'Erkekler de kadınlar da bebeklikten itibaren sakatlanıyor bu sistemde'

09:01

Ceren Karlıdağ/ JINHA

İZMİR - Toplumcu Psikologlar Üyesi Psikolog Burcu Ovacık bebeklikten itibaren dayatılan toplumsal cinsiyet rollerinin kadın katliamlarını artıran bir yerde durduğunu belirterek "Bu sonucun uygulayıcısı, elbette erkeklerdir. Çünkü ataerkil yapı, erkekleri heteroseksist ataerkil sistemin askeri ve kolluk kuvveti olarak yetiştirir. Kadınlar ise, sistemin misyonerleridir" dedi.

Kadınları yaşamın dışına iten, ikinci sınıf roller biçen toplumsal cinsiyet rolleri, katliam, tecavüz, şiddeti beraberinde getiriyor. "Erkekler de kadınlar da daha bebeklikten itibaren sakatlanıyor bu sistemde" diyen Psikolog Burcu Ovacık toplumsal cinsiyet rolleri ile şekillenen bireylerin ilerleyen süreçlerde nasıl bir psikolojiye sahip oldukları hakkında bilgi verdi.

'Aile kurumları, 'normal'lerini ataerki ve heteroseksizm üzerine oturtmuştur'

Biyolojik cinsiyetin bebeğin doğduğu andan itibaren sadece üreme organlarına yani fizyolojik durumuna göre onun 'kadın' ya da 'erkek' olmasını tanımlama hali olduğunu hatırlatan Burcu bir de bu durumun istisnası ( çift cinsiyetli diye bilinen) interseks bireyler olduğunu da belirterek "Cinsel kimlik, kişinin kendini kadın ya da erkek kabul etmesi demektir. Toplumsal cinsiyet rolü ise toplum tarafından, biyolojik cinsiyete bakılarak bebeğe dayatılan cinsiyet rolleridir. Toplumsal cinsiyet rollerinin belirlenmesinde heteroseksist (yani cinselliği sadece kadınlık ve erkeklik üzerinden açıklayan ve normlarını sadece karşı cinsle ilişki üzerinden kuran, iki uçlu indirgemeci yaklaşım) ve ataerkil yapının bütün kurumları devrededir. Devlet, din, eğitim, medya ve aile kurumları, 'normal'lerini ataerki ve heteroseksizm üzerine oturtmuştur. Dolayısıyla, normal dışına çıkmak, toplumsal yapıdan dışlanmak olacağından, daha bebek doğmadan aile bebeği, toplum tarafından kabul edilen normlarla yetiştirmeye hazırlanır" dedi.

'Hastalık özgürleşmeyle eş değer tutulan bir tanım'

Biyolojik cinsiyeti erkek olan çocukların narin ve kırılgan olma haklarının, sanata yatkınlıklarının, oyuncak bebeklerle oynamalarının, kız arkadaşlarıyla oyun kurma haklarının daha 3-4 yaşlarında ellerinden alındığını söyleyen Burcu onun yerine, erkek bebeklere erkeklik organıyla övünmesi, sporla uğraşması, çapkınlık yapmanın, kavga etmenin ve küfür etmenin övünç kaynağı olduğu, sert olmanın ve sert davranmanın 'erkek'liğin gereği olduğunun öğretildiğini dile getirdi. Biyolojik cinsiyeti 'kadın' olan çocukların ise, küçüklükten itibaren uyumlu, akıllı, söz dinleyen, hanım hanımcık olmaya, cinsel organını saklamaya ve ondan utanmaya itildiğini ifade eden Burcu şu bilgileri aktardı:
"Çocukluk dönemindeki masturbasyon ve yaşıtlarla kurulan cinsel oyunlar aile içinde kabul edilemez, büyük bir ayıp, günah ya da hastalık belirtisi olarak görülür ve cezası büyüktür. Buradaki hastalık tanımını biraz açalım. Egemen toplumsal yapı için hastalık özgürleşmeyle eş değer tutulan bir kullanımdır. Çocuğun cinselliğini keşfetmesi ve cinselliğiyle barışması, özgürleşmeye giden ve toplumsal ahlaka darbe indiren, muazzam bir devrimci gücü içinde barındırır.
Yılanın başı küçükken ezilir ve toplumsal ahlak, namus gibi yüceltilmiş değerler korunur."

'Evciliklere bile toplumsal cinsiyet rolleri damgasını vurur'

Bir yandan da iş yaşamına ve evlilik rollerine dair 'normal'leri çocukların içselleştirmesinin beklendiğini ifade eden Burcu "Bunun için çocuğun kendi ailesi içindeki görev dağılımını gözlemesi yeterlidir. Çocuklar çok hızlı kopyalar, modeller, içselleştirip uygular, sonuçlar kabul görüyorsa istenen davranışı yapmaya devam ederler. Evciliklere bile toplumsal cinsiyet rolleri damgasını vurur. Kutsal aile, kutsal aşk ( karşı cinsten tek bir 'doğru insan'la sonsuza dek sürecek aşk) masalları da, bütün bu toplumsal cinsiyet rollerini içselleştirmenin en dolayımsız yoludur. Çünkü çocuklar masallarla ve oyunlarla çok hızlı, doğrudan öğrenir, kahramanla özdeşim kurar ve bilgiyi sünger gibi emer" diye konuştu.


