Besê Hozat: HDP'nin başarısı kadın özgürlük mücadelesinin başarısıdır
09:03
Aza Rojyan/JINHA
BEHDİNAN - 7 Haziran genel seçimlerinde 32 kadın milletvekilini meclise gönderen HDP'nin başarısının kadın özgürlük mücadelesinin başarısı olduğunu belirten KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, "Eğer HDP'den seçilen 32 kadın vekil güçlü bir performans gösterir, kadınların sorunlarını meclise taşır ve güçlü bir demokratik siyaset mücadelesi verebilirlerse diğer partilerdeki kadınları da etkiler ve sorunların çözümünde büyük bir güç durumuna gelebilirler" dedi.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, HDP'li kadınların seçimlerde göstermiş olduğu başarıyı, çözüm sürecini ve Rojava'da yaşanan gelişmelere dair ajansımızın sorularını yanıtladı.
7 Haziran genel seçimlerinde ortaya çıkan tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu seçimin kazananı sizce kimdir?
Bu seçimin kazananı HDP'dir, kaybedeni de Erdoğan'dır, AKP'dir. HDP şahsında kazanan da halklardır, kadınlardır. HDP bir çizgiyi, projeyi ifade ediyor. Dolayısıyla HDP şahsında bu proje başarı kazandı. HDP projesi demokratik ulus projesiydi. Demokratik ulus projesi ve demokratik siyaset HDP'nin şahsında zafer kazandı. Bu seçimde Türkiye halkları demokratik ulus projesine onay verdiler, benimsediler. Bu seçimler bir yönüyle de demokratik ulus projesinin referandumuydu. Çünkü demokratik ulus projesi, halkların eşitçe, özgürce, kardeşçe bir arada yaşamasını ifade ediyor. Türkiye halkları bu seçimde bu projeye onay verdiler. Milliyetçiliğe, ırkçılığa, mezhepçiliğe ve katı cinsiyetçiliğe dayanan Türk ulus devlet sistemini ise Türkiye halkları da kabul görmedi, reddedildi. Dikkat edin HDP sadece Kürdistan'da değil, Türkiye'nin her tarafından büyük bir oy aldı. Artık bu devlet sistemine, zihniyetine ve uygulamalarına yeter demektir. Bu açıdan halkların demokratik ulus projesinden yana tavır koymaları, HDP'ye yüksek bir oyla barajı aştırmış olmaları oldukça anlamlıdır.
Şimdiye kadar AKP kendisini Kürtlerin temsilcisi olarak görüyordu. Ancak bu seçimlerde Kürdistan'da büyük kaybetti. Bunu AKP siyaseti açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
AKP'nin Kürdistan'da tasfiye edildiğini net bir şekilde söyleyebiliriz. AKP şimdiye kadar 'Kürtleri ben temsil ediyorum' diyordu. Bunun propagandasını, algı operasyonunu yapıyordu. Doğrusu geçmişte de gerçek öyle değildi. Fakat AKP'nin bir kesime de olsa kabul ettirdiği bu algı bu seçimde yerle bir oldu. Kürt halkı bu seçimde AKP'ye çok ciddi bir tavır koydu. AKP'nin, önderliğimizin çabalarıyla gelişen diyalog sürecini kendisine mal ederek, bunun üzerinden politika yaparak, bir yönüyle süreci kendi çıkarı için bir araç haline getirerek istismar etmesi, neredeyse tüm seçimlerde oy devşirme aracı olarak kullanmasına halkımız izin vermedi ve gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Başta Serhat bölgesi olmak üzere Dersim, Amed, Batman ve Kürdistan'ın her yerinden AKP'ye muhteşem cevaplar verildi. AKP Kürt halkından unutamayacağı bir tokat yedi. Aslında Türkiye'nin her yerinde de kendisi açısından aynı sonu yaşadı. HDP; İstanbul, İzmir, Mersin, Adana gibi yerlerde çok güçlü sonuçlar çıkardı. Türkiye kentlerinde oylarını ikiye katladı. Bazı yerlerde üçe katladı. İstanbul'da MHP'nin önüne geçti. Büyük bir metropolde 11 vekil çıkartmak ciddi bir başarıdır. Bu anlamda HDP bir Türkiye partisi olduğunu çok açık bir biçimde ortaya koydu. Türkiye halkları da HDP'nin temsil ettiği çizgiyi bu şekilde sahiplenmiş oldular.
