‘Kürdüm, Kadınım, Kızılbaşım’

09:24

 


Derya Ceylan- Mizgin Tabu /JINHA


AMED- Kerbela'dan başlayan, Selçuklu'larla, Osmanlı'larla ve Cumhuriyet dönemiyle devam eden Alevi katliamlarının bu gün halen izlerinin farklı boyutlarda devam ettiğine dikkat çeken Diyarbakır Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yöneticisi Nurşen Akbal, Cami-Cem Evi Projesi’nin, Yavuz Sultan Selim adı verilen 3’ncü boğaz köprüsünün Alevilere yönelik zihniyetin değişmediğinin bir göstergesi olduğunu söyleyerek, “Alevilere yönelik zihniyet değişmemiştir. Ancak biz kadınlar 3 yönlü yargılanıyoruz. Ben Kürdüm, kadınım, kızılbaşım. Hem Kürt olduğum için, hem kadın olduğum için ve hem de Kızılbaş olduğum için 3 yönlü yargılanıyorum” dedi.


Alevilerin bugüne kadar yaşadığı katliamların başında gelen Dersim Katliamı’nda (1937) 13 bin 160 Alevi yaşamını yitirdi. 11 bin 818 alevi sürgün edildi. 1978 yılında Maraş ve Çorum katliamlarının ard arda yaşanması sonucunda yüzlerce Alevi yaşamını yitirdi. Sivas’ta bulunan Madımak Oteli’nin yakılması üzerine çoğu Alevi olan 33 yazar, ozan ve düşünür ile iki otel çalışanı hayatını kaybetti. İstanbul Gazi Mahallesi’nde ise Alevilere ait işyerlerine yönelik saldırılar sonucu bir kişi hayatını kaybetti 25 kişi yaralandı. 12 Mart 1995 yılında yaşanan Gazi Mahallesi olayları mahallenin tamamına yayıldı. En son İstanbul'da temeli atılan 3'üncü boğaz köprüsüne ''Yavuz Sultan Selim” adının verilmesine Aleviler tepki gösterdi. Alevi yurttaşlar, Yavuz Sultan Selim adının Aleviler için gözyaşı, kan ve katliam olduğunu belirterek, Yavuz Sultan Selim’in Anadolu'nun yarısına yakınını oluşturan Alevilere karşı yapılan imha politikasının sembolü olduğunu belirtti.


‘Kadınlar tecavüze uğramamak için Munzur’a atladı’


Diyarbakır Pir Sultan Abdal Derneği Yöneticisi Nurşen Akbal, “Benim üç yönlü canım yanıyor. Kürdüm, Kadınım, Kızılbaşım. Devlet bizi üç yönlü yargılıyor” dedi. Türkiye’de iki önemli sorunun olduğuna dikkat çeken Nurşen, bunların Alevi ve Kürt sorunu olduğunu söyledi. Nurşen, “Kürt sorununun 30-40 yıla dayandığını, Alevi sorunun ise Hazreti Ali’den bu yana gelen bir sorun olduğunu kaydetti. Nurşen, “Hazreti Ali öldükten sonra aynı mezhepten olan insanlar arasında ayrım yapılmaya başlandı. Osmanlı döneminde Yavuz Sultan Selim on binlerce Alevi’yi katletti. Buna mecbur kaldı deniliyor. Bir padişah nasıl mecbur kalıyor da bir soyu tüketmeye çalışıyor?” dedi. Dersim Katliamı’nı hatırlatan Nurşen, “Seyit Rıza idam edilince Dersim’deki kadınların konumu farklı oldu. Eşleri idam edilen kadınlar, kendilerine tecavüz edilmesin diye Seyit Rıza’nın eşiyle el ele tutuşup Munzur’da kendilerini suya atarak, intihar etti. Buna benzer binlerce kadın intihar etti” diye konuştu.


‘İnsanlar diri diri yakıldı’


Ramazan ayında sahur vakti Alevilerin kapısının özellikle çalındığına işaret eden Nurşen, diretmelerin olmadığı bir dünyada yaşamak istediğini vurguladı. Malatya, Çorum,  Maraş’ta yaşanan ve en son Sivas Madımak Oteli’nde insanların diri diri yakıldığını söyleyen Nurşen, dönemin hükümeti DYP-SHP koalisyonun sessiz kaldığına değinerek, “AKP hükümetinin Alevi katliamının faillerine ilişkin araştırma yapıyor. Sen şimdi bunu niye araştırıyorsun? Sen şimdiki olayları çöz” diye hükümete seslendi.


‘İki ibadethane bir yerde olabilir mi?’


Demokratikleşme paketinde Alevilerle ilgili hiçbir maddenin olmadığını dile getiren Nurşen,  Alevilerle ilgili Nevşehir Üniversitesi’nin adının Hacı Bektaşi Veli Üniversitesi olarak değiştirilmesinin Başbakana lüks gibi geldiğini söyleyerek, “Sen onu yapsan ne olur yapmasan ne olur. Cem Vakfı’nın Onursal Başkanı İzzetin Doğan Fettullah Gülen’le bir olarak, Cami’yi Cem evini iç içe koyuyor. Bu hangi zihniyete sığıyor. İki ibadethane bir yerde olabilir mi? Bir yandan imam, bir yandan dede bu nasıl bir şey?” diye sordu. Romanların yaşadığı sorunlara da değinen Nurşen, “AKP hükümeti Romanları kendi yerlerinden alıp İstanbul’da TOKİ konutlarına taşıdı. Sen onları toplu konutlara taşıdın. İş olmayınca ne oldu? Romanlar dilencilik, hırsızlık ve yankesicilik yapmaya başladı. Sen onları TOKİ’ye taşıyacağına iş ver, ekmek ver” sözlerini ifade etti.


‘Öcalan’ı Kürt halkının Önderi olarak kabul etmek zorundasınız’


Bölgede yaşanan 30 yıllık çatışmalı sürece değinen Nurşen, yaşanan çatışmalarla birlikte çok büyük acıların yaşadığına dikkat çekerek, şunları belirtti:


 “Nasıl ki, Mustafa Kemal Atatürk’ü Türk milletinin Önderi olarak kabul ediyorsanız PKK Lideri Sayın Abdullah Öcalan’ı da Kürt halk Önderi olarak kabul etmek zorundasınız. O da Kürt halk Önderidir. Kürtlerin sorunlarına çözüm getirebilmek, bu savaşa son vermek için liderine kulak vermek zorundasınız. Çünkü on binlerce insan boşuna ölmedi. Dağda savaşılıyor. İçerde bir yığın tutuklular var. Bunlar boşuna mı cezaevine girdi. Bu süreçte herkesin birlik ve beraberlik içinde olmasını, özellikle seçim döneminde herkesin sağduyulu olmasını istiyorum. Mutlaka cem evlerinin ibadethaneye dönüştürülmesi diyanetin ve zorunlu din dersinin kaldırılmasını istiyorum. Cami nasıl ibadet yeri ise cem evi de öyledir.”


(mt/dc/mg)