İHOP 'Cinsel şiddet suçlarında cezasızlık sorunu' raporu hazırladı
11:56
JINHA
ANKARA - İnsan Hakları Ortak Platformu tarafından hazırlanan 'Kadın ve Kız Çocuklarına Karşı İşlenen Cinsel Şiddet Suçlarında Cezasızlık Sorunu' raporu açıklandı.
İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP)'tan avukat Candan Dumrul ile Huriye Karabacak Danacı tarafından hazırlanan "Kadın ve Kız Çocuklarına Karşı İşlenen Cinsel Şiddet Suçlarında Cezasızlık Sorunu" raporu yayınlandı. Raporda, tüm dünyada kadına yönelik şiddet, sınıf, etnik köken, din, coğrafya ve kültür farklılıklarından bağımsız olarak toplumun her kesiminde görüldüğü kaydedildi. Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) verilerine göre, dünya genelinde her 3 kadından birinin hayatında en az bir kere şiddete maruz kaldığı ifade edilen raporda, "Bu denli yaygın ve sistematik bir sorunun bir seferlik, tesadüfî, istisnai ya da geçici olmadığı da bilinmektedir. Yapılan araştırmalar Türkiye'de her beş kadından ikisinin fiziksel şiddet mağduru olduğunu göstermektedir. 2008 yılında Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM)'nün Türkiye'de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet başlıklı araştırma sonuçlarına göre, kadınların fiziksel veya cinsel şiddete birlikte maruz kalma yüzdesi yüzde 41.9'u bulmaktadır. Şiddet uygulayanlar çoğu zaman tanıdık kişiler olabilmekte; kocalar, babalar, erkek kardeşler ya da akrabalık ilişkileri bulunan diğer aile bireyleri kadınlara şiddet uygulayabilmektedir" ifadelerine yer verildi.
'En sık cinsel şiddet yaşanıyor'
Kadına yönelik şiddetin en sık görülen ve en ağır türlerinden birisinin cinsel şiddet olduğuna dikkat çekilen raporda şunlara yer verildi: "Tecavüz, cinsel suiistimal, iş yerinde, eğitim kurumlarında veya diğer yerlerde meydana gelen cinsel taciz ve sindirme, zorla evlendirme, kadın ticareti ve fuhuşa zorlama cinsel şiddetin biçimlerinden ilk akla gelenlerdir. Cinsel özgürlüğe karşı işlenen suçlar, kadınların maruz kaldığı en yaygın şiddet biçimlerinden birisi olduğu halde bu sorunun, yaygınlığı ile orantılı bir biçimde hukuk sisteminin ve ceza yargılamasının konusu olmadığı bilinmektedir. Kadına yönelik şiddetle mücadelenin önündeki en önemli engellerden biri de sistematik bir cezasızlık sorunu/politikasıdır. Kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddetin cezasız bırakılması sorunu, Türkiye'de henüz yeni gelişen cezasızlık kavramı altında bile ihmal edilmiştir. Bunun yanında, cezasızlığı besleyen yaklaşım ve ön yargıların da aşılması gerekmektedir. Uygun politika önlemlerinin alınması için yargı kararlarının, idari uygulamaların, mevzuatın ve kültürel örüntülerin etraflıca incelenmesi gerekmektedir. Cinsel saldırı/istismar, çoğu zaman kadına yönelik diğer şiddet biçimleriyle birlikte, kadını baskı altında tutmaya yönelik, evrensel bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır ve bu saldırıların mağdurlarının tüm dünyada ve Türkiye'de çoğunlukla kadınlar, trans bireyler ve çocuklar olduğu bilinmektedir."
