Meryem Kobanê: Size söz verdiğimiz gibi Serzorî'deyiz
09:13
Cahide Harputlu / JINHA
KOBANÊ - YPJ Komutanı Meryem Kobanê, 15 Eylül 2014'te DAİŞ'in Kobanê'de başlattığı savaşın ilk büyük direnişi olan Serzorî'nin kurtarılışını "Size söz verdiğimiz gibi şimdi Serzorî'deyiz" diyerek, bu büyük direnişi Serzorî'de yaşamını yitiren 12 YPJ ve YPG savaşçısına atfederek selamladı.
"Kobanê düşmediyse Serzorî direnişi sayesindedir" diyen YPJ Komutanı Meryem Kobanê bir gün ve gece süren 12 YPJ ve YPG savaşçının geri çekilmeden sonuna kadar savaşıp büyük bir direniş sergiledikleri ve Kobanê savaşına yön veren bir ruhu açığa çıkardıkları o günlere dair telsiz konuşmalarından savaşçıların son anlarına kadar yaşananları kendi sözleriyle aktarıyoruz.
Bugün belki de Kobanê savaşını sıcağı sıcağına değerlendirmek zor. Ancak bunun yalnızca Kürdistan tarihinde değil, dünya tarihindeki önemini zamanla görecek ve anlayabileceğiz. Kobanê'deki kuşatma ve direniş; yalnızca eşit olmayan 2 güç arasında bir savaş olmanın ötesinde bir varlık ve yok olma savaşı olarak belki de tüm Kürdistan'ın bu yüzyıldaki kaderinin özgürlük olacağını ortaya koydu. Bütün Kobanê kantonunun Kürtsüzleştirilmesini, temel bir etnik temizliği hedefleyen gücünün zirvesine çıkmış Ortadoğu'daki gerici güçler Kobanê direnişiyle gerilemeye başladı. Dört parça Kürdistan'daki Kürtleri yüz yıldır sömürgecilerinin insafına terk eden bütün dünyanın gözleri önünde Kürtler gerçek anlamda tarih sahnesine çıktılar. Yalnızca Ortadoğu'nun değil tüm dünya halklarının özgürlük mücadelesi için bir umut, moral oldu. Kobanê direnişi ise canlarını hiç düşünmeden feda eden yüzlerce kadın ve erkek, genç ve yaşlı savaşçının kahramanlığında hayat buldu. Bu irade savaşının, bu büyük direnişin ruhunu anlamak isteyenlerin bakması gereken yer ise Serzorî'dir. Uzun zamandır, aylardır uzakta olduğumuz Serzorî'ye bu kez de daha güçlü şekilde ve öncelikle de şehitlerimizin, biz arkada kalanlara vasiyetini gerçekleştirmek için yürüyoruz.
'En büyük direniş Serzorî'de gerçekleşti'
Kobanê savaşının birinci günü zaten doğu cephesinde de ilk saldırılar başlamıştı. Bu cephedeki en büyük direniş ise Serzorî'de gerçekleşti. 15 Eylül günü başlayan çatışmalar doğu cephesinde yoğunlaştı. Çatışmaların ilk gününde yoğunlaştığı yerlerden biri olan Serzorî köyünde DAİŞ çetelerine karşı büyük bir direniş ortaya koyan sayıca oldukça az olan arkadaşlarımız DAİŞ'in ağır silahları, yoğun ateş gücü karşısında bir süre sonra köy okuluna çekildi. Gece 03.00'ten, 16.30'a kadar bu okulda direnişi sürdüren 12 arkadaşımız kahramanca şehit düştüler. Başlangıçta Serzorî'de 7 arkadaş vardı ama ardından takviye için gönüllü giden arkadaşlarımız oldu. DAİŞ tanklarla ve 20 mm., 23 mm. dahil tüm ağır silahlarla önce köye, sonra da okula saldırmasına rağmen hiçbir arkadaş mevzisini bırakmadı. Üstelik yanlarında kleşler (AK-47) ve biksiden (PKM) başka bir şey de yoktu. Buna rağmen hiçbirisi bulunduğu mevziden ayrılmadı.