Türkiye sol hareketiyle Kürtler arasında ilk defa böylesi kapsamlı bir ittifak kuruldu. Seçimlerde ortaya çıkan fotoğrafı bu yönüyle nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gayet tabi bu çok önemli bir fotoğraf. Bu seçim Türkiye'nin sol sosyalist güçler açısından da güçlü bir hamle oldu. Türkiye tarihinde sol güçler stratejik bir ittifak kurdu. Güçlü bir dayanışma örneği oluşturularak, ortak çatı altında mücadele yürütüldü, seçime gidildi ve tarihsel bir kazanım elde edildi. Ancak daha da önemlisi kurulan bu ittifakın stratejik ve kalıcı bir ittifaka dönüşmesidir. Ben bunu çok önemli görüyorum. Bu ittifak sadece bir seçim ittifakı olarak kalmamalıdır. Türkiye halkları bu ittifakı çok değerli gördü ve güç verdi. Halk, sol'a, sistem karşıtı güçlerin ortaklaşmasına onay verdi. Halkın bu desteğine de demokrasi güçleri değer vermelidir. Bunu kalıcı bir ittifaka dönüştürmelidir. Kürdistan devrimiyle Türkiye devrimi mutlaka birleştirilmelidir. Bu süreç bunun zeminini hazırlamıştır. Bunun atmosferini oluşturmuştur. Zihinsel sosyal altyapısını kesinlikle geliştirmiştir.
Seçimler bitti ve HDP büyük bir başarıyla meclise girdi. Bundan sonra HDP kendisini nasıl örgütlemeli?
HDP'nin başarısı HDK projesinin başarıya ulaşmasıyla mümkün olacak. HDK projesi örgütlendikçe Türkiye toplumunda tüm halklar ortak çatı altında örgütlenmiş olacak. HDK, örgütsüz tek bir bireyin kalmaması anlamına gelir. Amacı budur. Toplumu devletin insafına bırakmamak demektir. Özcesi HDK projesi toplumun bütün kesimlerinin örgütlülüğünü amaçlar. Köyden başlayıp mahalle, ilçe, il ve bölgeye kadar toplumun tüm kesiminin komünler, meclisler biçiminde örgütlendirilmesidir. Ekonomik alanın örgütlendirilmesidir. Sağlık, eğitim, özyönetim alanlarının komün ve meclis olarak örgütlendirilmesidir. HDK projesi örgütlendirilirse HDP'nin siyaseti Türkiye'ye hakim olacak. Türkiye'de temel bir siyaset haline gelecek. Türkiye devletinin zihniyetini karakterini çözecektir. Özgür Kürdistan demokratik cumhuriyet hedefi gerçekleşmiş olacaktır.
HDK neden bu kadar önemli?
Çünkü Kürt sorunun çözümü bu projenin yaşamsallaştırılmasına bağlıdır. Yine HDP projesinin başarılı olması ana sorun olan Kürt sorununun çözümünde belirleyicidir. HDP, HDK projesine dayalı olarak demokratik siyaset yürütüyor. HDK olmadan HDP'nin fazla bir anlamı yoktur. HDP, HDK projesinin siyasette karşılık bulan, onu uygulayan halidir. HDK'nin örgütlediği örgütlü toplumun demokratik siyasetini yapıyor. HDP bir düzen partisi, bir CHP değildir. Halkların demokratik ve örgütlü partisidir. Demokratik olması topluma dayalı olmasındandır. Gücünü toplumculuğundan, halkçılığından alıyor. Bunu geliştirecek olan da HDK'dir. HDK'yle HDP etle tırnak gibi iç içedir. Biri olmadan diğerinin çok fazla anlamı yoktur. Bundan sonra da yapılacak olan bu minval üzerinden daha fazla örgütlenmektir.
