'Bir mezarı olsun çocuklarımızın'
13:12
JINHA
AMED/ŞIRNEX - Kayıp yakınları Diyarbakır ve Şırnak'ta adalet arayışını sürdürdü. Yıllardır kayıplarını ararken hiçbir bayramı yaşayamadıklarını belirten anneler, artık bayramlarda çocuklarının mezarlarına gitmek istediklerini dile getirdi.
İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınlarının "Kayıplar bulunsun failler yargılansın" sloganı ile her hafta Koşuyolu Parkı Yaşam Anıtı önünde düzenlediği oturma eyleminin 336'ncısı gerçekleştirildi. Kayıpların fotoğraflarının taşındığı eyleme, İHD Diyarbakır Şubesi yönetici ve üyeleri, Barış Anneleri Meclisi üyeleri, TUHAD-DER, MEYA-DER ve kayıp yakınları katıldı.
Eylemde konuşma yapan İHD Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici, kayıpların faillerin korunduğunu dile getirdi. Annelerle birlikte adalet arayışlarının devam ettiğini dile getiren Raci, failler yargılanana kadar mücadele edeceklerini vurguladı.
'Katliamların kimlerin yaptığı biliniyor'
Katliamların kimler tarafından ve nasıl yapıldığın devletin kendi arşivinde saklı olduğunu söyleyen Raci " Bizler de bu cinayetleri kimlerin yaptığını biliyoruz bizim de arşivlerimizde var. Bu ülkede Ortadoğu'da özellikle Kürdistan'da onurlu barışın gerçekleşmesi için bu belgelerle, bu kayıplarla geçmişte yaşanan vahşetten yüzleşmekten geçer" dedi.
'Bizler hiçbir bayramı yaşayamadık'
"Bizler yıllar onlarca bayramı burada geçirdik" diyen Raci, devletin bayramları Kürtlere zehir ettiğini söyledi. Raci: "Bizler hiçbir bayramı yaşamadık. Bizlerin hiçbir günü sevinçli geçmedi. Bize bayramı zehir edenler İslami değerlerden bahsediyorlar ve biz onları izlerken sadece acıyoruz çünkü hiçbir değerden nasiplerini almamışlar. Annelerin gözyaşlarını anlamamışlar. Kayıpların acılarını hissetmemişler" dedi.
Raci Bilici'nin konuşmasının ardından söz alan anneler kayıp çocuklarının kemiklerini istediklerini söyledi. Diyarbakır'da 1997 yılında Anneler Günü'nde özel harekat timleri tarafından katledilen PKK'li Fahrettin Doğan'ı annesi Hayriye Doğan söz alarak, PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın ve cezaevindeki tutsakların bayramını kutladı. Hayriye, "Bu kadar kayıplarımız var bu kayıplarımızın kemiklerini istiyoruz. Biz katillerin kim olduğunu biliyoruz. 5 yıldır burada kemiklerimiz için oturuyoruz" dedi.
'Artık kayıplarımız bulunsun'
Barış Anneleri Meclisi adına konuşma yapan Hava Kıran,"Anneler 6 yıldır çocuklarının kemiklerini bulmak için burada eylem yapıyorlar. Bir mezarları olsun bayram akşamları çocuklarının mezar başına gidip kalplerindeki acıyı temizlemek istiyor. Biz anneler olarak devlete sesleniyoruz artık kayıplarımız bulunsun ve hediye olarak bize verilsin" dedi.
Dayikên Şemiyê 343. kez adelet istedi
Şırnak'ın Cizre ilçesinde "Kayıplar bulunsun failler yargılansın" şiarıyla her hafta eylem yapan Dayıkên Şemiyê, 343'üncü kez Sanat Sokağı'nda bir araya geldi. Kaybedilen yakınlarının fotoğraflarını taşıyan kayıp yakınları, bu hafta Süleyman Durgut'un hikayesini anlattı. 1994'de polisler tarafından gözaltına alınarak katledilen Süleyman Durgut'un hikayesini MEYA-DER Cizre Yöneticisi Veysi Durgut anlattı. 1994 yılının Nisan ayında Süleyman Durgut ve kardeşi Abdurrahman Durgut işten eve dönerken yollarının JİTEM elemanları olarak bilinen ve kod adı Ramazan Hoca ve Cabbar olan kişiler tarafından kesildiğini belirten Veysi Durgut, "Ellerinde tüfekle İki kardeşi ara sokağa doğru sürüklerler. Süleyman Durgut'u tekmeleyerek, kafasına tüfeği dayayıp araca bindirirler. Süleyman Durgut gece boyunca eve gelmez, sabah darp edilmiş halde eve döner. Üzerinde sadece yırtık bir atlet vardır. 1994 yılının Haziran ayında bu kez JİTEM ekibinde yer alan kod adın Bedran olarak bilinen Adem Yakin ve yanındaki resmi üniformalı polisler tarafından tekrar gözaltına alınır" diye anlattı.
'Beyaz Toros'a bindirildi'
Yaklaşık yirmi gün gözaltında tutulan Süleyman Durgut'un, savcılık ifadesinin ardından serbest bırakıldığını ve maruz kaldığı ağır işkencelerden dolayı dişlerinin döküldüğünü dile getiren Veysi, "Ağzındaki dişler sökülmüş, bir gözünde büyük hasar meydana gelmişti. Özellikle Cabbar isimli kişinin kendisine çok işkence yaptığını söyledi" ifadesinde bulundu. 14 Temmuz 1994'te sabah saatlerinde Süleyman'ın Durgut'un ailesine JİTEM gözetiminize polislerin baskın yaptığını söyleyen Veysi, "Ramazan Hoca ve Cabbar olarak tanınan JİTEM elemanları polislerin baskınıyla birlikte eve girdiler ve damda uyuyan Süleyman Durgut'u kolundan tutup dışarı götürdüler. Süleyman Durgut'un arkasından dışarı çıkan ailesi onun beyaz Toros marka bir araca bindirildiğini gördü. Abdurrahman Durgut, aynı gün ağabeyini sormak için emniyete gitti. Ancak emniyettekiler ona kimseyi almadıklarını söyledi" diye anlattı.
Süleyman Durgut gözaltına alındıktan bir gün sonra İdil'e bağlı Herbak köyünde bir cenaze bulunduğu haberi üzerine Durgut ailesinin köye gittiğini ve söz konusu kişinin Süleyman olduğunun anlaşıldığını dile getiren Veysi, "Köyün imamı defnettikleri kişinin gömleğini aileye gösterince, bu kişinin Süleyman Durgut olduğunu anlaşıldı. İdil ilçesine bağlı Camili (Mizgeftok) köyün yolunun 50 metre kenarında köylüler tarafından bulunan cesette Jandarma tarafından yapılan otopsi tutanağına göre, 'vücudunun çeşitli yerlerine isabet etmiş 10 adet kurşun ve olay yerinde 30 adet boş kovanın bulunduğu ifade edilmiş, yakın mesafeden üzerine açılan ateş sonucu öldürüldüğü belirtilmiştir' dendi. Jandarma'nın yaptığı otopsinin ardından cesedin köyde defnedilmesini istemesi ile cesedin köylüler tarafından köyde defnedildiği" diye konuştu.
Ardından konuşan İHD üyesi Abdulkerim Pusat ise failler ve katledilenlerin belli olduğunu; ancak adaletin yerini bulmadığını söyledi.
Açıklama 5 dakikalık oturma eylemi ile son buldu.
(do/gc)

