Ermenilere yapılanlara ortak olmamızın bedelidir yaşadıklarımız...
09:32
Gülşen Koçuk / JINHA
BEDLÎS - Ermeni Soykırımı'nın 100'üncü yılında bir halkın bir halka vicdani özeleştirisinin sesi çıktı Kavar'dan. Tatvan ilçesinde bulunan Kavar havzasında da gerçekleştirilen soykırıma sesini çıkarmayan ve ortak olan olanların çocukları, torunları "Dün Ermeniler, bugün Kürtler. Ermenilere yapılanların ortak olmamızın bedelidir yaşadıklarımız..." diyor.
Tam 100 yıl önce emekleri ile Mezopotamya topraklarında yaşamı ören Ermeni halkının fermanı okundu ve bir buçuk milyon Ermeni soykırıma maruz kaldı. Bugün de tekçi devlet zihniyetinin hedefi haline gelen Kürt halkını yok etme ve imha-inkar politikalarının aynı topraklarda tekerrür etmesi, Mezopotamya'nın kadim halklarından Ermenilerin katledilişinin üzerinden geçen 100 yıla rağmen zihniyetin bir değişime uğramadığını kanıtlar nitelikte. Bitlis'in Tatvan ilçesine bağlı ve 7 köyü içinde barındıran Kavar bölgesinde de 24 Nisan 1915 yılında bölgede yaşayan Kürtlerin eliyle gerçekleştirilen soykırım politikaları, 1990'lardan bu yana da Kürtlerin üzerinden sürüyor. Büyüklerinin elleriyle gerçekleştirilen katliamların bugün kendilerine uygulandığını ifade eden bölge halkı, dağlardaki, köylerdeki yaşamı kilometrelerce uzunlukta yaptıkları su kanallarıyla, ektikleri tarlalarla, üzüm bağları ile güzelleştiren Ermenilere vicdani özeleştirilerini veriyor. Hala katliamın izlerinin, Ermenilere ait kalıntıların bulunduğu Kavar havzasında, katliamın nasıl gerçekleştirildiğini ifade edebilen hikayeler büyüklerden küçüklere anlatılmakta hala…
Devletten 'Öldürmemek günah' fetvası
Tatvan'ın Kavar bölgesinde bulunan köylerden Çorsê köyünden 66 yaşındaki Sitî Dilber Çaçan, 1994 yılında devletin zorla göç ettirme politikaları nedeniyle İzmir'e göç etti. Altı yıl önce İzmir'den tekrar topraklarına dönen Sitî, kendisinin Ermeni katliamı dönemini görmediğini, ancak nenesinden dinlediği kadarıyla Ermenilerin çalışkan, emekçi bir halk olduğunu söylüyor. Devletin bölgedeki halkı kandırması sonucu, Ermenilerin bölge halkı tarafından vahşice katledildiğini ifade eden Sitî, "Devlet, 'Onları öldürün ve yakın. Öldürmezseniz günah olur' diyor. Halk da Ermenileri öldürüyor. Onların bir çocuğu kalıyor. Suyun önüne gidip su içtikten sonra annesinin kucağına giden çocuğu gören bir köylü, eline aldığı büyük bir taşla çocuğu da öldürüyor. Qoto köyünde de yine devletin kandırmacası yüzünden Ermenileri bir eve kapatıp yakıyorlar. Ermeniler 'Bizi öldürmeyin, Rumlar (Türkler) haindir. Birgün size de aynısını yapar' diyorlar, ama öldürdüler" diyor.
100 yıllık din politikası
"Ermenilere ne yapıldıysa zamanında şimdi de bizim başımıza geliyor. Belki de bu, onların ahıdır, bizden çıkıyor" diyen Sitî, Türkiye'nin Ermeni soykırımını tanımamasına ilişkin ise, yaşanan her şeyi büyüklerinden bizzat dinlediklerini, bu nedenle Ermeni soykırımının olmamış gibi görülmesinin kabul edilemeyeceğine dikkat çekiyor. Ermenilere dönük politikaların şimdilerde ise kendilerine dönük olarak uygulandığına işaret eden Sitî, Ermenilerin katledilmesi için kullanıldığı gibi şimdi de dinin siyasette kullanıldığını, Türkiye'nin hala "Müslümanlık" üzerinden siyaset yaptığını belirtiyor.
