David Harvey: Türkiye'de maskelenmiş bir kriz var
09:08
Caroline McKusick-Zehra Doğan/JINHA
AMED - Türkiye'nin uzun süredir maskelenmiş bir ekonomik krizin içinde olduğunun uyarısında bulunan Prof. Dr. David Harvey, seçimden sonra Türkiye'yi kötü günlerin beklediğine dikkat çekti.
Dünyaca ünlü İngiliz coğrafyacı, siyasal iktisatçı, sosyal kuramcı Prof. Dr. David Harvey, kapitalizmin çelişkilerini anlattığı "On Yedi Çelişki ve Kapitalizmin Sonu" kitabının Türkçe baskısı Sel Yayıncılık'tan çıktı. David Harvey'in geçtiğimiz günlerde Diyarbakır'da düzenlenen 1. Amed Kitap Fuarı'na katılmasını fırsatını bulmuşken, profesörle kapitalizme karşı mücadeleyi ve alternatif yaşam modelleri üzerine konuştuk. İlk olarak kapitalizmi değerlendiren David, kapitalizmin sonuna gelmek için daha çok uzun zamana ihtiyaç olduğunu söyleyerek, "Bu en az bir nesil sürecek. Bunun bir an önce olması için herhalde insanların zihniyetlerinin ve düşünce tarzlarının değiştirilmesi gerekecek, çünkü gündelik hayatta para gücü çok önemli. Baksanıza her şey metalaştırılıyor, bu yüzden sanırım şu an için kapitalizmin yok olması pek mümkün olamayacak" ifadesinde bulundu.
'Rojava'daki meclis sistemini beğeniyorum'
Kapitalizmin tamamen yok olması için teknolojilerin yeniden şekillendirilmesi gerektiğini söyleyen David, "Çünkü bugünkü yaşam için teknoloji çok çetrefilli. Ama bu teknoloji istenilirse spekülasyona karşı da kullanılabilir. Alternatif parasal formlar ve alternatif yönetim yapıları yeniden oluşturulabilir" diye belirtti. David buna örnek olarak Rojava'yı vererek, "Oradaki meclis yönetimi gibi, yeni fikirleri seviyorum, gerçekten seviyorum. Bir büyükşehir alanı için, 20 milyon kişi için meclisler oluşturmak zor olurdu herhalde. Bunun için kamuoyu görüşünün alınması ve artıların maksimum seviyeye getirilmesi gerekebilirdi. Tabii 20 milyon kişinin yaşadığı kentler de küçük mahalle birimlerine ayırabilinir ama kimin bütün için konuşma hakkı olabileceğini oluşturmak ve bu düzeni oluşturmak zor olurdu. Bir de ulaşım, su, elektrik, altyapı gibi koordinasyon gereken şeylerin şekillendirilmesi de var. Ama Rojava gibi bir yer için bu sistem çok iyi gitmiş. Artık oradaki yönetimin savaştan sonra hızlı inşa etme tecrübeleri var. O tecrübeleri göz önünde bulundurarak çok farklı bir şey yapmak mümkün. Ama sonuçta ne çıktığı, o halkın ne istediğiyle ilgili. Bu da bir zihniyet meselesidir, yıllardır kapitalizmin her türlü şekline maruz kalan bir halktan söz ediyoruz. Bu anlamda kendimce öyle bir meselenin çok uzun zaman süreceğini düşünüyorum, ama imkansız da değil. Bu yüzden umut verici olduğunu düşünüyorum" diye konuştu.