HDP'nin seçim başarısı Kürt sorununun çözümünü nasıl etkileyecek?
Bu süreç Kürt sorunun demokratik yollardan çözülmesinin önünü açacaktır. Türkiye'nin demokratikleşmesi Kürt sorununun da çözülmesi anlamına gelecek. Şimdiye kadar çokça değerlendirdik. Bu günden sonra bazı çok fazla tekrarlamak belki çok fazla anlamlı da olmayacak. AKP, Kürt sorunun çözümüne ilişkin hiçbir şey yapmadı. AKP'nin yaptığı tek şey tasfiyeydi. AKP, tasfiye siyasetini yürüttü. Adına çözüm dediği şey PKK'nin tasfiyesiydi. 13 yıl boyunca AKP bunu yürüttü.
'Halk oyalama politikalarını boşa çıkardı'
Bu seçimde halk AKP'nin kandırma, oyalama politikalarını da boşa çıkardı. HDP'nin çok güçlü bir biçimde demokratik siyaseti meclise taşıması, Türkiye'de bu siyaseti güçlü yürütmesi kesinlikle Türkiye'nin demokratikleşmesini getirecektir. Türkiye'nin demokratikleşmesi de Kürt sorununun demokratik yollardan çözülmesinin önünü açacaktır. Bu anlamda bu seçim Kürt sorunun demokratik yollardan çözülmesinin de önünü açmıştır. Gerçek bir çözüm olacaksa bundan sonra olacak. KCK olarak da bu konuda yaklaşımımızı kamuoyuna deklere ettik. Önderliğimiz özgürleşmeden, resmi müzakere olmadan, İmralı'da yapılan her türlü sözlü ya da yazılı görüşmeler belgelendirilmeden, imzalanmadan, kayda alınmadan şeffaf bir biçimde bu süreç işlemeden, kamuoyuyla da paylaşılmadan, meclisin de gündemine getirilmeden, bunun yasası ve anayasası oluşmadan gelişebilecek hiçbir yaklaşımı ciddi ve samimi bulmayacağız. Böyle bir şeyi çözüm süreci olarak da değerlendirmiyoruz. Bu konudaki tutumuzu çok net olarak ortaya koyduk. Ateşkese ilişkin olarak da tavrımızı ortaya koyduk.
HDP çıkardığı kadın vekil açısından oransal olarak birinci parti. Kadının HDP içindeki misyonunu nasıl okumak gerekir?
Evet, aslında HDP'nin en ayırt edici yanı da budur. Seçimlerde de kadınlar açısından çok güçlü bir sonuç ortaya çıktı. HDP'nin başarısı kadın özgürlük mücadelesinin başarısıdır. Kadının başarısıdır. Çünkü HDP aynı zamanda bir kadın partisidir. Seçimlerde de bu çok açık bir biçimde ortaya çıktı. Kadınların yüzde 40 katılımıyla HDP bu seçimi kazandı. 80 milletvekilinin 32'si kadın. AKP'de 258 milletvekili çıktı sadece 39 kadındır. CHP'de 21, MHP'de 4 kadın vekil var. Sadece bu rakamsal verilerden dahi bakarsak düzen partilerinin hepsinin aslında birer erkek partisi olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Kadına yaklaşımları da zaten ortadır. On üç yıldır AKP kadın kırım siyaseti uyguluyor. Kadına şiddet, katliam siyaseti yürütüyor. AKP'nin hükümetleri döneminde kadına karşı şiddet daha da arttı. Korkunç denecek düzeyde bir kadın katliamı söz konusu. Bu sonuçlar erkek zihniyetinin hakim oluşundan kaynaklıdır ve AKP bu açıdan bir erkek partisidir. Doğal olarak da seçimlerde kadın açısından da öyle bir tablo ortaya çıkardı.
