Kadınlık ve erkeklik halleri tartışıldı

17:14

JINHA

İSTANBUL - Arel Üniversitesi Sosyoloji Bölümü tarafından organize edilen 'Erkek(lik)ler' sempozyumunda erkekliğin birçok hali konuşulurken, toplumdaki erkeklik ve kadınlık rolleri üzerinden toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerine araştırmalar sunuldu.

Arel Üniversitesi Sosyoloji Bölümü tarafından Arel Üniversitesi Tepekent Yerleşkesi'nde 'Erkek(lik)ler' sempozyumu gerçekleştirildi. Erkekliğin toplumsal cinsiyet düzeninde ki konum alışları ve bu konum alışların toplumlara ve kültürlere göre değişimleri ve dönüşümlerinin vurgulanması evrensel tarihaşırı yaşam boyu değişmeyen idealize edilmiş tek tip bir erkeklik anlayışının sorgulanması üzerine gerçekleştirilen 'Erkek(lik)ler' sempozyumunda 'queer teori' tartışmalarıyla ön plana çıkan farklı erkeklik performanslarının işaret ettiği çoklu ve çeşitli erkekliklerin varlığı erkeklerin sadece kadınlar üzerinde ki tahakkümüne değil, kendi aralarında ki iktidar ilişkilerine de ışık tutan 'Hegomonik erkeklik' kavram üzerine tartışmalar yürütüldü.


Maltepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Bozok tarafından yapılan açılış konuşmasının ardından başlayan sempozyumun ilk oturumunda Erkek Muhabbeti'nden Bilhan Gözcü ve Ercan Jan Aktaş'ın konuşmacı olarak yer aldığı panel gerçekleştirdi. Panelde Bilhan Gözcü, 'Erkek Öznelliği ve Cinsiyet Rejimine Direniş Olanakları' adlı sunum gerçekleştirirken, Ercan Jan Aktaş'ta 'Askerlik yapmayanların erkek sayılmadığı bir toplumda erkek olmayı reddedenler' adlı bir konuşma gerçekleştirdi. Panel, soru-cevap kısmının ardından sona erdi.

'1990'lardan sonra erkekler kendi iktidarlarını kurmakta sorun yaşamadı'

Panelin ardından gerçekleştirilen 2'inci oturumda ise bildiri sunumlarına geçildi. İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Doktora öğrencisi İlknur Karanfil, 'Türk Edebiyatından Farklı Erkeklik Anlatıları' adlı bir sunum gerçekleştirdi. İlknur, toplumsal cinsiyet rollerinde özellikle 1990'lardan sonra yaşanan hızlı değişimden sonra erkeklerin kendi iktidarlarını kurmakta sorun yaşamadıklarını söyledi. Hikâyelerde erkekler arası dayanışma duygusunun rekabet üzerinden gittiğini ve durumun normalleştiğini belirten İlknur, "Hikayeler içerisinde ki dostluk kardeşlik gibi kavramlarda rekabet duygusu içerisinde yer alıyor. Romanlarda aşık olunan kadınların iç dünyasına rastlanmazken, aynı karakter birden bire hikayeden çıkarılıyor. Erkekliğin bir taraftan romantik ama bir taraftan da kırılmaya sorgulanmaya müsait anlatılar olduğunu ve erkekliğin inşası üzerine de sorgulanması gereken bir durum olarak görülüyor" şeklinde konuştu. Sempozyumun 3'üncü oturumunda ise İstanbul Teknik Üniversitesi Siyaset Çalışmaları Yüksek Lisans öğrencisi Nurhayat Köklü, 'Üçüncü dalga feminizm ışığında erkek-özne eleştirisi ve yeni politika yapma biçimlerinin olanakları' üzerine bir sunum gerçekleştirdi. Nurhayat, sunumunda ilk olarak Üçüncü Dalga Feminizmi üzerine bilgilendirmelerde bulunarak şöyle dedi:

'Üçüncü dalga feminizm, erkeklere karşı verilen bir mücadele değil'

"Üçüncü Dalga Feminizm, özcülük evrenselcilik ve Avrupa-merkezcilik eleştirisi ve LGBTİ hareketiyle ittifakı, Foucault'un yeniden formüle ettiği iktidar kavramıyla ve post-yapısalcı özne eleştirisiyle bir araya gelerek, sanki yalnızca bir kadınlık varmış ve feminist siyaset erkeklere karşı verilen bir mücadeleymiş şeklindeki algıyı yok etmiştir."
Foucault'un ısrarla üzerinde durduğu, iktidarın bir siyasi yapıya, hükümete, sınıfa, kölenin karşısında ki efendiye kadının karşısındaki erkeğe ait olmadığını dile getiren Nurhayat, "İktidar gündelik hayatın içine sızarak bireyi kategorize eder, özne haline getirir ve bireyselliğini kurar. Bu nedenle 'kadınlık-erkeklik' temelinde bir erkeklik eleştirisi yapmak, aynı tuzağa yakalanmak olacaktır" diye konuştu.

'Soyadı kanunu sistemin erkeğin üzerinden kurulmasına imkan veriyor'

Ardından söz alan Jacobs Üniversitesi Psikoloji Bölümü Doktora Öğrencisi Özden Melis Uluğ ise, 'Kadınların soyadını değiştirmesin, kanun değişsin. Erkekliğin soyadı üzerinden yeniden üretimi' üzerine bir sunum gerçekleştirdi. Özden, hegemonik erkekliğin söylemler üzerinden yalnızca medyada değil, aynı zamanda kanunlarla, yani kurumsal olarak da devlet düzeyinde yeniden üretilmekte olduğunu belirterek, "Türkiye'de ve dünyanın çoğu ülkesinde bulunan soyadı kanunu, var olan sistemin erkeğin üzerinden yeniden kurulmasına imkan vererek erkekliğin kendini yeniden üretmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Soyadı kanunu kurumsal olarak erkekliği yeniden üreterek hem erkekliğin kadın üzerindeki hakimiyetini hem de cinsiyet rollerini normlaştırmakta ve buradan hareketle aynı zamanda meşrulaştırmaktadır" diye kaydetti. Sempozyum erkeklik ve kadınlık rolleri üzerine tartışmalarla yarında devam edecek.

(dk-ed/fk)