Raporun sonuç ve değerlendirme kısmında şu ifadelere yer verildi:
"Cinsel saldırıya/istismara uğrayan kadınların/çocukların cinsiyetlerine, yargılama makamlarınca tek bir yerde dikkat edildiği görülmektedir; kadın mağdurlar tüm tutanaklarda özenle 'mağdure' olarak belirtilirler. Oysaki ne ulusal mevzuatta ne de Türkçe'de böyle bir tanımlama yoktur. Bu adlandırma cinsiyet duyarlı bir yargılama yapılması bir yana, mağdur olmayı kadın olmakla özdeş gören ve kadın mağduru zavallı acınacak bir kişi olarak kabul eden geleneksel anlayışın bir yansımasıdır. Öte yandan yargılama makamlarınca uluslararası standartların açıkça işaret ettiği cinsiyet duyarlı özel önlemlerden iç hukuka göre alınabilecek olanların dahi dikkate alındığı tek bir dosya bulunmamaktadır. Yukarıda yer alan bulgulardan anlaşılacağı üzere; yargılama süreleri temyiz mercilerine yapılan itirazların incelenmesi dahil oldukça uzun sürmektedir. Kısa sürmüş gibi görünen yargılamalarda ise hiç delil toplanmadan karar verilmiş ve failler beraat etmiştir. Soruşturma ve/veya kovuşturma evrelerinde alınan raporların tamamında mağdurların ruh sağlıklarının cinsel saldırı/ istismar sonucu bozulduğu belirtilmesine rağmen; 3 dosya dışında ifadeler hiçbir uzmanın (psikolog/pedagog/sosyal çalışmacı) desteği olmadan alınmıştır.
'İfadeler uzman kişilerce alınmıyor'
Gerek soruşturma gerekse kovuşturma evresinde mağdur beyanları özel olarak hazırlanmış mekânlarda alınmamıştır. Ayrıca dosyaların hiçbirinde (3 numaralı dosyanın soruşturma evresi hariç) sesli ve görüntülü kayıt yapılmadığından, mağdurların ifadelerinin 'samimiyeti' konusunda yargılama makamlarının elinde yeterli veri bulunmamaktadır. İfadeler uzman kişilerce alınmamakta, cinsel saldırı mağdurlarının psikolojik durumları ve bilgi vermeye hazır olup olmadıkları göz önünde bulundurulmadan işlem yapılmaktadır. Oysaki cinsel saldırıya maruz kalan mağdurların yaşadıkları ağır travma nedeniyle çoğunlukla olayın hemen ardından bilgi vermeye hazır olmadıkları bilinmektedir. Bu sebeple de ilk ifadeler esnasında mağdurların dile getirdikleri hususlardan öte mimik, jest ve diğer beden hareketleri (örneğin, ağlama, utanma, konuşamama, açıklamaktan kaçınma, olayın detaylarını hatırlamak istememe vb.) çoğunlukla olaya dair önemli işaretler verebilmektedir. Ancak bunlar ifade tutanaklarına aktarılmadığı ve ifade tutanakları mağdurun doğrudan beyanlarının kaydedilmesi şeklinde değil, ifadeyi alan kişinin anladığı ve yorumladığı hususları yazması biçiminde oluşturulduğu için olayı aydınlatmaya elverişli değildir.
'Mağdurun gerçek iradesi ve beyanı yansımıyor'
Çoğunlukla mağdurun gerçek iradesinin ve beyanının yansımadığı bu tutanaklar görünürde çelişkiler içermekte ancak bu çelişkilerin gerçek nedeninin yukarıda aktarılan sağlıksız ifade alma yöntemi olduğu göz ardı edilmektedir. Öte yandan cinsel saldırıya uğrayanların çelişki gibi görülebilecek beyanlarda bulunmaları ya da olayın önemli bir yönünü hatırlamamaları, bu saldırının olağan ve beklenen sonuçlarındandır. Ancak ifadelerde çelişki gibi görülen ve yargılama esnasında savcı ve hâkimlerin bilimsel araştırma ve görüşleri dikkate almaksızın, üzerlerinde önemle durdukları bu hususlar, çoğunlukla mağdur aleyhine yorumlanarak bu suçların cezasız bırakılmasına yol açmaktadır.