'HDP kadınlar için umut oldu'
Bir de şuna dikkat çekmek isterim ve üzülerek belirtmek isterim ki, düzen partilerinde yer alan kadınlar da ne yazık ki erkek egemen zihniyetinin ve politikaların etkisinden çıkamıyorlar. Çıkamadıkları için doğal olarak da bu partilerin ideolojilerine, politikalarına tabi oluyorlar. Dolayısıyla kadın özgürlüğü ve hakları açısından çok bir şey de beklemek olmuyor. Kimi çıkışlar olsa da bunlar münferit çıkışlar olmanın ötesine geçmiyor. Sonuç olarak, kadın özgürlüğü açısından umut veren tek parti HDP oluyor. Bir de HDP Eşbaşkanlık sistemiyle kadın ve erkeğin parti yönetiminde de eşit hak ve inisiyatife sahip olmasını sağlamış durumda. Dikkat edin bu seçimlerde de başta eşbaşkan sayın Figen Yüksekdağ olmak üzere, tüm kadın çalışanlar, vekil adayları güçlü bir çalışma performansı ortaya koydular. Bu bütün kadınları etkiledi. Türkiye ve Kürdistan'da kadınlara cesaret verdi. Kadınlarda mücadele iradesini iddiasını büyüttü, geliştirdi. Türkiye'de de güçlü bir uyanışa yok açtı. Kadının bu kadar aktif ve etkin bir şekilde siyaset içerisinde yer alması çok önemlidir.
Eşbaşkanlık sistemine yaklaşımları nasıl görüyorsunuz? Sizce yeterince kanıksandı mı?
Özellikle de şunu vurgulamak isterim ki, HDP'de ve HDP çizgisinde olan bütün yapılarda bence eş başkanlık sistemi çok güçlü bir şekilde oturmalıdır. Tabi sistemin de bu yönlü çok sinsi bazı politikalarının var olduğunu görmeliyiz. Bunu kesinlikle görmek ve doğru analiz etmek gerekiyor. Dikkat edin, çok bilinçli bir şekilde eş başkanlardan erkek olanı sürekli öne çıkartan, sürekli işleyen, kadın olanı hep geri planda tutan bir yaklaşım var. Bu sıradan bir durum değildir, bir egemen devlet konseptidir. Eşbaşkanlık projesini boşa çıkarmanın bir saldırısı, uygulama ve politikasıdır. Bunu böyle görmek gerekir. Kadının demokratikleştirici gücünden korkuyorlar.
Neden böyle bir yaklaşım sergileniyor, çekince nedir?
Bu cinsiyetçi zihniyetin bir sonucudur. Kaldı ki devlet sisteminin cinsiyetçidir. Devlet partileri de cinsiyetçi partilerdir. Bunların yaklaşımı doğal olarak cinsiyetçidir. Erkeği bu kadar ön plana çıkarma da bu zihniyetin sonucunda ortaya çıkıyor. Çünkü kadınlar siyasette etkin katılım gösterdikçe siyaset demokratik ve eşitlikçi olmak durumunda kalacak. Bundan çekiniyor, korkuyorlar. En başta da devleti elinde bulunduranlar bundan korkuyor. Kadın zihniyeti hakim olursa siyasetin karakteri değişecek ve siyaset demokratik bir kimlik kazanacak. Demokratik siyaset de toplumu demokratikleştirecek. Çok ciddi bir biçimde toplumda bir değişim ve dönüşüme yol açacak. Cinsiyetçi kültürü değiştirecek, erkek ve kadın eşitliğine dayalı yeni bir toplumsal kültür, ahlak ve bir bütün olarak değer yargılarını şekillendirecek. Toplumun sosyalitesi değişmek durumunda kalacak.
