinin önünde üç el silah atışıyla katledilen gazeteci Hrant Dink'in ölümü nefret cinayetlerini gözler önüne seren binlerce kişinin bir araya gelerek bu katliamları kınadığı dönüm noktalarından biri oldu. Yazılarında eşit yurttaşlar olma talebini dile getiren Hrant, ölümünden önce gazete ve televizyonlarda hakarete uğramış, tehditler aldığı ortaya çıkmıştı. "Türklüğü aşağılamak" suçlamasıyla yargılanan Hrant Dink'in farklı etnik kökenlere sahip yurttaşların kimliklerini özgürce yaşamalarını istediğine dair açıklamalar yapmıştı.
Hrant Dink cinayetiyle ilgili iki ayrı süreç işliyor. Bunlardan birincisi aralarında Yasin Hayal, Erhan Tuncel, Ahmet İskender gibi isimlerin yargılandığı dava. Bu dava 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülüp, 2012 yılında hükme bağlanmıştı. Mahkeme, bütün sanıkların "silahlı terör örgütü üyeliği" suçundan yargılandıkları davada beraatine hükmetmişti. Bu karar kamuoyunda tepkiye yol açmıştı. Ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, mahkemenin kararının, "sanıkların atılı suçları örgütün faaliyeti çerçevesinde işlediği" gerekçesiyle bozulmasını istemişti. Yargıtay 9. Ceza Dairesi de örgüt yönünden verilen beraat kararını bozmuştu. Daire, sanıkların "silahlı terör örgütü değil, suç işlemek amacıyla oluşturulan örgüt" üyesi oldukları gerekçesiyle yargılanmaları gerektiğine hükmetmişti. Bu hüküm gereği, dava yeniden görülmeye başlandı. 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan davada hakim Yargıtay'ın bozma kararına uyma yönünde karar vermişti. Şimdi bu dava süreci devam ediyor. Bu davada 20 sanık yargılanıyor. İkinci süreç ise kamu görevlilerine ilişkin yürütülen soruşturma. Bu soruşturma kapsamında, Dink cinayeti sırasında Trabzon'da polis memuru olan Muhittin Zenit ve Trabzon istihbarat biriminde komiser olan Özkan Mumcu hakkında yakalama kararı verildi, iki memur tutuklandı. Aynı zamanda cinayet sırasında Trabzon Emniyet Müdürlüğü istihbarat biriminde amir olan Ercan Demir hakkında yakalama kararı çıkarıldı.
Samatya'da 3 kadın saldırıya uğradı
İstanbul Samatya'da 2012'de evlerinde yalnız yaşayan 80 yaşın üstündeki Ermeni kadınlara yönelik saldırılar nefret cinayetlerinin tartışmaya yeniden açtı. 28 Kasım 2012'de 84 yaşındaki Turfanda Aşık evinde öldüresiye dövülmüş halde ve kan kaybından can vermek üzere bulundu. Ev karıştırılmamış, para ve değerli eşya aranmamış, hiçbir şey alınmamıştı. Yaşlı kadın iki hafta yoğun bakımda kalmış, ölümden dönmüş ve bir gözünü kaybetmişti. Bundan tam bir ay sonra, 28 Aralık 2012'de Samatya'da yine yalnız yaşayan 87 yaşındaki Maritsa Küçük evine girdiği sırada darp edilmek ve kesici aletle yaralanmak suretiyle öldürüldü. 22 Ocak 2013'te ise bir başka yaşlı Ermeni kadın evine girerken saldırıya uğramış, ertesi günü ameliyata alınmış, ancak bir gözünü kaybetmişti.