Ermenilere ait olduğu için üzüm bağları talan edildi
Kavar'da bulunan köylerin hemen hepsinde Ermenilerin yaşadığını söyleyen Şamnis (Bolalan) köyünden 83 yaşındaki Şekernaz Kutlu ise, soykırımın ardından tehcir politikaları ile Ermenilerin topraklarını terk ettiğine değiniyor. Yaşı nedeniyle de anlatılanları hatırlamakta zorlanan Şekernaz, Ermeni soykırımının ardından köylere sadece Sünnilerin yerleştiğini kaydediyor. Aynı köyden 51 yaşındaki Harbinaz Kutlu da, devlet baskısının 100 yıldır hiç eksilmediğini vurguluyor. Harbinaz, çocuklarının evden dışarı çıkması ile devlet işkencesine maruz kalmaya başladığını ifade ederken, "Hükümet çocuklarımızı alıyordu, öldürüyordu gizlice. Sonra da dağlardakilere suçu atıyordu. Bizim karşı köyden bir evdeki erkekleri öldürdüler, beyinlerini yerlere attılar, evlerini yaktılar. Diğer bir köy de koruculuğu kabul etti" ifadelerine yer veriyor. Soykırımın ardından bölgede Ermenilere ait olan ve şarap yapımında da kullanıldığı gerekçesiyle yok edilen üzüm bağlarının da yeniden yeşermeye başladığına dikkat çeken Harbinaz, hala Ermenilerden kalan kiliselerin, mezarların bulunduğuna değiniyor.
Katledilmek istenenleri kurtaranlara işkenceli cevap…
Soykırımda erkeklerin ayrı, kadın ve çocukların ayrı katledilerek, bir bebeğin dahi canlı kalmaması çabası içerisine girildiğini dile getiren Harbinaz, hamile kadınların içindeki bebeklerin dahi çıkarılarak katledildiğinin altını çiziyor. Bir köyde evlere kilitlenenlerin kurtarılarak kaçmayı başardığını söyleyen Harbinaz, Ermenileri kurtaranlara da o dönemde büyük işkenceler yapıldığını söylüyor. Zaman farklı olsa da aynı katliamın bölgede Kürtler üzerinde uygulandığını sözlerine ekleyen Harbinaz, "Türkiye, bizi de öldürüyor, askere giden çocuklarımızı da öldürüyor. Şimdilerde yine bir şeyler düzelmiş biraz. Önceden birisi kendi dilinde, kendi tarihinden konuşsaydı ya tutuklarlardı, ya da bir yerde öldürürlerdi. Her şeyin dili var. Her dil serbest olduğu gibi bizim dilimiz de serbest olmalı. Biz bu zulmü şiddeti hak etmiyoruz. Bizler barış istiyoruz" ifadelerinde bulunuyor.
Açlık ve susuzluk yollarda ölümü getirdi
Zülfinaz Kılıçaslan da Şamnis köyünden ve 52 yaşında. Ermeni soykırımı döneminde yaşananların devletin "Kürt-Türk halkı arasındaki kardeşliğe Ermenilerin engel olduğu, Ermenileri katletmenin kişiyi cennetlik yapacağı" kandırmacalarının bir sonucu olduğunun altını çiziyor. 100 yıl önce Ermenilere yaşatılan acıların tarifsiz olduğunu dile getiren Zülfinaz, tehcir politikalarına maruz kalan Ermeni kadınların çocuklarını açlık ve susuzluk nedeniyle yollarda bıraktığını söylüyor. Zülfinaz, hala 30-40 yıl öncesine kadar da hala evlerin temelleri atılırken Ermenilerin kemiklerinin çıktığını söylerken, "Evlerin temellerini açtıklarında onların kafatasları çıkardı, onlarla oynarlardı. Bizlere 'Elinizi sürmeyin. Bunlar Ermenilerin kemikleri' derlerdi" diyor.
'Halkları yok etmek isteyen zihniyete ne denilebilir…'
Devletin önce Ermenileri yok ettiğini, şimdi ise Kürt halkının peşine düştüğünü kaydeden Zülfinaz, işkence, ölüm, tutuklama, kaybettirme gibi uygulamalar ile Kürtlerin de yok edilmek istendiğine işaret ediyor. Türkiye'nin yaşanan bir soykırımı, yaşanmamış gibi saymasına da tepki gösteren Zülfinaz, "Bütün dünya bunu biliyor. Biz çocukken bize anlatıldı, biz de biliyoruz. Bir milleti içinden temizlemek isteyenler, çok şeyi inkar edebilirler. Her iki halkı da yok etmek isteyen bir zihniyete ne diyebilirsin ki. İnsanları namazla, Kuranla, dinle kandırıyorlar. Bütün halklar elini vicdanına koymalı ve hiçbir halkın hakkı yenmemeli. Bir arada insanca yaşam için el ele vermeliyiz" sözlerini dile getiriyor.
Acılar çok derinlerde
100 yıl önce Ermenilerin ve Kürtlerin bir arada yaşadığı Kavar'da şimdi sadece Ermenilerden kalan yıkık evler, kiliseler, mezar taşları, kilometrelerce uzunlukta olan ve havzaya can veren su kanalı ile mezar taşları kaldı. Katliamın vicdani sorumluluğunu üstlenen Kavar halkı, Ermeni halkının acısını derinden hissederek anlatıyor: "Tehcir politikası ile gidenlerin ölümüne en acısız ölüm diyorlar. Onlar günlerce, haftalarca yollarda yürüyerek açlıktan susuzluktan öldüler. Burada katledilenleri siz düşünün…"
(gk/fk)