'Kapitalizmin merkezinde dahi alternatif mümkün'
İnsanların en büyük sorunun mülkiyet hakları olduğunu kaydeden David, oysa bunun çok önemli olmadığının altını çizerek, kapitalizmin içinde bile mülkiyet hakları için alternatif sistemlerin bulunabileceğine işaret etti. Buna örnek olarak ABD'deki ortak kullanım alanı vakıflarını veren David, bu modellerin gayet yerinde modeller olduğunu ve ABD gibi kapitalizmin merkezinde dahi çok rahat bir şekilde hayata geçirildiğini söyledi. David, "Bu modeller, kolektif bir mülkiyet modeli. Bu aynı zamanda alanların ve mülkiyetin piyasada satılamadıkları anlamına geliyor. İnsanlar vakıftan çıksalar eğer, o yere verdiği emek için belli bir tazminat verilecek ama kar güdemezler. Dolayısıyla bu, sermaye birikimine karşı bir mülkiyet modelidir. Spekülasyona karşı bir modeldir. Piyasa sisteminin el koyma, borçlandırma gibi yöntemleriyle engellediği insanların bir yere olan hakkı, böylece korunuyor. Dolayısıyla bu tür durumlarda kullanılabilecek zaten dünyada var olan alternatif kolektif mülkiyet hakları modelleri bulunuyor. Mesela New York'ta tam şehrin ortasında son 30-40 yıl faaliyet yürütebilen bir ortak kullanım alanı vakfı var. İnsanlar, konutlandırma güvencesi ve mülkiyete hakları sağlamak için çok tatmin edici bir model olarak değerlendiriyorlar" dedi.
'Kobanê umut verici fakat çok dikkatli olmak gerek'
"Kobanê hakkında Rojava'dan üç dört raporu ilgiyle okudum" diyen David, Rojava'daki gelişmelerin çok umut verici olduğunu söyledi. Rojava'da demokratik, herkesin karar mekanizmalara katılmasını sağlayacak bir yönetim tarzı oluşturulduğunu ifade eden David, "Orada bildiğim kadarıyla su ve elektrik sorunu ciddi bir sorun haline gelmiş. Ama bunun için dahi kolektif bir çözüm bulmak için kolektif bir şekilde bir araya geliniyor. Yeniden inşa açısından ne olacağını bilmiyorum. Ama kaygılandığım şeyleri anlatabilirim. Herkes gittiğinde sahip olduğu mülkiyet hakkı kavramıyla dönerse eğer, daha önce var olan şeyin inşası yeniden oluşmuş olacak. Bununla beraber kapitalist arazi piyasası ve benzeri gibi hususlar da göz ardı edilmemeli. Bu tür sorulardan kaygılanıyorum. En korkunç tahribatların oluştuğu yerde yeni bir yaşamı inşa etmenin daha mümkün olduğu düşüncesiyle, Rojava'nın gerçek anlamda alternatifi yakalayacağını umut ediyorum. Bu da hayatta bir kez görünen bir fırsat ve umarım yakalanır. Ancak birçok durumda yakalanmıyor, çünkü daha önce var olan sistemi yeniden inşa etmek isteyen insanlar var, bu yüzden bu tür durumlara dikkat etmek gerek" diye konuştu.
'Devrim, yavaş dönüştüren güç demek'
David konuşmasını şöyle sürdürdü: "Benim için devrim demek, sadece Kışlık Sarayı ya da Bastille Hapishanesi'ne saldırıp, sonra 'her şey bitti'yi ilan etmek demek değil. Bence devrim, yavaş dönüştüren bir güç demektir. Mesela değişim değeri mekanizmasından kullanım değerine dayanan dağıtma mekanizmasına dönüştüren güçler var. Basit gıda ihtiyaçlarının piyasa dışında garantilendiği, eğitimin piyasa dışında herkese eşit bir şekilde garantilendiği bir toplumu görmek isterdim. Mesela kadınların erkeklerle eşit bir şekilde eğitim alabilmeleri son derece önemli buluyorum. Gene burada alternatif ekonomiyi yaratmak projesi ile kadınlar ve her tür etnik azınlık başta olmak üzere ezilen grupların kurtuluşu arasında bir bağlaşma olabilir. Bunu esas alan bir bağlaşma mümkün. Bu tahribat edilmiş alanlarından böyle bir bağlaşmanın çıkmasını isterdim."