'Adli suç gibi göstermeye çalıştılar'
Maritsa Küçük cinayeti ve nefret cinayetlerine ilişkin değerlendirmede bulunan Nor Radyo çalışanı Diren Cevahir Şen, nefret cinayetlerinin aynı argümanlarla işlendiğine dikkat çekerek "3 yıl önce Samatya'da 3 kadın saldırıya uğradı, bunların biri olan Maritsa Küçük maalesef şimdi aramızda değil, öldü ve hakikatten kanunu deyimiyle de canavarca işlenmiş bir cinayete kurban gitti. Bıçakla bedenine haç yapıldığını biliyoruz. Vücudunun değişik yerlerinde kesikler olduğunu da biliyoruz. Ama ne oldu? Bunu bir adli suç olarak benimsetmeye çalıştılar. Bunun için Murat Nazaryan diye bir adamı da bizim karşımıza katil diye çıkarttılar. Bu da egemenlerin, devletin, iktidarın bir oyunudur aslında" diye konuştu.
'Penceresinden bakamayan Ermeniler tehdit altında'
Ermenilerin sürekli bir tehdit altında yaşadığına işaret eden Diren, "Ellerinden tapularının alınmasıyla tehdit ediliyorlar. Yine o 3 Ermeni kadının yakınlarının bize aktarımı şu şekilde; "Biz zaten sistemli olarak kimliği belirsiz kişiler tarafından izleniyorduk ve tehdit ediliyorduk. Annemizin yalnız yaşadığı, başına bir şey geleceği bize söyleniyordu" ifadelerine dikkat çekti. "1915'ten sonra katliamın getirdiği bir travma ile penceresinden dışarı bakamayan Ermeniler, belli sayılarına rağmen hala bir tehdit olarak gösterilmeye çalışıyorlar" vurgusu yapan Diren, Hrant Dink'in bu bakımdan bir Ermeni olarak kendini ifade ettiğini ve kendini fedaya götüren şeyin tam da bu olduğunu dile getirdi.
'Bugün katledilen Ermeni kadınlarla 1915 soykırımı arasında fark yok'
Saldırıların münferit olmadığnı vurgulayan Diren, "Nedense tehdit eden kişiler de hep ırkçı, milliyetçi örgütlere mensup kişiler" dedi. Özellikle yalnız yaşayan Ermeni kadınların tehdit altında olmasının aslında 1915'in devamı niteliğinde olduğunu vurgulayarak "1915' ten önce Adana'da binlerce insanın katledilmesiyle, evlerinden alınıp yok edilmesiyle, bugün Samatya'da 3 kadının öldürülmesi arasında bir fark görmüyoruz. Şimdi tarih 2015, bugün yaşananlar soykırımın biçim değiştirmiş halidir" sözlerini kullandı.
'Bu ülkede Ermeni olmak zor, Kürt olmak zor…'
Türkiye'de ki nefret söyleminin iktidarca yeniden üretildiğine dikkat çekerek " İktidarın başka bir halkı aşağılamak için 'Ermeni dölü' olarak tehdit etmesi bu nefretin dışavurumunun bir göstergesidir" diyen Diren, bununla birlikte Ermeni kimliğinin kendisinin de ayrıca bir tehdit olduğunu ifade etti. Nefret söylemi ve cinayetlerine kurban giden Ermenilerin kendilerini koruma içgüdüsü ile Müslümanlaştığına da işaret eden Diren, "Bunların üzerine düşünmek gerekiyor. Tüm bunlar, bu ülkede günümüzde en yüksek sesle Hrant Dink tarafından söylendi. Eşitlikten, özgürlükten, bir arada yaşamdan, barıştan, demokrasiden, halkların eşitliğinden bahseden, hatta 'halkların kardeşliği değil de eşitliği' vurgusunu ilk yapanlardan biridir. Hrant Dink, sadece Ermeniler adına da konuşmamıştır, daha önceki gazetelerdeki yazılarına konuşmalarına baktığımızda Kürtler için, Aleviler için neler söylediğini biz biliyoruz. Böyle bir kimliğinden dolayı aramızdan alındı. Bu ülkede Ermeni olmak çok zor, Kürt olmak zor. Kafa sayısı olarak az iseniz zorluk derecesi daha da artıyor. O yüzden böylesi dönemlerde birlikte olmak ve örgütlenmek çok anlamlıdır" diye konuştu.
(gc/fk)