'Hakimler geleneksel kalıp yargılarına göre değerlendirme yapıyor'
Bilimsel çalışmalar, araştırmalar ve verilerin aksi yöndeki sonuçlarına rağmen, hakimlerin tüm bunları gözetmeden, kendi kişisel deneyimlerine belki de geleneksel kalıp yargılarına göre değerlendirme yaparak kanaat oluşturdukları görülmektedir. AİHM kararlarında belirtilenin aksine, şiddet izleri veya görgü şahitleri gibi tecavüzün 'doğrudan' kanıtlarının mevcut olmadığı hallerde, suçu ispat etmekte uygulamada bazen zorluklar yaşanmakta, yetkili makamlar tüm olguları incelememekte ve olayları çevreleyen koşulları değerlendirmeden bir karara varmaktadırlar. Düzenlenen iddianamelerde ve verilen kararlarda genellikle mağdurların olay öncesi ve sonrasına ilişkin davranışları ile özel hayatları tartışılmış ve varılan sonuçlar suçun işlenip işlenmediğine gerekçe yapılmıştır. Faillerin olay öncesi ve sonrasındaki davranışları ile özel hayatları ise incelenmemiş ve bu yönde bir değerlendirme yapılmamıştır.
'Mağdurların faillerle tanışıklığı 'rıza' gerekçesi yapılmıştır'
Mağdurların faillerle tanışıklığı aynı zamanda cinsel saldırının olmadığı, rıza ile cinsel ilişki gerçekleştiğine gerekçe yapılmıştır. Cinsel saldırı suçundan ceza verilen 2 dosyada mağdurların sosyo-ekonomik ve eğitim durumları faillerden yüksektir. Öte yandan mağdurların çocuk ve sosyal olarak daha zayıf durumda oldukları ve faillerin öğretmen ve/veya amir/işveren olduğu dosyalarda beraat kararı verilmiştir. Bu da yargı mensuplarının cinsel saldırgan ve mağdur profiline dair yanlış inanışlarının/önyargılarının bir örneği olabilir. İncelenen dosyaların beşinde mağdurlara uzlaşma önerilmiştir. Oysaki bu öneri hukuken yasaktır. Bilindiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda suç olarak sayılan fiillerin soruşturma ve kovuşturması 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre yapılır. Ceza Muhakemesi Kanunu madde 253'e göre cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlarda uzlaştırma yoluna gidilemez. Ancak aynı maddeye göre şüpheli ve mağdur bazı başka suçlar bakımından uzlaşmaya davet edilirler. Bu suçlar arasında kadınlara yönelik cinsel şiddet suçları ile beraber sıkça işlenen (kasten yaralama vb.) şiddet suçları da vardır ve bu durum cinsel şiddetin cezasız bırakılmasına katkı sunmaktadır.
'Cezalar alt sınırdan veriliyor'
Dosyalara yansımamakla birlikte uygulama içinde ceza infaz sisteminde cinsel saldırı suçlarına özgü bir infaz rejimi bulunmadığından bu faillere verilen cezaların infazı, caydırıcılık ve ıslah edicilik özelliğinden uzaktır. Öte yandan cinsel saldırı suçu için öngörülen cezalar yüksekse de, dosyalardan anlaşılacağı üzere pratikte cezalar genellikle alt sınırdan verilmekte ve iyi hal indirimi yapılmaktadır. Basit cinsel saldırı davalarında ise verilen hapis ve para cezaları ertelenmekte ve/veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile fiilen uygulanmamaktadır. Bunların yanı sıra infazına başlanan hapis cezalarının şartlı tahliye uygulaması ile tamamı infaz edilmemekte, infazın ertelenmesi gibi yasal düzenlemelerle infazına başlanan cezalarda dahi fiili cezasızlık durumu oluşmaktadır.