'Tüm geçiş yolları kapanmıştı'
Serzorî stratejiktir ve eğer düşecek olursa üstündeki tepe de düşüyordu. Arkadaşların mevzilendiği bina ise düzlüğün en yüksek kısmında yer alıyordu. Serzorî'nin düşmesi halinde içindeki sivillerin tahliye edilmekte olduğu köyler bir anda tehlikeye düşecekti. Bu doğrultuda arkadaşlar yerlerini koruyacaklarını, mevzilerini asla bırakmayacaklarını belirttiler. DAİŞ çeteleri 15-16 köyde aynı anda saldırıya başladı. Genel olarak tanklar, panzerler ve diğer ağır silahlarla köylerin çevresinden dolanarak Kobanê'ye doğru hızla ilerlemek istiyorlardı. Buna karşılık arkadaşlar yerlerini bırakmayacaklarını bildirdiler. Cephaneleri bitmeye başladığında 3 arkadaş onlara cephane götürmeye gitti, o arkadaşlar da destek için orada kaldılar. Ayrıca 2 arkadaş daha gönüllü olarak arkadaşları takviye için Serzorî'ye gitti. Biz ise onları bütün bu kuşatma ve çatışmanın içinden çıkarmaya çalışıyorduk. Beşi kadın 12 arkadaştan 2'si zaten yaralıydı. Onların çıkarılması ve arkadaşlara yeni destek güç sağlanması gerektiğini tartışıyorduk. Serzorî'deki arkadaşlara ulaşmak için 2 ayrı koldan güçlerimizi yönlendirdik. Ancak DAİŞ çeteleri tüm olası geçiş yollarını kapatmış adeta biz dışarıdakiler ile Serzorî'de kuşatma altındaki arkadaşların arasındaki bağlantıyı tümüyle kesmişlerdi. Arkadaşları kurtarmak için elimizdeki tüm takviye güçleri Serzorî'ye yönlendirdiğimizde oradaki arkadaşlar telsizden anons yapıyorlardı: 'Hiçbir arkadaşı bize destek için buraya göndermeyin. Daha fazla kayba gerek yok. Etrafımız çevrili durumda zaten. Şehit düşerler yoksa. Hangi arkadaş buraya gelmeye çalışırsa kesin pusuya düşer ve şehit olur. Kesinlikle buraya gelmelerine izin vermeyin!'
'Sonuna kadar savaştılar'
Serzorî'deki arkadaşlarımız sonuna kadar savaştı. Tek tek cihazdan konuşuyor özellikle arkadaşlarının durumlarını anlatıyorlardı. 'Falan arkadaş yaralıdır işte', Örneğin Peyman arkadaş diyordu 'Gûlistan arkadaş da yaralıdır.' Cihazda benimle temas kuruyorlardı. Bu sayede Serzorî'deki her bir arkadaşla tek tek konuştuk. İşte Dilgeş arkadaşla konuştuk, ardından Bahoz arkadaşla, sonra Cudi arkadaşla. Bu konuşmalar son ana kadar devam etti. Bir zaman sonra başka alanlardaki arkadaşlar dinleyip de moralleri etkilenmesin diye Serzorî'deki arkadaşlarla konuşmamızı ana kanaldan çıkararak 5. kanalı yalnızca Serzorî'deki cihazla iletişime ayırdım. Zaten o sırada neredeyse tüm sektörlerde ve bütün köylerde çatışma başlamıştı, yani ana kanalda sürekli anons geçiliyordu. Diğer yandan da başka alanlardaki arkadaşların Serzorî'deki arkadaşlarla iletişimimizi dinlemesini istemiyordum. Çünkü yanlışlıkla bu kanala geçen diğer tüm gruplardaki arkadaşlar Serzorî'ye gidip destek sağlamak için kendilerini öneriyor izin istiyorlardı.