'Eşbaşkanlık sistemi cinsiyetçi zihniyetin değişimi demektir'
Eş başkanlık projesi toplumsal cinsiyetçi zihniyet ve siyasetin değişimi demektir. Sistem başta AKP ve diğer tüm partileriyle, medyasıyla bu projeyi boşa çıkarma mücadelesi veriyor. Kadınların bu konuda çok duyarlı olması gerekiyor. Çünkü kadınların seçimlerde elde ettikleri başarı bu mücadelenin bir meyvesidir. Çok güçlü bir arka planı olan, uzun yıllara dayanan bir kadın özgürlük mücadelesi tarihi var. Bunun kadınlarda ve toplumda yarattığı güçlü bir örgütlenme düzeyi var. Bu da çok somut bir biçimde sonucunu seçimlere yansıttı. Seçimlerde kadınların çalışması, emeği olmasaydı asla böylesi bir sonuç ortaya çıkmazdı. Kadınların öncülüğünde toplum seferber edildi ve HDP başarısının garantisi olarak rol oynadı. Bundan sonrada kadınlar bu kazanımlara güçlü bir şekilde sahip çıkmalıdır.
'Meclisteki kadınlar ortaklaşmalı'
Demokratik siyasetin Türkiye'de kalıcı olabilmesi de ancak kadın özgürlük değerleriyle mümkün olur. Dolayısıyla tüm kadınlar bunu sağlayacak bir mücadelede anlayışı, perspektifi ile hareket etmeli, çalışmalarını bu temelde üzerinden yürütmelidirler. İşte meclise giren kadınlar da mecliste bunun mücadelesini vermelidirler. Eğer HDP'den seçilen 32 kadın vekil güçlü bir performans gösterir, kadınların sorunlarını meclise taşır ve güçlü bir demokratik siyaset mücadelesi verebilirlerse diğer partilerdeki kadınları da etkiler ve sorunların çözümünde büyük bir güç durumuna gelebilirler. Diğer partiler de yer alan kadınların da katılımıyla ortak bir mücadele geliştirebilirler. Bu diğer partilerin de politikalarını etkiler. Kadınların ortak tutumu, dayanışması düzen partilerinin de politikalarını değişime zorlar. Geçmiş süreçlerde kadın sorunu çok fazla meclisin gündemine getirilmedi. Mecliste kadın gündemi yeteri kadar oluşturulmadı. Önergeler ve bu temelde çok fazla emek ve çaba sarf edilmedi. Kadın eksenli güçlü bir siyaset yürütülmedi. Bu noktadan sonra bunun kesinlikle aşılması lazım. Toplumu değiştirecek olan da Kürdistanı özgürleştirecek olan da kadınlardır. Yeter ki kendi içlerinde örgütlü olsunlar, ortak hareket etsinler, güçlerini birleştirsinler.
Rojava devriminin seçimlere, Türkiye siyasetine etkisi ne oldu? Bu yönüyle seçim sonuçlarını okumak gerekirse neler söylersiniz?
Rojava ve Suriye'nin durumu, orada yaşanan gelişmeler Türkiye'yi direkt etkiliyor. Kuzey Kürdistan'daki durum da Rojava ve Suriye'deki durumu etkiliyor. Bu etkileşimler karşılıklıdır. Son 4 yılda Suriye'de yaşanan iç savaş, ortaya çıkan sonuçlar, Rojava devrimi kuzey Kürdistan'la Rojava Kürdistan'ını birleştirdi. Suriye sorunları bu dönemde Türkiye'nin iç sorunları haline geldi. Bu, AKP'nin izlediği politikalardan da kaynaklıydı. Ortada sınır diye bir şey kalmadı. Suriye'de yaşanan iç savaştan tutulalım, Rojava'ya yapılan tüm saldırıların arkasında Türkiye var. Rojava'daki direniş içerisinde de kuzey Kürdistan artık doğrudan vardır.
'DAİŞ Türk devletinin siyasetini uyguluyor'
Türk devletinin siyaseti Rojava ve Suriye'de DAİŞ eliyle uygulanıyor. Bununla Rojava devrimini boğmak istiyorlar. Suriye'de iç savaş çıkarma için Türkiye sınırları içinde de bir iç savaş politikası izledi ve bu politika halen devam ediyor. Buna karşın Rojava devrimi Türkiye ve kuzey Kürdistan açısından büyük bir ilham kaynağı oldu. Türkiye'deki demokrasi güçleri, sol-sosyalist güçler de bundan büyük bir destek, moral güç ve cesaret aldılar. Tabi bu doğal olarak seçimlere de yansıdı. Rojava'daki demokratik sistemin aynısını artık Türkiye halkları da istiyor. Seçim sonuçlarını bu yönlü de okuyabiliriz.
