Cumartesi Anneleri gözaltında kaybedilen Ermenileri andı
14:06
JINHA
İSTANBUL - Cumartesi Anneleri, adalet arayışlarının 526'ıncı haftasında, 24 Nisan 1915 tarihinde İttihat ve Terakki Hükümeti'nin emriyle İstanbul'da 250 Ermeni aydının evlerinden gözaltına alınışlarının 100. yılı dolayısıyla bir araya geldi.
Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri adalet arayışının 526'ıncı haftasında da Galatasaray Meydanı'nda bir araya geldi. "Failler belli, kayıplar nerede?" yazılı pankart açan Cumartesi Anneleri, ellerinde kayıplarının fotoğrafları ve kırmızı karanfiller taşıdı. Bu hafta, 24 Nisan 1915 tarihinde İttihat ve Terakki Hükümeti'nin emriyle İstanbul'da 250 Ermeni aydının evlerinden gözaltına alınışlarının 100. yılı dolayısıyla bir araya gelen kayıp yakınları "Gözaltına alınışlarının 100. yılında mezarsız Ermeni aydınlarımıza sesleniyoruz" diyerek "Unutmamız üzerine kurulan inkar politikalarına inat gerçeği yaşatacağız; sizi unutmadık, unutmayacağız" vurgusunu yaptı.
'Ermenilerin bir mezar taşı bile yok'
Eylemde ilk olarak söz alan gözaltında kaybedilen Hayretin Eren'in Ablası İkbal Eren, 1915 yılında gözaltına alındıktan sonra kendilerinden haber alınamayan Ermenilerin bir mezar taşı bile olmadığını belirtti. İkbal, Ermeni aydınların devletin eliyle kaybedilmesini tarihte kara bir leke olarak yer aldığını söyleyerek, "Devlet yüzyıldır yüzleşmekten kaçmış, her sene her seferinde bir kavram kargaşası yaratarak, bu kara lekenin üzerini örtmeye çalışmıştır" dedi.
'Sorunlarımız Ermenilerin sorunlarıyla ortaktır'
İkbal'in ardından konuşan gözaltında kaybedilen Kenan Bilgin'in kardeşi İrfan Bilgin, Ermenilerin Kürtlerin, sosyalistlerin ve Alevilerin muhalif olmaları nedeniyle sistem içerisinde hedef haline getirildiğini söyledi. İrfan, muhaliflerin çeşitli nedenlerle farklı şekillerde ortadan kaldırıldığını dile getirerek, "Bizim sorunlarımız Ermenilerin sorunlarıyla ortaktır. Sorunlarımızı ortaklaştırırsak dertlerimize deva oluruz" diye konuştu. Ardından gözaltında kaybedilen Nurettin Yedigöl'ün kardeşi Muzaffer Yedigöl, "Babaannem o dönemler yaşanan zulümlerden saklanarak, asimile olarak aslını inkar ederek, bu ülkede birileri ile evlendirilmiş. Biz daha sonra nenemizin Ermeni olduğunu ve o dönemler dedelerimiz tarafından saklanıldığını duyduk" dedi.
'Soykırım tanınmadığı için anlatılmadı'
Eylemin devamında gözaltında kaybedilen Ermeni aydınlardan Tutyan'ın torunu Arlin Abatiyan, dedesinin 1915'te askere alındıktan sonra bir daha geri gelmediğini belirterek, "Benim dedem iki defa kayboldu. Birincisi bedensel olarak, ikincisi ise hafızada kayboldu. Ben ABD'den geliyorum. Soykırım tanınmadığı için yaşananlarda anlatılmadı, paylaşılmadı. Kimse bana dedemin hikayesini anlatmadı. Bu yüzden dedemin ismini tam olarak hatırlayamamam bana bu kaybın iki kere yaşandığını gösteriyor" diye belirtti.
'Kaybedilen Ermeniler içerisinde birçok aydın vardı'
Eylemde son olarak Cumartesi insanları adına basın açıklamasını yapan Sebla Arcan gözaltında kaybedilişlerin 100 yıl önce başladığını belirterek, 24 Nisan 1915'te İttihat ve Terakki hükümetinin İçişleri Bakanı Talat Bey'in emriyle İstanbul'da 250 Ermeni'nin evlerinden gözaltına alındığını hatırlattı. Sebla, gözaltına alınanlar arasında, milletvekili, yazar, şair, avukat, doktor, gazeteci, eczacı, sanatçı ve siyasetçi gibi birçok aydının bulunduğunu belirtti. Sebla, konuşmasına şöyle devam etti: "Gözaltına alınanları önce Sultanahmet'teki Merkez Cezaevi'ne götürüldüler. Sonra özel bir trenle Ankara'ya doğru yola çıkarıldılar. Neden tutuklandıklarına ve nereye götürüldüklerine dair kendileri bilgi verilmedi. 150 kişilik grup Ayaş'a sevk edildi. Gözetim altında tutulan bu insanlardan 174'ü jandarma ve polis eşliğinde ıssız vadi ve ormanlara götürülerek katledildi. Açıkta bırakılan bedenleri doğanın yok etmesine terk edildi. Bir mezar taşları bile olmadı. Resmi kayıtlarda ise ya firar ettikleri ya da serbest bırakıldıkları yazıldı."
'Adalet ve Hakikat iç içedir'
Geçen zaman içerisinde devletin toplumun gerçeklerle yüzleşmesini imkânsızlaştırdığını dile getiren Sebla, "Hiçbir insanlık suçu geçmişte kalmaz. İnkar edilen yüzleşilmeyen, hesaplaşılmayan insanlık suçları derin devlet geleneğinin ve devlet şiddetinin devam etmesini sağlar. Bu toprağın hakikatlerinin unutturulmasına itirazımız bu yüzdendir. Resmi yalanlara boyun eğmeyerek, hakikati yaşatma çabamız bu yüzdendir. Biliyoruz ki adalet ve hakikat iç içedir. Adalet hakikatin açığa çıkartılması ve kabul edilmesiyle başlar" diye konuştu. Sebla, inkarın insan hakkı ihlali olduğunu kaydederek, "İnkar, suçun devamıdır, inkara son verin. Bu topraklarda işlenen bütün insanlık suçlarını ve soykırım suçlarını kabul edin" dedi
(dc-ed/fk)

