Süheyla Demir: Evrim hastanede bile slogan atıyordu
09:52
Şehriban Aslan-Nişmeye Güler / JINHA
MUŞ - Muş'un Bulanık ilçesinde 14 Temmuz 2011 yılında bedenini ateşe veren Evrim Demir, mektubunda eylemini 1982'de Diyarbakır Cezaevi'nde ölüm orucunda yaşamını yitirenler için yaptığını yazmıştı. Yaşamını yitirmesinin üzerinden 4 yıl geçen Evrim'i annesi anlattı.
Muş'un Bulanık ilçesinde yaşayan 16 yaşındaki Evrim Demir, 14 Temmuz 2011'de evinin bahçesinde bedenini ateşe verdi. Evrim bıraktığı mektubunda, 14 Temmuz 1982 yılında Diyarbakır Cezaevi'nde girdikleri ölüm orucu direnişinde yaşamını yitiren Kemal Pir, Hayri Durmuş, Ali Çiçek, Akif Yılmaz anısına bu eylem gerçekleştirdiğini yazdı.
PKK'ye katılmak isteyen Evrim hem yaşı hem de gözlerindeki rahatsızlık nedeniyle mücadelesini genç kadın olarak Muş'ta gençlik örgütlenmelerinde yürüttü. Evrim'in 15 Şubat 2011'de Diyarbakır'da Dicle nehri kenarında bedenini ateşe veren Mustafa Malçok'tan çok etkilendiğini vurgulayan annesi Süheyla Demir, "Televizyonda Mustafa Malçok'un haberlerini gördükçe hırslanıyordu. Kızıyordum Evrim'e 'neden böyle yapıyorsun' diyordum, o da bana, 'ben bu yola baş koydum ne yaparsam yaparım diyordu' öyle deyince bir şey diyemiyordum" dedi.
'Ben bu yola baş koydum'
Evrim'i anlatan annesi Süheyla Demir, Evrim'in çocukluğunda çok sessiz ve derslerinde çok başarılı olduğunu söyledi. Evrim'in evde sürekli PKK'den bahsettiğini ve gençlik çalışmalarında yer aldığını ifade eden Süheyla, "Elinden kitap düşmezdi, sık sık kitap okurdu. Evrim'im dağa gitme aşkıyla yanıp tutuşuyordu. Hayatta ki en büyük isteği dağa gitmekti. Fakat gözlerinde ki sorundan dolayı onu gerilla saflarına almadılar, o da buradaki çalışmalara katıldı" sözlerini kullandı.
'Sana mektup yazıyorum'
Eylemini gerçekleştirdiği gün Evrim'in çarşıya gidip tiner aldığını fakat kendisine dershaneye kitaplarını almaya gittiğini söylediğini anlatan Süheyla, kızının eylem için hazırlık yaptığını ama kendisinin bunu hiç fark etmediğini dile getirdi. Eylemini gerçekleştirdiği gün hep beraber olduklarını dile getiren Süheyla, "Evrim televizyon izliyordu. Elinde bir kâğıt vardı, kâğıda sürekli bir şeyler yazıyordu. Ne yazıyorsun diye sorduğumda gülerek, 'Sana mektup yazıyorum' dedi. Benim de okuma yazmam olmadığı için ne yazdığını anlamadım. Gece yatacağını söyledi, ben de birlikte yatalım dediğimde izin vermedi. Tek başına odasına gitti" şeklinde konuştu.
'Hastanede slogan atıyordu'
Eşinin uyumadan önce bahçeye çıktığını ve bahçeye çıkar çıkmaz kendisini çağırdığını söyleyen Süheyla, "Hemen dışarı çıktım. Eşim bana bir kadının öldürülerek bahçeye atıldığını söyledi. Aklımıza hiçbir şekilde Evrim'in pencereden atlayıp bahçede kendisini yakacağı gelmemişti. Bahçede ilerledikçe ağaçların altında inleyen birisini gördük. Yanına gittiğimde Evrim olduğunu gördüm. Beni gördüğünde ilk olarak su istedi. İçeri su almaya gittim yolumu şaşırdım, ne yapacağımı bilmiyordum. Su vermeye gittiğimde parmaklarını kaldırarak, 'Biji Serok Apo' diyordu. Arabayla acilen hastaneye götürdük, tüm vücudu yanmıştı. Hastanenin içinde bile slogan atıyordu. Hastanedekiler bize 'kurtulabilir' dedi. İçeri girip, kızımı görmek istiyordum fakat polis içeri girmeme izin vermedi" dedi.
'Barıştan başka derdimiz yok'
Anne olarak kızını kaybettiğinden dolayı acı çektiğini ancak barış isteğinde ısrarcı olduğunu belirten Süheyla, "Yeter artık, evlatlarımız daha ne kadar hayatını kaybedecek. Devlet bu coğrafyada gözünden yaş akmadık bir kadın bırakmadı. Barış istememize rağmen bu çektiklerimiz nedir? Kürtlerin daha ne kadar acı çekmesi gerekiyor? Tek derdimiz barış, barıştan başka derdimiz yok" diye konuştu.
(gc)

