'Tutsaklar bir veda hakkına bile erişemeden yaşamını yitiriyor'
09:08
Eylem Daş/JINHA
İSTANBUL- Son dönemlerde hasta tutsakların ağırlaşan yaşam koşulları ve uygulanan devlet politikalarını değerlendiren İHD İstanbul Şubesi Cezaevi Komisyonu üyesi Neriman Çelik, "İdam cezası tutsakları zamana yayarak, yavaş yavaş öldürme politikalarıyla devam ediyor" dedi. TİHV İstanbul Temsilcisi Ümit Efe ise "Tutsağı insan saymayan zihniyet, bu uygulamalarda kendine yer buluyor" diye hükümetin cezaevi politikalarını eleştirdi.
Son aylarda cezaevlerindeki hasta tutsakların tabutla çıkması, bir buçuk ayda 5 hasta tutsağın arka arkaya yaşamını yitirmesi ve tutsakların sağlığa erişim hakkının engellenmesi, hükümetin cezaevlerinde uyguladığı bürokratik işkencenin ne kadar vahim noktalara geldiğini bir kez daha gösteriyor. Hükümetin son dönemlerde hasta tutsaklara dönük uyguladığı politikaları değerlendiren Türkiye İnsan Hakları Vakfı(TİHV) İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, son günlerde sayının kesin olmaması ile birlikte İstanbul Bakırköy Hapishanesi'nden içinde hasta tutsak kadınlarında bulunduğu en az 7 kadının Silivri Cezaevi'ne sevk kararının çıktığını belirtti.
'Hasta tutsaklar sürgünle tecrit ediliyor'
Ümit, "Metris ve Ümraniye Hapishanelerinde de 35 civarında içlerinde hasta tutsak listemizde adı geçen tutsak da Silivri Cezaevi'ne sürgünle gönderildi" diyerek hasta tutsakların hücrelerinin arasına değişik inanç ve nedenlerle hapsedilen diğer tutsakların koyularak tamamen bir tecrit uygulaması başlatıldığının altını çizdi. Şırnak D Tipi Cezaevi'nden 20 kişinin Van M Tipi Cezaevi'ne gönderildiğini söyleyen Ümit, "Bu sürgün sevkte hasta tutsak listemizdeki tutsaklar da bulunuyor. Bazı hasta tutsakların Van 100. Yıl Hastanesi'ne sevkleri yapıldı" dedi.
'Bu zihniyet utsağı insan saymıyor'
F Tipi cezaevlerinin koşullarını değerlendiren Ümit, tecride dayalı koşulların, tutuklu ve hükümlülerin ruh ve beden bütünlüklerini tehdit ettiğini dile getirdi. Ümit, "Tutsağı insan saymayan zihniyet gerek yasal düzenlemelerde gerekse de uygulamadaki keyfiyet, etik olmayan yaklaşımlar ve bürokratik engellerle özellikle hasta tutuklu ve hükümlüler için insani olmayan bir tablonun ortaya çıkmasına neden olurken, tutsaklar bir veda hakkına dahi erişemeden yaşamını yitiriyor" dedi. Ocak ayında yapılan değişiklikle, Cumhuriyet savcılarına geniş yetkiler tanındığına dikkat çeken Ümit, toplum güvenliği bakımından tehlikeli kabul edilecek tutsakların hastalığına rağmen tahliye edilmemesinin düzenlendiğini bu durumun hasta tutsakların tahliye edilememesi uygulamasına dönüştüğüne işaret etti.
'Hasta tutsaklar yavaş yavaş ölüme sürükleniyor'
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Cezaevi Komisyonu üyesi Neriman Çelik de cezaevlerinden kendilerine ulaşabilmiş olan 282 ağır olmak üzere toplam 720 hasta tutsağın olduğunun altını çizerek hastalığa zemin hazırlayan ortamlar nedeniyle, sağlığını yitiren tutsakların yavaş yavaş ölüm yolculuğuna sürüklendiğini kaydetti. Neriman, "Yaklaşık bin kişinin bulunduğu cezaevlerinde, revirde yalnızca bir doktor haftanın 3 veya 4 mesai günü hizmet veriyor. Hasta mahpus, günlerce revire çıkma mücadelesi veriyor. Gelen mektuplardan 5-7 haftadır revire çıkmayı bekleyen hastalar olduğunu biliyoruz. Her gün sektirmeden düzenli kullanılması gereken ilaçları günlerce bekletiliyor, kullanım süresi dolmuş ilaçlar veriliyor. Bu koşullarda sağlık durumu ağırlaşan hasta tutsağın en temel hakkı olan "ceza erteleme" talepleri çoğunlukla hastane aşamasındayken engelleniyor. Sağlık kuruluşları, tanı koydukları birçok hastalığı rapora yazmaksızın, "hapishane koşullarında kalabilir" raporu düzenliyor" ifadesini kullandı.
'Tecrit uygulamaları tutsağı çürütme politikasıdır'
Hayati tehlikesi olduğu sağlık kurumlarınca belgelenmiş tutsakların "toplum için sakıncalı" gerekçesiyle serbest bırakılmadığını vurgulayan Neriman, hasta tutsakların yaşam hakkının kolluk güçlerinin yetkisine bırakıldığına işaret etti. "İdam cezasının kaldırıldığı doğru değildir, yalnızca idamın biçimi değiştirilmiştir. Devlet, bilinçli düzenlediği politikalarıyla, tutsakları zamana yayarak, yavaş yavaş öldürüyor" diyen Neriman, özellikle F Tipi cezaevlerine geçildikten sonra bu cezaevlerindeki tecrit koşullarının hastalıkları tetiklediğini ve hızlı bir şekilde ilerlemesine neden olduğunu vurgulayarak "Tecrit uygulamaları bir nevi tutsağı çürütme politikası olarak uygulanmaktadır. Dolayısıyla hapishanelerdeki tecrit uygulamasına son verilmelidir" diye konuştu.
(zd/fk)