'Biz üst kattayız onlar ise hemen alt katımızda'
Farklı alanlardaki arkadaşlar Serzorî'ye gitmeye çalışıp kendi mevzilerini boşaltmasın, kendi mevzilerinde çatışmayı sürdürebilsinler diye telsiz kanalımızı değiştirmeye karar vermiştim. Bütün arkadaşlar 'Biz gidebiliriz, düşmanın arasından sızabiliriz' diye anons yaparak, yardıma gitmek istiyorlardı. Zaten destek amaçlı iki farklı kol göndermiştik. İlk grup deneyip başaramayınca ikinci kol başka bir yönden sızmaya çalıştı ama DAİŞ'çilerin yoğun ateşi altında kaldılar ve fazla ilerleyemediler. Bir başka grup daha hazırlanarak Serzorî'deki arkadaşlara destek yetiştirmeleri talimatı verildi. Bunu fark edince Serzorî'deki arkadaşlar cihazdan itiraz etmeye başladı: 'Buraya yardım göndermeye çalışarak arkadaşları tehlikeye atmayın. Eğer başarabilirsek biz kendimiz çıkacağız. Bunun için uğraşacağız. Ola ki biz çare bulamazsak bile gene de diğer grupları bize destek için Serzorî'ye yönlendirip de onları tehlikeye sokmayın. Her yönden kuşatılmış durumdayız. Çevremizi tanklar ve panzerlerle sardılar. Ağır silahları var ve onları kullanıyorlar. Biz üst kattayız onlar ise hemen alt katımızdalar' diyorlardı.
'Cihazdan özeleştiri verdiler helallik istediler'
Mesela arada DAİŞ'çiler telsizden anons geçiyordu: 'Sizi öldürmeyeceğiz, teslim olun!' diye. Arkadaşlar yanıt veriyorlardı 'DAİŞ ne kadar saldırırsa saldırsın, ne yaparsa yapsın Kobanê'yi asla alamayacak. DAİŞ'çiler Kobanê'de hiçbir zaman başarıya ulaşamayacaklar. Çünkü bizler şehitler partisinin militanlarıyız. Felsefemiz Önder Apo'nun çizgisidir. İşte bu yüzden hiçbir zaman teslimiyeti ve değersizleşmeyi kabul etmeyeceğiz.' DAİŞ'çiler, arkadaşlarımız hemen üst katlarında olmasına rağmen hiç bir şey yapamayacaklarını anlamışlardı. Arkadaşlar cihazda tüm görüşmelerde özeleştirilerini yapıyor, sonra helallik istiyorlardı. Mesela bir arkadaş 'Bazı arkadaşların gönlü bizden yana kalmışsa, bağışlasınlar; haklarını helal etsinler' dedi. Örneğin Ciwan arkadaş 'Taburdaki bütün arkadaşlarımı tek tek öpüyorum. Devrimcilik görevlerimi yeterince yerine getiremediğimi arkadaşlarıma söyleyin. Bir devrimci olarak bu harekete katılmamdan beri devrime ve devrimin ihtiyaçlarına yeterince yanıt olamadığım için özür diliyorum. Önder Apo'nun gerçek bir militanı olmayı çok isterdim. Ne yazık ki kişiliğimi yeterince partileştiremedim. Bu açıdan özeleştiri veriyorum' demişti. Peyman arkadaş 'Arkadaşlar sizler bize 'Devrimciler gülerek ölüme gider. Biz bu felsefeyle büyüdük' demiş, bunu öğretmiştiniz. Asla umutsuz değiliz. Şehit düşersek bile biliyoruz ki her zaman bizim silahımızı devralacak yeni arkadaşlar gelecek. Buna inanıyoruz. Yüzlerce, binlerce arkadaşımız var. Biliyoruz ki yolumuzdan yürüyecek ve DAİŞ'in geçmesine asla izin vermeyecekler!'
