Diyarbakır, İzmir ve Ankara'da işkenceye karşı etkinlikler düzenlenecek

09:15

Dilan Karamanoğlu / JINHA

İSTANBUL - İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü nedeniyle Diyarbakır, İzmir ve Ankara'da yapılacak çeşitli etkinliklere ilişkin bilgi veren TİHV İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, "Etkinliklerde işkence gören başvurucularımızın katılmalarını ve onların dik duruşlarını ve dayanışma içerisinde olduklarını göstermek istiyoruz" dedi.

Birleşmiş Milletlerin (BM), işkenceler üzerine uzun yıllara dayalı çalışması sonucunda işkence ve diğer insanlık dışı onur kırıcı muamele ya da cezalara karşı oluşturulan sözleşme hazırlandı ve bu sözleşme 1984 yılında kabul edildi. Yeterli sayıda devlet tarafından imzalanmasından sonra 26 Haziran 1987 senesinde yürürlüğe giren sözleşme, 1997 senesinde BM Genel Kurulu tarafından sözleşmenin tanıdığı önem nedeniyle 26 Haziran'ı 'İşkence Görenlerle Dayanışma Günü' olarak ilan edildi. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), 26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü vesilesiyle birçok ilde etkinlikler düzenleyecek. TİHV İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, insan hakları hukuku bakımından işkence yasağı normunun yaşam hakkının kişinin beden ve ruh bütünlüğüne dokunulmaması ve korunması gerekliliği talebinin sonucu olduğunu belirtti. Ümit, İşkencenin yasaklanmasının evrensel ve mutlak bir talep olduğuna dikkat çekerek, "İşkencenin meşru olabileceği hal ve zamanları olamayacağı devletler düzeyinde genel olarak kabul edilmektedir. Türkiye'de işkence hala en önemli hak ihlali olarak yer almaktadır. İşkencenin süreğen kılınmasında ki en önemli etkilerden birisi de cezasızlık politikasıdır. Bu politika işkencenin pervasızca kullanılmasını meşru kılmakta ve işkencecileri korumaktadır" dedi.

'İşkence aletleri üretilmeye ve ihraç edilmeye devam ediyor'

Uluslararası mevzuatta da işkencenin mutlak ve kesin olarak yasaklandığını dile getiren Ümit, yasaklamalar olmasına rağmen bu uygulamaların devam ettiğinin altını çizdi. "Bütün buna rağmen işkence aletleri üretilmeye dünyanın değişik yerlerine ihraç edilmeye, ithal edilmeye devam etmektedir ve kullanılmaktadır. İşkencenin itiraf amaçlı olduğunu biliyoruz. Bireyin beden ve ruh bütünlüğünü bozan itiraf amaçlı bir şiddet uygulaması olduğunu biliyoruz" diyen Ümit, işkencenin sadece uygulanan bireyin değil onun bütün toplumsal çevresine yönelik bir şiddet olduğunu ifade etti.

'İşkenceler kimlik ve kişiliği parçalama yöntemi olarak kullanıldı'

Ümit, bütün otoriter ve totoriter rejimlerin işkenceyi bir yıldırma politikası olarak kullandığını belirterek, "Kimlik ve kişiliği parçalama yöntemi olarak ve itiraf amaçlı olarak kullanmaktadırlar. 1970'lerde ve 80'lerde sistematik bir biçimde ve 100 günü aşkın çok uzun günlerde gerçekleştirilen gözaltılar da yasal yasadışı bir biçimde kapatılarak gençlere işkence yapılmaktaydı. Giderek işkencenin yüzü ve görünümünü gezi sonrası süreçte aleni bir şekilde hepimiz toplum olarak ta bilmekteyiz" diye konuştu. Sokakların birer işkence yeri haline döndüğüne dikkat çeken Ümit, "Toplumun sindirilmesi, susturulması amacıyla otoriter polis şiddeti sokaklarda biber gazını pervasızca halka karşı uygulamaktadır. Sıkıyönetim uygulayarak özgürlüklerinden mahrum bırakılmış bireyleri evlerinde, okullarında, iş yerlerinde hatta her yerde hamile kadınları dahi bu uygulamaya tabii tutmaktadır" diye belirtti.

'2015'de 280 başvurudan 156'sı işkence iddiası'

Türkiye İHD'ye ve TİHV'e çok sayıda işkence başvurusu yapıldığını dile getiren Ümit, "Dünyada işkence görenlerle dayanışma içerisinde olan 120'ye yakın kurum bulunmakta. Türkiye'de de 25 yıldır işkence görenlerin rehabilitasyonuyla ilgili çalışmalarda son derece önemli bir rol oynayan vakfımız, 2015 yılının ilk 5 ayında sadece 280 kişinin başvurusunu karşılamıştır. Bunlardan 156'sı işkence ve kötü maruz iddiasında bulunmuştur. 2014 yılında ise bu sayı toplam 787 kişiydi 284 kişi işkence ve kötü maruz iddiasından bulunmuştu. Tabi bize başvuranlalar TİHV'i tanıyan ve bu nedenle buraya gelen toplumda işkenceye uğrayan insan sayısının çok çok üstündedir" dedi.

'Çocukların yargı sistemi içerisinde olması şiddettir'

Ümit, işkencenin değişen yüzünün sokaklarla sınırlı kalmadığını söyleyerek, "Cezaevlerinde hasta mahpusların serbest bırakılmaması ve onlara uygulanan bürokrasiler, tecritlerde işkenceler olarak devam etmekte. Çocukların yargı sistemi içerisine sokularak hapsedilmeleri başlı başına bir şiddettir. Cinsel taciz, tecavüz, istismar Pozantı Cezaevi'yle davasıyla başlayıp Sincan'la devam eden bir dizi zincir olayla karşımıza çıktı" diye belirtti.

'Hedefimiz işkencenin önlenmesi'

Ümit, 26 Haziran'da yapılacak etkinliklerle ilgili şöyle konuştu: "İşkencenin hemen hemen topluma yedirildiği ve yaygın bir biçimde uygulandığı ülkemizde bizim 26 Haziran etkinliklerimizi örerken tek hedefimiz işkence önlenmesi için dayanışmanın ve mücadelenin büyütülmesi ve işkenceye karşı gülümseyen insanların kol kola girebilmesidir. Bu saldırı konseptlerini değiştirebilmektir. Bu yüzden yeni oluşturulacak parlamentoya da bu konuyla ilgili ivedilikli olarak önlem alıcı yasal ve anayasal değişiklikleri yapan kararlar almasını istiyoruz."

Ümit, etkinliklerin Diyarbakır, İzmir ve Ankara'da da olacağını belirterek, "Etkinliklerde işkence gören başvurucularımızın katılmalarını ve onların da bir kez olsun dik duruşlarını ve dayanışma içerisinde olduklarını göstermek istiyoruz" sözlerini ifade etti.

(zd/mg)