'Önemli olan istediğini savunmaktır'
Halkların yapacağı en önemli işin kendini savunmak olduğunun vurgusunu yapan David, sözlerine şöyle devam etti: "Aslında kendini savunmak, savunduğun şeyle ilgili oluyor. Mesela Andes bölgesinde bazı yerli gruplar uzun zamandır devam eden bir yaşamı savunuyor. Ne kapitalist modernite, ne benim 'sosyalizm' olarak algıladığım şeyi istiyorlar. Hiç biriyle alakalı olmak istemiyorlar. Nasıl bir toplum yaratalım ki herkes eşit şekilde yaşama şansı olsun? Bu anlamda sermayedarlar bunu yapamaz. O yüzden onların ne yapmak istediği önemli, sermayedarlara bağlı olmaya izin vermek lazım. O bölgede en sıkıntılı olan şey ise, bütün coğrafya petrolün çıkartılması ve kereste şirketleri tarafından ağaçların yok edilmesi oluyor, bu çok zor bir durum. Bu yüzden sermaye uğruna buna adapte olmuş ve kapitalist moderniteyi isteyen yerli grupları da bulabilirsin. Belki klasik kapitalizmi istemiyorlar ama yıllardır girişimci ve tüccarların bölgeye müdahalesi yüzünden bunu düşünür hale geldiler. Şimdiki durumları ise kapitalizme kısmen bulaşmış, bölgesel sermaye oluşturmuş bir bölge olmuş durumdalar. Geriye doğru bakmıyorlar, durumu ise geleneksel festivaller, inançlar ve geleneksel dağıtım tarzlarıyla kurtarmaya çalışıyorlar. Halbuki aynı zamanda ticaret yapıyorlar. Bu anlamda Çin'deki uluslararası bir ticaret ağı gibi neredeyse küreselleşmiş yerli grup olmuşlar. Bir hayli toplumsal mal varlığı biriktirip bunu da daha sonra geleneksel festivaller gibi yöntemlerle dağıtılıyorlar. Dolayısıyla Andes bölgesinde olan nüfusu homojen olarak görmüyorum. Bazı gruplar ileriye doğru bakıyorlar, onlarla konuşmak isterdim. Rojava halkını gerçekten ne istediğini bilmiyorum. Sadece sonuçta eskiden olduğu gibi olmasını mı istiyorlar, ya da eskiden olanın güzelliğini korumakla beraber yeni ve farklı bir şeyi mi istiyorlar diye düşünmek gerek."
Neoliberalizmle başka bir dünya inşa edildi
"Neoliberalizmden önce, bambaşka bir zihniyet evreninde yaşıyorduk" diyen David, neoliberalizmle de ahlaki ve kişisel sorumluluğun değişmesi gibi başka bir dünya oluştuğunu ifade ederek, devletin sosyal hizmetlerden çıkarak gittikçe sosyal hizmetler için özel kurumlara başvurulmasıyla beraber başka bir hayatın inşa edildiğini kaydetti. David, "Öyle bir süreç 30, 40 yıl içinde olabildiyse demek ki şu anda bulunduğumuz dünyadan çıkıp çok başka bir şey yapabiliriz. Ama yeni bir şey yaratmak için, gereken değişimleri yapmak için en az bir nesil sürüyor" diye konuştu.
'Tükiye betonla kaplanıyor'
Türkiye'nin mevcut durumunun maskelenmiş bir ekonomik kriz içinde olduğunu söyleyen David, bu duruma karşı dikkatli olunması gerektiği yönünde uyarıda bulundu. David son olarak, "Son beş yıla dikkat ederseniz, sermaye hırsıyla giderek daha da büyük yapı çöplüğü haline gelen şimdiki Türkiye ile beş yıl öncesiyle arasındaki farkı görürsünüz. Bunun 50 yıl sonrasını tahmin edemiyorsunuz değil mi? İnanılmaz bir beton bloğu bizi bekliyor, nefes almamız bile zorlaşacak. Amerika'nın kuzey bölümünde inanılmaz bir şekilde beton döküldü. Bunu 50 yılını düşünün. Herhalde tüm dünya betona kaplanmış olacak. Öyle bir ekonomi tahayyül edelim ki büyümekte çok da bağlantılı olmasın. Bunu oluşturmamız gerek. Sosyal ve ekonomik bir alternatif üretmemiz gerekirken, giderek daha çok buna uyum sağlamaya çalışıyor küçük gelecekler uğruna sermayedar olmaya çalışıyoruz. Sermayedarların yapı hısıyla betonlaşan ve bunun için hiçbir kentsel altyapısı dahi olmayan Türkiye'nin geleceğini göremiyorum, şimdi seçim var bu nedenle krizin olduğunu pek çaktırmıyor olabilirler. Fakat seçimden sonra Türkiye'yi daha kötü günler bekliyor olabilir" dedi.
(mg)
