'Aileyi değil kadını koruyan politikalar geliştirilmeli'
09:17
Zeynep Akın/JINHA
ÊLIH - Yaşamın her alanında kadına yönelik şiddetin yaşandığını belirten İHD Batman Şubesi Kadın Komisyonu Üyesi Hülya Özevin, sözde var olan yasaların ise kadını korumadığına dikkat çekerek, "Türkiye imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi'ni hayata geçirmeli ve aileyi değil kadını koruyan politikalar geliştirmeli" dedi.
Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinde kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve katliamlar artarak devam ediyor. Yasalarda sözde var olan kadına dönük haklar ise sadece kağıt üzerinde kalmakla yetiniyor. Erk zihniyetini ve yasaları değerlendiren İHD Batman Şubesi Kadın Komisyonu üyesi Hülya Özevin, genelde insan hakları özelde ise kadın hakları için çalıştığını ifade etti. Hülya, 2014-2015 yıllarında Türkiye'de yaşanan kadın hakları ihlallerini sıralayarak, "2014 yılı İHD verilerine göre; 296 kadın öldürüldü, 39 intihar vakası yaşandı, 191 kadına taciz ve tecavüz edildi, 500 den fazla darp yaralama vakası var. 2015 yılında da kadın cinayetleri ve kadının bedenine, kimliğine, emeğine yönelik saldırılar hız kesmeden devam etti. İlk 2 ayda 50'den fazla kadına şiddet uygulanarak öldürüldü" şeklinde belirtti.
'Eril zihniyet önce kadını suçluyor'
Kadına yönelik şiddetin hız kesmeden devam ettiğini söyleyen Hülya, "Özgecan cinayetiyle ülke gündemini sarsan kadın cinayetleri, o günden önce de sonra da devam etti. Bölgemizde özellikle yıllarca korucuların, emniyet görevlilerinin kız çocuklarına, kadınlara tecavüzü cezasızlık uygulamalarıyla, 'rızası vardı' gibi tekrar tekrar kadını mağdur eden aşağılayan adaletsizliklerle erkek şiddeti korundu" ifadelerini kullandı. Kullanılan küfürlerden, cinsiyetçi esprilere kadar gündelik şiddette sıradanlaştırdığımız eril zihniyetin önce mağdur olan kadını suçladığını ifade eden Hülya,"Kadın hak arama yoluna gittiğinde toplum tarafından dışlanır, kolluk ve adli süreçlerde bakış açısı hep erkten erkekten yanadır. Tecavüze uğramış 15 yaşında bir kız çocuğuna 'hakim amca bana bağırma, korkuyorum, 35 kiloydum nasıl karşı koyaydım kocaman adamlara' mektubu yazdıran sürecin ürkünçlüğünü sorgulamak lazım" diye belirtti.
'Kadına yönelik şiddete en ağır cezalar verilmeli'
Yasaların uygulanmasında kadına yönelik şiddet uygulayanlara karşı en ağır cezaların verilmesini, 'tahrik' ve 'iyi hal' indirimlerinin yapılmaması gerektiğini belirten Hülya, "Türkiye'nin de imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi hayata geçirilmeli. Yasanın uygulanmasında şiddeti uygulayan erkek 'iyi hal', 'namus', 'töre' diye adlandırıp meşrulaştırılan saiklerle tahrik indirimi alabiliyor. Kadın örgütlerinin tepkileriyle kamuoyu oluşturduğu Nevin Yıldırım olayında görüldüğü gibi tecavüzcüsünü öldüren kadına da en üst sınırdan müebbet hapis cezası verilebiliyor. Siyasal iktidarın kadına şiddeti mahkum edecek, güçlü politik söylem ve uygulamalara yönelmesi gerekir. Aileyi değil kadını koruyan politikalar geliştirilmeli" sözlerini ifade etti.
'Yaşamın her alanında kadınlar şiddete uğruyor'
Kadınların haklarını bilmesinin, bilinçlenmesinin ve bilgilendirilmesinin önemli olduğunu ancak bunun yeterli olmadığını kaydeden Hülya, "İstatistikler gösteriyor ki her eğitim düzeyindeki, bütün ekonomik sınıflardaki kadınlar şiddete uğruyor. Haklarınızı bilirseniz, şiddete, mobinge uğradığınızda izleyeceğiniz yolları, ulaşabileceğiniz yerleri bilirsiniz. Bilinçli olmanız mağduriyetinizi ortadan kaldırmaz, şiddete karşı direnişinizde donanım desteği sağlar sadece. Bilinçli hak arayışında olan kadınların daha çok 'cadı avına' maruz kaldıkları da bir gerçektir" diye konuştu.
'Kadın çığlığına koşacak mekanizmalar da geliştirilmeli'
Hülya sözlerinin devamında şunları söyledi: "İlk saldırılacak nokta kadın olmanız, erkekten daha kültürlü, bilinçli, eğitimli olmanız da erkek şiddetini engellemiyor. Eğitim şart demeyeceğim milli eğitimin cinsiyetçi yapısını bilen biri olarak. Öncelikle eğitimin cinsiyetçi yapısından ve uygulamalardan arındırılması gerekir. Ne yazık ki eğitimden, çalışma hayatına, sokağa çıkmaktan, ne giyeceğimize kadar müdahale eden eril politika ve söylemler hâkim oluyor giderek. Medyanın dili de bu. Toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı eğitim politikalarının güçlendirilmesi ve tabii ki çocuklarımıza taciz ve şiddetten korunma yollarını öğretmemiz gerekli, okul öncesi eğitimden başlayarak. Rehberlik ve psikolojik danışman eğitimcilerin, sınıf öğretmenlerinin uygulayacağı yöntemler var. Sosyal medyada karşılaşıyoruz fakat eğitim programlarında yok. Evet çığlık atmayı da öğretelim ama çığlığına koşacak mekanizmalar da geliştirilmeli."
'Kadın çalışması özgün yapılanma gerektiriyor'
Toplumun yarısını oluşturan, yaşamı üreten, sürdüren kadınların her alanda var olmaya devam etmesi gerektiğini dile getiren Hülya, "Kadınlar siyasette, yönetimlerde, sendikalarda, evde yaşamın her alanında mücadelede ısrarlı olmalı. Daha fazla güç harcayarak, daha çok emekle, daha çok direnerek kazanım mevzilerinin kalıcı politikalara dönüşmesini sağlamalı. Kadınlar sürekli dayanışma halinde olmalı. Köylü şehirli, başörtülü, feminist, eğitimli, çalışan, evde çalışan bütün kadınların ortaklaşacağı alanlar yaratılmalı. Pozitif ayrımcılık, kadın kotası, toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanana dek olması gereken uygulamalar fakat gerçekten bütün kadınları toplumsal yaşama katmada yeterli değil" ifadelerine yer verdi.
(mg)
