12 Eylül mağdurlarından Günseli Kaya: Devlet, işkenceyi sokakta uyguluyor

13:34

Ceren Karlıdağ- Merve Has/JINHA

İZMİR- 12 Eylül döneminde Mamak Askeri Cezaevi'nde tutsak olan kadınlardan biri olan İMC Dostluk ve Dayanışma Derneği Başkanı Günseli Kaya, 26 Haziran İşkenceyle Mücadele Günü ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü vesilesiyle cezaevlerinde ve sokakta uygulanan işkenceyi değerlendirdi. Darbe döneminde işkencenin sistematik olarak uygulandığını ifade eden Günseli, devletin şiddeti, terörü sokağa indirdiğini söyledi.

12 Eylül döneminde Mamak Askeri Cezaevi'nde tutsak olan kadınlardan biri olan Günseli Kaya aynı zamanda 'Bir Annenin Kaleminden Mamak Cezaevi'nden Oğula Mektuplar', '12 Eylül Kurultayına Giderken', 'Kadın Haklarının Dünü, Bugünü ve Görevlerimiz' kitaplarının yazarı. Günseli, 26 Haziran İşkenceyle Mücadele Günü ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü nedeniyle darbe döneminde cezaevlerinde uygulanan işkenceleri anlatarak, bugün işkencenin sokağa indiğini söyledi.

'12 Eylül döneminde devlet gücünü işkenceyle hissettiriyordu'

Siyasi tutuklu ve hükümlüler özelinde işkence ve kötü muamele uygulamasını deneyimleriyle anlatan Günseli, bu grubun kapalı mekanlara alınmadan önce sorgu dönemlerinde ya da gözaltına alınırken fiziksel ve ruhsal şiddete uğradığını söyledi. Bu süreçlerde "devletin ne kadar güçlü olduğu", "yaşamlarının devletin elinde olduğu", "öldürüp bir kenara atarlarsa kimsenin ruhunun bir duymayacağı", "kendilerinin bir 'hiç' olduğunun" her tür yöntemle anlatıldığını ifade etti. Döneme göre falakayla, elektrik şoku verilerek, türlü askıya alma biçimleri denenerek fiziksel direncin yok edilmeye çalışıldığını aktaran Günseli, "Önce, zaman ve mekan kavramları gözbağı takılarak ya da tek renk, ses geçirmez odalarda bekletilerek; eş zamanlı olarak ta yalnızlık, çaresizlik duygusu şırınga edilmeye çalışılır. Yine bu döneme göre bu günleri, haftaları ve hatta ayları alabilir. Gözaltı süresinde kadınlara yönelik cinsiyetçi yaklaşım ve saldırılara dikkat çekmeden olmaz tabii. Alındığı andan itibaren bedensel özelliklerine dikkat çekilerek önce aşağılanmaya, mahremiyetine tecavüz sözlü olarak başlar ve fiziksel taciz uygulamaları, tecavüz tehdidi ve özellikle de çatışma sonrası ya da sırasında gözaltı yaşanmışsa tecavüz fiilinin yaşanması olasılık dışı değildir" dedi.

'İşkenceye yoldaşlarınızı ve sizi sahiplenenleri düşünerek direnebilirsiniz'

12 Eylül sonrası cezaevlerindeki baskı ve işkencelerin çok sistematik olduğunu ifade eden Günseli, fiziksel şiddetten psikolojik şiddete kadar tüm uygulamaların ne kadar süreyle olursa olsun amacının kişiyi siyasal düşüncelerinden arındırmak, kişilik bütünlüğünü bozmak ve yıkmak olduğunu söyledi. Tüm bun uygulamalar karşısında direnmenin mümkün olduğunu söyleyen Günseli, "Eğer siyasi düşünce ve inançlarınızın teorik bir zemini varsa, yüreğiniz düşüncelerinizle birlikte çarpıyorsa, yaptıklarınızın haklılığı ve doğruluğuna inanıyorsanız tabii ki bunları alt etmek mümkün. Zaman zaman yorgun düşebilirsiniz, kendinizi bir an yalnız hissedebilirsiniz, işte tam da o anda yoldaşlarınızı, dışarıda yürekleri sizin için çarpan ve sizi arayanlar, sahiplenenler olduğunu bilmelisiniz. En kötü, sert diktatörlük koşullarında bile bu böyle olmuştur; özgüveninizi de yoldaşlık duygusunu var eden yapılanmalara da güveninizi korumayı bilmeniz çok önemli" diye ifade etti.

'Gezi'de kolluk kuvvetleri şiddeti sokağa indirdi'

Gezi direnişinde devletin kolluk kuvvetlerinin sokakta işkence ve kötü muamelelerini de değerlendiren Günseli, "Hak ve özgürlükler için yükselen mücadelenin durdurulması için şiddetin sistematik olarak sokağa indiği, tutuklama ve gözaltına almaktan çok sokakta yaşamınızı yitirebileceğiniz, sakat kalabileceğiniz kaygısı yaşamalısınız; yani duygu olarak psikolojik olarak 'sokağa çıkarsam gözümü, elimi kaybedebilirim' kaygısı yüreğinize oturmalı; yaşamınızı güvencede görmemelisiniz sokakta. Gezi sürecinde yaşatılmak istenen budur" dedi.

'Devlet, terörü sokakta uyguluyor'

Gündelik şiddet araçlarının değiştiğine de dikkat çeken Günseli sözlerine şöyle devam etti: "Artık falaka, elektrik değil kimyasal karıştırılmış basınçlı suyla havaya fırlatılıp 'küüüt' diye yere düşüp kaba travma yaşayabilir, beyin kanaması da geçirebilirsiniz ya da biber gazıyla solunumunuz durabilir, orta yaş ya da üzerindeyseniz astım ya da kalp krizi geçirme riskiniz yüksel hele hele mücadele kitleselse, gerilemiyorsanız plastik mermiyle vurulabilirsiniz. Amaç kitleyi dağıtmak değil terörize ederek korkutmak olduğundan havaya değil üzerinize açılan ateşten ölebilir ya da sakat kalabilirsiniz. Yani yöntemler sofistike ama öldürücü hale dönüşmüştür artık, devlet terörü sokakta uygulamaktadır."

İşkence nasıl önlenebilir?

Tüm bu uygulamaların nasıl önleneceği üzerine de değerlendirme yapan Günseli, "İnsanların kapalı tutulduğu tüm mekanlar hukukçu, sağlıkçı ve psikolog ve aile temsilcilerinden oluşan bağımsız izleme kurullarının özgür denetimize açılmalıdır. Kapalı tutulanların yaşadıkları insanlık dışı, zalimane uygulamaları zamanında iletmesi için mekanizmalar oluşturulmalıdır. Yargılamalarda işkence, tecavüz gibi iddiaların aktörleri hemen görevden alınmalı; idari ve adli soruşturma ve süreçlerde görev başında olmamalıdır. Yargılamalar uzun süreli olmamalı ve cezasızlıkla sonuçlandırılarak, aktörlerin cesaretlendirilmesi önlenmelidir. Bu suçlarda zaman aşımı kaldırılmalıdır; tahrik, iyi hal gerekçesiyle indirim uygulanmamalıdır" diye kaydetti.

Son olarak haksız, adil olmayan insanlık dışı her uygulamanın yükselen politik muhalefeti ve artık eskisi gibi yaşamak istemeyen kitleleri kontrol altına almak için uygulandığını ifade eden Günseli, buna karşı verilecek yanıtın ezilen kitlelerin, işçi ve emekçilerin birleşik mücadelesinin örülmesiyle başarı kazanacağını belirtti.

(gc/mg)