'Hepsinin son sözlerindeki söylem ortaktı'
Hepsinin son sözlerindeki söylem ortaktı. Adeta ağız birliği etmişçesine son ana kadar direnişi vasiyet ettiler, direnişi gerçek kıldılar. Serzorî direnişi boyunca 75 terörist öldürüldü. Zaten DAİŞ'çiler de şaşırmıştı. Bu kadar küçük bir köydeki bu okulu nasıl alacağız diyorlardı. Oysa arkadaşlarımızın elinde yalnızca kleşler ve biksi ve kişi başına 6 şarjör cephaneleri vardı. Bütün imkanları bu kadar olmasına rağmen arkadaşlarımız ellerindeki silahlarla sonuna kadar direndiler. Neden Serzorî'nin büyük bir destan olduğunu vurguluyoruz? Çünkü Serzorî teröristlerin tüm hayallerini bozmuş, umutlarını kırmıştı. DAİŞ'çilere 'Biz bu kadar küçük bir köyü bile kolay kolay geçemezken, Kobanê'yi nasıl zapt edeceğiz?' diye sormak zorunda bıraktı. Zaten Serzorî'de arkadaşlarımızın şehadetinden ve köyü tümüyle ele geçirmelerinin ardından geçen 3 gün boyunca sadece Serzorî ve etrafında mevzilendiler, bir adım bile ilerleyemediler. Kendi savaş strateji ve taktiklerini yeniden gözden geçirme gereği duydular. Ve gördüler ki Kobanê'yi ele geçirmek hiç de söyledikleri kadar kolay bir şey değildir. Hatırlayın savaşın daha başında DAİŞ'çiler diyorlardı ki '4 gün sonra Kobanê şehrine gireceğiz.' En fazla 4 günde şehri zapt edeceklerini, ele geçireceklerini düşünüyorlardı. Serzorî'deki 12 arkadaşın tek başlarına gece gündüz direndiğini ve teslimiyeti kesinlikle kabul etmediğini gördüler. Arkadaşlarımız mevzilerini bırakmıyor, bir saniye olsun çatışmadan kopmuyordu.
'Son dakikaya kadar metanetlerini korudular'
15 Eylül akşamından, 16 Eylül öğleden sonrasına kadar direndiler. 16.30'da DAİŞ'çiler arkadaşlarımızın teslim olmayacağını, onlar teslim olmadıkça da okulu ele geçiremeyeceklerini anladı. Bunun üzerine ağır silahlarla saldırıp tüm okulu ateşe verdiler. Okul ateşe verilmiş yanıyordu, buna karşılık son dakikaya kadar arkadaşlar metanetlerini korudular, konuşmalarımızda bunu görebiliyorduk. Bir saniye olsun ne ölüm tereddüdü yaşadılar, ne de korktular. Hani bilirsiniz insanlar sona yaklaştığı, ölmeye yaklaştığı o anlarda korkar. Buna karşılık arkadaşlar sanki ölmüyordu da bir alandan başka bir alana geçiş yapacaklarmış gibi büyük bir moralle diğer arkadaşlardan hatır istiyorlardı. Tıpkı Hayri Durmuş arkadaşın dediği gibi 'Biz ülkemize, halkımıza borçluyuz. Kobanê savaşına borçluyuz' diyorlardı. Kanlarının döküldüğü bu topraklardan teröristler o kirli botlarıyla geçemesinler diye vasiyet ettiler. Artık bataryaları da bitmek üzereydi, sonunda cihazlarından ses kesildi. Serzorî köyü de, arkadaşların kuşatıldığı okul da önümüzdeki düzlükte olduğundan hemen karşımızda olan biten her şeyi kendi gözlerimizle de görüyorduk. Silahlarımız çalışıyor olmasına rağmen DAİŞ'çiler menzil dışında olduklarından tesir etmiyordu. Okulun bahçesini tank ve panzerle sarmışlardı. DAİŞ'çiler her yerden okula ateş açıyorlardı. Buna karşılık artık arkadaşların üstüne gidemiyorlardı. Çünkü arkadaşlar iyi mevzilenmişti ve silahlarını da çok seri şekilde kullanıyordu. Cihazdan onlara akşama kadar dayanmalarını, akşam olduğunda şartlar ne olursa olsun yanlarına ulaşacağımızı belirtmiştik. Ne yazık ki biz harekete geçmeyi bir an önce arkadaşlarımıza ulaşmayı planlarken daha akşam olmadan saat 16.30'da okulu ateşe verdiler.