'Zararların giderilmesine ilişkin düzenleme ve tedbir yok'
Öte yandan, Uluslararası standartların gereğinin aksine cinsel şiddet mağdurlarının uğradıkları zararlarının giderilmesine ilişkin özel herhangi bir düzenleme ve tedbir yoktur. İstanbul Sözleşmesi'nin 30. Maddesinin 2. Fıkrasında belirtildiği gibi; ciddi bedensel hasar gören ya da sağlıkları ciddi bir şekilde zarar gören ve uğradıkları zarar fail, sigorta ya da devlete ait sağlık ve sosyal yardım hizmetleri gibi diğer kaynaklardan karşılanmayan cinsel saldırı mağdurlarına devlet tarafından yeterli tazminat sağlanacağına ilişkin bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır.
'Fiili cezasızlık durumu artırılmıştır'
2014 yılı Haziran ayında, cinsel saldırı/istismar suçlarındaki artış, cezasızlık ve buna ilişkin kamuoyu tepkisi üzerine 18.06.2014 tarih ve 6545 sayılı yasa ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 'Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar' başlığı altındaki maddelerinde değişiklik yapılmış ve bu suçlara verilecek cezaların alt ve üst sınırları arttırılmıştır. Bu değişiklikler içinde en göze çarpan iki husus 'cinsel saldırı' ve 'çocukların cinsel istismarı' suçları kapsamına getirilen 'sarkıntılık düzeyinde kalan davranış' ölçüsüdür. Uygulamada artık, basit cinsel saldırı davranışının tekerrür etmemiş hali 'sarkıntılık' davranışı olarak değerlendirilmektedir. Yine 'ruh sağlığı' değerlendirmesi yasa metninden lafzi olarak çıkartılmış ve bu değerlendirmenin mahkemeler kanalı ile yaptırılması zorunluluğu dolaylı olarak ortadan kaldırılmıştır. Böylelikle mağdurlar bakımından asli bir delil ve bulgu olan 'ruh sağlığı raporları' yargılama sistematiğinin tümüyle dışına itilmiş ve mağdurunun ispat olanaklarından biri daha elinden alınarak fiili cezasızlık durumu arttırılmıştır. Öyle ki, 'cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçları' daha ağır cezalandırma ve caydırıcılık sağlama amacıyla yapıldığı ileri sürülen değişiklik, uygulamada faillerin daha düşük cezalar almasının önünü açmıştır. Buna göre, değişiklik sonrası Yargıtay denetiminden geçen ve tarafımızca işbu rapor kapsamında incelenen 10 numaralı dosyada, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda 6545 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikler fail lehine kabul edilerek fail cezaevinden serbest bırakılmış ve daha önce verilen cezadan daha düşük bir cezaya çarptırılmıştır.
'Mağdur haklarını merkeze alan bir düzenleme yapılmalı'
Sonuç itibariyle; cinsel özgürlüğe karşı işlenen suçlara ilişkin olarak, uluslar arası standartlara uygun usul güvenceleri sağlanmadıkça, cinsiyet duyarlı özel önlemler ve bu yargılamalara özgü delil kuralları belirlenmedikçe; ceza miktarını arttırmak uygulamadaki fiili cezasızlık durumunu arttırmaktan ve bu suçların faillerini cesaretlendirmekten başka bir sonuç doğurmamaktadır. Bu bakımdan cinsel özgürlüğe karşı işlenen suçlardaki sistematik cezasızlık sorununun aşılabilmesi için, bu suçların soruşturma, kovuşturma, infaz ve giderim süreçlerini, bu suçların işleniş biçimlerini, koşullarını, cinsler arasındaki eşitsizliğin bir sonucu ve cinsiyet ayrımcılığının bir türü olduğunu gözeterek, mağdur haklarını merkeze alan bir yaklaşımla yeniden düzenlemek ve belirlenecek ilke, kural ve önlemlerin eylemli biçimde uygulanmasını izlemek gerekmektedir."
(mg)

