1990'larda devlet şiddeti ve kadın hakikatleri

09:04

JINHA

İSTANBUL - Kürdistan'da 1990'lı yıllarda yaşanan devlet şiddeti ve kadın hakikatleri üzerine konuşan Hakikat Adalet Hafıza Merkezi Program Yöneticisi Özgür Sevgi Göral, geçmişle yüzleşmenin barış sürecinin çok kritik bir parçası olduğuna dikkat çekerek, hükümetin geçmişiyle hesaplaşarak, özür dilemesi gerektiğini ve en önemlisi de failleri yargılaması gerektiğinin altını çizdi.

Müzakere sürecinin gündeme gelmesiyle beraber 1990'lı yıllarda bölgede dönemin hükümetinin eliyle işlenen insan hakları ihlali suçları yeniden tartışmaya açılırken, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi Program Yöneticisi Özgür Sevgi Göral ile 1990'larda devlet şiddeti ve kadın hakikatleri üzerine konuştuk. Devlet şiddetinin özel bir türü üzerine çalıştıklarını belirten Özgür, hafıza merkezinde zorla kaybetmelerle ilgili çalışma yürüttüklerini ifade etti. 90'lı yıllarda yaşanan devlet şiddetine dikkat çeken Özgür, "90'lı yıllarda yaşanan devlet şiddetini, kaybetmeler, infazlar üzerine bir çalışma yürütüyoruz ve o dönemi belgelemeye çalışıyoruz. Türkiye'de kaç kişinin zorla kaybedildiğine dair, isimleri, yerleri ve tarihleri belli olan bir liste hazırlamaya çalışıyoruz. Ondan sonra onların hepsinin tek tek hikayesini toplayacağız. Çünkü bu insanlar sadece rakama indirgenemeyecek hikayeler. Sonuçta hepsi bir insan" diye belirtti.

'Kayıplarını arayan kadınlarda işkence gördü'

Özgür, "Daha önce MEYA-DER, YAKAY-DER, İHD gibi kurumlar bizim çalışmamıza benzer projeler zaten yapmıştı. Bu kurumların verilerinden yararlanarak iş yapıyoruz. Tabi yaşananların çok farklı yansımaları var. Örneğin 1990'lı yıllarda devlet şiddeti tüm Kürt toplumunu hedef alırken, Kürdistan bölgesinde yaşayan herkes bu şiddetin hedefi haline geldi. Yaşanan devlet şiddeti kadınları ise farklı bir şekilde etkiledi. Biliyorsunuz kaybedilenlerin yüzde 97'si erkek. Dünyanın birçok yerinde bu böyle, örneğin Lübnan'da, Arjantin'de de kaybedilenlerin çoğu erkek. Dolayısıyla kadınlar kayıplarını arıyorlar, kayıplarını aramakta çok ciddi şiddet içeren bir süreç. İşkence görüyorlar, kaba dayağa maruz kalıyorlar aynı zamanda bir takım hassasiyete yönelik saldırılara da maruz kalıyorlar. Bu kadınların hepsi Kürtçe konuşuyor devlet ise Türkçe" ifadelerinde bulundu.

'Kadınlar tüm yükü omuzladı'

Özgür, 1990'lı yıllarda kayıplarını arayanların da kaybedildiğini söyleyerek, Şırnak'a işaret etti. Kayıplarını arayan kadınların hem arayış süreci bakımından hem de gündelik hayatı örgütlenme bakımından tüm yükü omuzladığını belirten Özgür, "Ailenin bakımı, çocukların büyütülmesi gibi birçok yükü omuzlayan kadınlar bir yandan da zorlu mücadeleyi sırtladı. Devlet şiddeti insanları farklı biçimlerde etkiledi. Örneğin siyasetin içinde olanları faklı, dışında olanları ise farklı bir biçimde etkiledi. Biz biraz bu özgün etkilenme biçimlerini de ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Mesela kadınların deneyimlerini ortaya çıkarmaya çalışan bir rapor hazırladık 'Fotoğrafı Kaldırmak' diye, bu çalışmayla beraber kadınların mücadele deneyimlerini raporlaştıracağız" ifadelerinde bulundu.