'Serzorî direnişi Kobanê direnişinin yol haritasıydı'
Açıkçası tüm Kobanê savaşında çok büyük bir kahramanlık sergilendi. Ancak Serzorî direnişi ardından gelişecek Kobanê direnişinin ruhu, yol haritasıydı. Pek çok arkadaşımız o gün söz verdiler: 'Kobanê düşmedi ve düşmeyecek; direniş ruhuyla ayakta kalacak!' Bunu söyleten aslında Serzorî destanıydı. Orada o kadar büyük ve destansı bir direniş vardı. Belki Serzorî'de bu kadar değerli bir direniş sergilenmeseydi, kutlu bir direniş ruhu simgeleşmeseydi belki de durumumuz daha farklı olabilirdi. Serzorî'deki arkadaşlarımız direnişleriyle o ruhu yarattılar, ete kemiğe büründürdüler. Serzorî'deki o 24 saatlik direniş olmasaydı belki her şey çok daha farklı olurdu. Bu anlamda gerçek bir kırılma noktasıydı. Ama işte o Apocu fedai ruh, o konuşmalar hani aslında Serzorî'de ölüm boşa çıkarıldı. Orada gerçek fedailik hayat buldu. Örneğin toplanıp bir arada bombalarını da patlatabilirlerdi. Ama öyle yapmadılar, sonuna kadar direnmeyi seçtiler.
'Newroz'a gider gibi coşkuluydular'
İçlerinde henüz 18 yaşındaki Ciwan arkadaş vardı. Kimi 21, kimi 23 yaşındaydı ama hepsi çok gençti. Buna karşılık yeni bir yaşama yürüyor gibiydiler. Sanki düğüne gider gibi, Newroz'a gider gibi coşkuluydular. Öyle coşkulu bir ruhla direndikleri için çok önemlidir Serzorî direnişi. Genel olarak Kobanê savaşına bakıldığında Erîş ve Zozan arkadaşların direnişlerinin ne kadar önemli ve simgesel olduğu görülür. Serzorî direnişi de aynı önemdedir. Serzorî'de arkadaşlar sergiledikleri direnişle teslimiyet ruhuna, geri çekilme anlayışına karşıt adeta yeni bir yol yarattılar. Biz onların arkasından yürüyenler de Kobanê'de işte bu yeni ruhla savaştık. Kobanê'nin ruhu budur. Serzorî'deki direniş duyuldukça diğer cephelerde veya başka alanlarda bulunan tüm arkadaşlar kendi mevzilerinde Serzorî direnişine layık direnişler sergilemeye başladı. Bu bağlamda Serzorî direnişi büyük bir moral ve maneviyat oldu. Pek çok arkadaş 'Şehid düşsek bile tıpkı Serzorî'deki arkadaşlar gibi son anımıza kadar umutsuzluğa düşmeden, yılgınlığa kapılmadan direneceğiz!' denmeye başladı. Çünkü Serzorî'deki arkadaşlar 'DAİŞ'çiler her şey sona erdi, her şey bitti diyemeyecekler. Bu ruhla direnecek, saldırıları püskürtecek ve Kobanê'de zafere ulaşacağız' demişlerdi. Mesela cihazda Rodî arkadaşa anons yapılmıştı: 'Rodî, Rodî arkadaş!' Rodî 'Dinliyorum, söyle arkadaşımın ruhu!' diye yanıt vermişti. Ben şahsen başka hiç bir halkın buna benzer bir direniş öyküsü olduğuna inanmıyorum. Sanki düşman tarafından kuşatılmış, ölümün eşiğinde hala direnişi sürdüren bu arkadaşlar değildi. Yalnızca bir muharebe ve direniş değil adeta bir seminer veya platform gibiydi. Arkadaşlar tek tek özeleştiri veriyorlardı. Hatır isteme, helallik isteme platformuydu sanki. Yani arkadaş biliyordu ki birazdan şehit düşecek ama son anlarında bile hala özeleştiri veriyordu.