'Kobanê'nin başarısında Türkiye halklarının rolü belirleyici oldu'
Mevcut durumda Rojava'da demokratik özerk bir sistem var. Kürdü de, Arabı da, Süryanisi de, Türkmeni de, Dürzisi de, Alevisi de özgürce kendisini örgütlüyor ve yönetiyor. Ortak bir yönetimde bir araya geliyorlar. Dostça, kardeşçe ortak savunmalarını yapıyorlar. İşte şu anda Rojava'da uygulanan sistem tamda demokratik ulus sistemi dediğimiz sistemdir. HDP'de demokratik ulus projesini savunduğundan dolayısıyla HDP'ye verilen desteği de böyle okumak gerekir. Bu anlamda Rojava devrimi buna güç vermiştir. Kobanê direnişiyle de bu pekiştirilmiştir. Türkiye toplumu bu seçimde HDP'ye oy vererek Rojava devrimini sahiplendiğini de sahiplendiğini gösterdi. Kaldı ki daha baştan Kobanê direnişinin yanında yer aldı. Kobanê direnişin başarısında Kuzey Kürdistan ve Türkiye halkları çok belirleyici rol oynadılar. 6-7 Ekim olayları bunu çok açık kanıtıdır.
AKP bunu doğru okudu mu sizce?
Bence doğru okumuş değil. Çünkü halen eski tutumundan vazgeçmedi. Girê Spî (Tıl Ebyad) direnişinde bunu açıkça gördük. Girê Spî bir yıldır DAİŞ'in kontrolündeydi ve halk çok yoğun bir baskı görüyordu. DAİŞ Türkiye'nin komşusu olmuştu halka baskı yaparak zorla denetiminde tutuyordu. Girê Spî'ye yapılan tüm saldırılar Türkiye üzerinden gelişiyordu. Til Ebyad üzerinden DAİŞ'e her türlü silah-cephane desteği sunuluyordu. DAİŞ'in yaralılarını Akçekale'de tedavi etti. Akçekale DAİŞ'in arka bahçesi gibi çalıştı. Türkiye Akçakale'yi tamamen DAİŞ'e bıraktı ve her türlü desteği sundu. Cizîrê ve Kobanê'ye yapılan saldırılar da buradan geliştirildi. Şehit Rubar hamlesiyle YPG-YPJ bu alanı özgürleştirdi dolayısıyla Türkiye'nin bu alandaki DAİŞ politikası da çökmüş oldu.
Girê Spî hamlesinde Türkiye sınırlarını kapattı ve sivil halkın geçişine son ana kadar izin vermedi. Türkiye bu uygulamayla neyi hedefliyordu?
Aslında Türkiye bu uygulamayla şunu demek istiyor; DAİŞ orada kalmalı. Komşu olarak Kürtleri değil, DAİŞ'i istiyorum, demek istiyor. Bunun başka açıklaması yoktur. Bunu hükümet yetkilileri açıkta 'Biz PYD'yi istemiyoruz' dediler. Kobanê'ye saldırılar olduğunda sınırları aniden açtı ve ona etnik temizlik demedi, çünkü amaç kobanê'yi Kürtsüzleştirmekti. Oysa DAİŞ Türk devletinin yardımıyla Kobanê'de etnik temizlik yapmak istedi, soykırım uygulamaya çalıştı. Ama Türkiye buna etnik temizlik demedi. Bilakis sonuna kadar destek verdi. Kobanê'den göçertilecek Kürtler de Türkiye metropollerinde asimilasyona uğratılacaklardı. Zaten şu anda AFAD kamplarında da Êzidîlere karşı müthiş bir asimilasyon politikası yürütüyor.