'Şırnak toplumu bir bütünen hedef alındı'

Belirli mekanların özgün olarak nasıl ele geçirildiği ile ilgili araştırma yaptıklarını kaydeden Özgür, "Mesela Batman'da Hizbullah yapısı varken Şırnak'ta Jitem yapısı iş gördü. Bu tip özgünlüklerin bölgede yarattığı etkiyi ve baskıyı ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Aslında 'Türkiye'de kaybedilme Kürdistan'ın farklı yerlerinde nasıl hayata geçirildi, hangi faillerle hangi grupları ne şekilde etkiledi' diye bunun bir haritasını ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Şırnak gerillanın kitlesel desteğinin çok güçlü bir yer olduğu için devlet şiddetinin de çok güçlü olduğu bir yer. Şırnak 1992 Newrozu'nda kuşatıldı. Mete Sayar, Cemal Temizöz, Levent Ersöz gibi özel askerler Jitem yapısı tarafın bu bölgelere görevlendirildi. Bu görevlendirmelerle birlikte Şırnak'ta zorla göç ettirmeler, infazlar, zorla kaybetmeler yaşandı. Şırnak toplumu bir bütünen sistematik bir şekilde hedef alındı. Kayıplarda bunun bir parçası. Cemal Temizöz ve ekibi yargılanıyor ama maalesef bu yargılama tutuksuz bir yargılama. 1990'ların sonunda Levent Ersöz'ün Şırnak'a gitmesi Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz'in kaybedilme dönemine denk geliyor. Kürt toplumunun direnişi o dönemlerde ağır baskılarla kırılmak istendi, Kürt siyasi hareketiyle ilişkisi zayıflatılmak istendi. Tüm bunlar 1992 yılında yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısından sonra yaşandı" sözlerini ifade etti.

'Kürt olmayanlar da katledildi'

MGK toplantısında PKK ile yürütülen mücadelenin yeterli olmadığı bir takım kontrgerilla taktiğinin kullanılması gerektiği yönünde bir kararlaşmaya gidildiğini dile getiren Özgür, sözlerine şöyle devam etti: "1992 MGK toplantısından sonra PKK'ni lojistik desteğini kesmek ve alan hakimiyetini kırmak için tüm sivil halkı hedef aldı. Şırnak o yüzden çok özel olarak seçilmiş bir bölge. Bu yüzde en çok ölümün yaşandığı bölge Şırnak'tır. Aslında sadece Şırnak değil illere ve yıllara göre dağılımına bakarsak 1992-1995 arasında çok ciddi bir yoğunlaşmanın olduğunu görebiliriz. 1995'ten sonra ise bir miktar azalma yaşandı. 2000'den sonra ise istisnai durumlar dışında çok görmüyoruz. Şırnak birinci sırada ancak Diyarbakır, Mardin, Batman gibi Kürt siyasi hareketinin güçlü olduğu illerde de tüm baskılar en çetin şekilde yaşandı. İstanbul ve Adana gibi batı illerinde ise Kürt siyasi hareketinin temsilcilerine yönelik saldırılar gerçekleşti. Siyasi parti çalışanları katledildi, gazete dağıtımcıları katledildi. 12 Eylül'den kaybedilenlerin arasında Kürt olmayanlar da var. Daha azınlık bir grup ama Türkiye'nin batı tarafında sol örgütlerin militanı olduğu iddia edilen bazı insanlarda kaybedilenler arasında."

'Devlet geçmişle hesaplaşmalı'

"Geçmişle yüzleşmek için neler yapılabilinir?" sorusunu yanıtlayan Özgür, geçmişle yüzleşmenin barış sürecinin çok kritik bir parçası olduğuna dikkat çekti. Özgür, "Özel bir takım tazmin etme, telafi etme mekanizmaları olmadan aslında geçmişle köklü bir kopuş anlamına gelmeyeceği için barışın toplumsal inandırıcılığının da olmayacağını düşünüyorum. Türkiye Cumhuriyeti devleti geçmişle hesaplaşması gerekiyor, özür dilemesi gerekiyor ve en önemlisi faillerin yargılanması gerekiyor. Çok ciddi bir cezasızlık durumu var. Türkiye'de kayıplarla ilgili 14 dava var. Dolayısıyla cezasızlık zincirinin kırılması en önemli boyutu bence" ifadelerinde bulundu.

(ekip/zd)