'Bu sonucun uygulayıcısı, elbette erkeklerdir'

Toplumsal cinsiyet rolüne uygun davranan çocukların sevildiğini, onaylandığını ve kabul görüldüğünü dile getiren Burcu "Uygun davranmayan çocuklar sevgiden, şefkatten, kabulden ve onaydan mahrum bırakılır, suçluluk ve utanç duygularına boğulması sağlanır ve değişip 'normal' olması amacıyla türlü şekillerde (dayakla, olumsuz beden dili mesajlarıyla, sözle, başkalarının önünde küçük düşürülerek ) cezalandırılır. Ayrımcılık ve dışlanma pratikleriyle, çocuk 'eğitilmeye' ve 'değiştirilmeye' çalışılır. Bir de cinsel yönelim çeşitliliklerini düşünürsek, 'eğitilemeyen' ve 'normal' dışı bireyleri bekleyen sonuç; tecavüz, linç ve ölümdür. Bu sonucun uygulayıcısı, elbette erkeklerdir.
Çünkü ataerkil yapı, erkekleri heteroseksist ataerkil sistemin askeri ve kolluk kuvveti olarak yetiştirir. Kadınlar ise, sistemin misyonerleridir. Bu konuda aileyi ve toplumu şekillendiren en güçlü sistem silahlarından birinin din olduğunu vurgulamak istiyorum" dedi.

'Mevcut hukuk düzenini de erkeklere göre yapılandırıyor'

Kapitalist sistemin ataerkiyle ilişkisine de değinen Burcu "Ekonomik hayata katılım konusunda ucuz iş gücüne ihtiyaç duyulduğu dönemlerde kadınların ev dışında işçi olarak çalışması destekleniyor fakat bu kadınların, örgütlenmesine ve özgürleşmelerine dair de bir çelişkiyi içinde barındırıyor. Bu nedenle kapitalist devlet, mevcut hukuk düzenini de erkeklere göre yapılandırıyor, kadınlara şiddet uygulanmasına karşı hiçbir caydırıcı yaptırım yok. Kadınların taciz edilmesinin, hapsedilmesinin, üreme makinesi olarak kullanılmasının, öldürülmesinin olağan karşılandığı bir ülkede yaşıyoruz" diye ifade etti.

'Kadın her şeye rağmen direngen ve mücadeleci bir varlık'

Bunca değersizleştirmeyle ve hiçleştirmeyle baş etmeye çalışan kadınların; her koşulda susması, sessiz kalması, biat etmesi beklenen kadınların; erkeklerin, ailenin, toplumun, devletin ve sermayenin yararına kullanılmak üzere nesneleştirilen kadınların psikolojisinin nasıl ele alınması gerektiğini de açıklayan Burcu şöyle devam etti:
"Asla mağdur ve pasif olduklarını düşünmemekle başlamaya ne dersiniz? Kadının, bütün bu tahakküm biçimlerine rağmen her zaman direngen ve mücadeleci bir varlık olduğunu unutmamakla başlayalım. Bütün örselenmelere ve kelimenin gerçek anlamıyla ölüm-kalım savaşına rağmen, yaşamla olan dönüştürücü, üretken ve yaratıcı bağını kurabildiğini defalarca deneyimlemedik mi? Fakat bütün bu özgürleşme sürecinde eğer sosyal destek ağları zayıfsa ya da yoksa, ekonomik olarak geçimini sürdürmesine olanak veren bir işi yoksa, güvenliği tehlikedeyse, ya da sorgulamaya ve değiştirmeye dair cesareti kırılmışsa, kendini güçsüz ve çaresiz hissediyorsa, yalnız kalmaktan ya da toplumdan dışlanmaktan korkuyorsa, henüz uygun koşullar o veya bu şekilde oluşmadıysa ( ve daha birçok psikolojik, politik, sosyolojik sebep sıralanabilir) ya da sorgulama, eleştirel yaklaşma gibi farkında olma halini arttıran düşünme stratejilerini kullanmıyorsa, kadınlık rollerini sürdürmeye devam eder" dedi.

'Örgütlü olmak, dayanışma ağlarının içinde olmak…'

"Erkekler de kadınlar da daha bebeklikten itibaren sakatlanıyor bu sistemde" diyen Burcu "Kadınların da erkeklerin de toplumsal cinsiyet rollerinden kurtulmaları, kolay değil. 'Bilinçlendim, artık başka bir insanım' gibi gelişmiyor maalesef süreç. Örgütlü olmak, dayanışma ağlarının içinde olmak gibi konumlanışlar, bu sorgulama, dönüşme, dönüştürme, özgürleşme, kendisini ve çevresini yeniden kurma arzusunda kadınlara, erkeklere ve LGBTİ bireylere çok iyileştirici gelen süreçler" dedi.

'Her devlet potansiyel bir kadın düşmanıdır'

Hukuk düzeninin tamamen tecavüzcüyü, tacizciyi, katili korumaya ve hatta bırakın caydırıcılığı; özendirmeye dönük bir düzen olduğunu belirten Burcu "Her erkek potansiyel bir kadın düşmanıdır' diyemeyiz elbette. Fakat kapitalist ve/ veya ataerkil ülkeler için 'her devlet potansiyel bir kadın düşmanıdır' diyebiliriz" diye konuştu.

(gc)