Türkiye basını Girê Spî hamlesinde YPG-YPJ'nin etnik temizlik yaptığını propaganda ettiler. Bunda amaç neydi?
Etnik temizlik yapan DAİŞ'tir. Ama Türk devleti bunu çok bilinçli bir şekilde çarpıtıyor. Çünkü Rojava'da Kürtlerin bir statü sahibi olmasını istemiyorlar. Bunun için önce Rojava'da Kürtleri tasfiye etmek için El Nusra'yı sonra da DAİŞ'i örgütleyip destek verdiler. DAİŞ bir buçuk yıldır sadece Kürtlere karşı savaşıyor. Suudi Arabistan ve diğer uluslararası güçlerin de bunda payları var. Ama en fazla paya sahip olan Türk devletidir. Kobanê savaşında Türk generalleri bizzat yer aldılar. Cizîrê ile Kobanê ardından da Afrin ile yaşanacak bir birleşmeden çok korkuyorlar. Çünkü bu Kürtlerin statü kazanmaları anlamına gelecek. Çünkü sistemi Kürt düşmanlığı üzerine kurmuşlar. Türk devletini yürüten tüm hükümetler Kürtlere karşı son derece ırkçı ve milliyetçi bir politika izliyorlar. Bu yapıları gereği de böyledir. AKP bu ırkçı politikayı en ileri düzeyde yürüttü. Çiller'i geride bıraktı. AKP bizim iki yıldır uyguladığımız ateşkesten faydalanarak savaşı Rojava'ya kaydırdı.
Bu politikaların sonuç vermesi mümkün mü sizce?
Hayır, AKP'nin bu politikalarının bu saatten sonra sonuç alması kesinlikle mümkün değildir. Kürtler bölgenin en aktif aktörlerindendir. Bölge dengelerini, siyasetini belirleyen bir pozisyondalar. Bölge güçleri de uluslararası güçler de bunu çok iyi görüyor. Artık Kürtsüz bir sistemin bölgede uygulanamayacağını herkes görüyor. 21'inci yüzyılda bölge dengeleri Kürtlersiz kurulamaz. Kürtlerin kırk yıllık mücadelesi bu sonucu ortaya çıkardı. Tarih artık Kürtlere gülüyor. Tarihin diyalektiği değişmiştir. Kürtler mücadeleleriyle bunu değiştirmişlerdir. Türkiye ne yapıyorsa yapsın artık Kürtlerin bu kaderini değiştiremez. Yapacağı ve yürüteceği her türlü siyaset Türkiye'nin aleyhine dönecektir. Türkiye devleti, iktidar partileri gerçek dışı hareket ederlerse ancak kendilerine zarar verirler, yazık olur. Türkiye ne yaparsa yapsın kantonlar birleşecek. Bu kaçınılmaz bir sonuçtur.
'Tek alternatif demokratik ulustur'
Kürtler demokratik federe bir Suriye içerisinde de çok güçlü bir rol oynayacaklar. Kürtler demokratik bir Suriye'nin kurulmasında da temel aktör olacaklar. Orada gelişen model de bütün bölge açısından örnek olacak. Bölgeyi pozitif olarak etkileyecek ve bölgenin demokratikleşmesinin önünü açacaktır. Türk devleti de mevcut haliyle ilerleyemez. Ciddi tıkanmalar yaşıyor. Bölge de ulus devletler bir bir çözülürken, ezilen halklar özgürleşirken Türkiye bu haliyle ilerleyemez ve ilerleyemeyeceği de ortadadır. Bu siyaseti sürdürürse kaybeden kendisi olacaktır. Bu seçimlerde de ortaya çıktı. Artık tek alternatif demokratik ulustur. Tek bir etnik kimliğin hakimiyetine dayalı bir sistem yerle bir olmuştur. Halkların özgürlük ve eşitliğine dayalı bir demokratik sistem Türkiye ve tüm bölge açısından kaçınılmaz bir biçimde kendisini dayatıyor. Ve bu Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin öncülüğünde gelişecek.
(nd/mg)