'Fotoğraflarını kendi ellerimle o okula asacağım'
Serzorî'de tanıklık ettiğimiz çok farklı bir şehadetti. Bilmiyorum, yani tarif etmek çok zor; adını nasıl koyacağını bilemiyorsun. Yeni bir şey olduğu için tarif etmekte zorlanıyorum. Elbette farklı yerlerde, farklı zamanlarda birçok arkadaşlarımız şehit düştüler. Şehit düşmeden önce vasiyet verdiler. Ama Serzorî'deki arkadaşlarımız için şehadet en değerli ölümdü, adeta bir kutlamaydı. Direnişleri ve şehadetleriyle yepyeni bir şey yarattılar. Serzorî'deki bir arkadaş bile 'Bizi kurtarın arkadaşlar!' ya da 'Bize yardım edin!' demedi. Her konuşmada 'Bizi merak etmeyin, sonuna kadar direneceğiz. Sizler de düşmanın ilerlemesine izin vermeyin!' diyorlardı. Bundan dolayı düşmanın saldırısını boşa çıkardılar. Örneğin bir insan fedai eylem yaptığında patlayıcıları kendini bağlayıp gitmektedir. Ama Serzorî'de tanık olduğumuz şey yalnızca bir fedai eylem değil yeni bir bakış açısıydı, adeta ölümü boşa çıkarmaktı. Doğrusu Serzorî özgürleştirildiğinde benim için tarif edilemez, çok farklı bir şey olacak. Serzorî'ye gideceğime dair zaten söz vermiştim. O okula gidecek ve arkadaşların şehit düştüğü yeri görecek, tek tek o arkadaşların fotoğraflarını kendi ellerimle o okula asacağım.
'Hiçbir zaman teslimiyeti kabul etmeyeceğiz'
Herkesin burada aslında ne olduğunu, kimlerin direndiğini bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Aslında orayı farklı bir yer yapmalıyız. Ancak böylece Serzorî'ye gelen her insan burada neler yaşandığını da anlayacaktır. Örneğin Serzorî'de bir direniş müzesi olabilir. Serzorî'de ne yaşanmıştır, kimler orada savaşmış ve direnmiştir? Adları neydi, Direnenler kimlerdi, adları neydi, nereliydiler, hangi felsefe temelinde bu direnişte yer aldılar? İşte tüm bu soruların yanıtlarını yarın oraya gidecek herkese göstermek de bizim kahraman şehitlerimize borcumuzdur. Ben zaten Serzorî'deki arkadaşlarla son konuşmayı yapan kişi olarak onlara ayrıca söz vermiştim. 'Biz sizlere söz veriyoruz. Hiçbir zaman teslimiyeti ve değersizleşmeyi kabul etmeyeceğiz. Tıpkı sizin şiarınız gibi Kobanê kahramanların toprağıdır, asla teröristlerin yaşam alanı olmayacak!' Doğrusu son 5 aydır hep onlara verdiğim bu sözle yaşadım. Kobanê kahramanca direndikçe hiçbir şekilde teröristlerin yaşam alanı olmayacak, kahramanlara layık olacaktı. İşte bu topraklarda yaşayan herkes yediden yetmişe herkes buraya geldiğinde bunu görebilmeli, Serzorî direnişini zihinlerinde canlandırmalı, o kahramanları hatırlamalı ve anmalıdır.
(mg)

