İstanbul Sözleşmesi yürürlüğe gireli bir yıl oldu ama...

09:06

JINHA

İSTANBUL - Kadın haklarını korumaya yönelik uluslararası alanda en geniş sözleşme olarak bilinen İstanbul Sözleşmesi yürürlüğe gireli bir yıl oldu. Avukatı Selin Nakıpoğlu, "Türkiye sürekli 'ilk imzacıyız' diye propaganda yapıyor ama sözleşmeye dair hiçbir şey yapılmadı. Her şeyi değiştireceğini beklemiyordu. Fakat hiç yokmuş gibide davranılmasına izin veremeyiz" dedi.

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, uluslararası bir sözleşme olmak ile beraber İstanbul'da imzalandığı için İstanbul Sözleşmesi olarak bilinmekte. Sözleşmeye ilk imza veren ülkelerden olan Türkiye üzerinden bir yıl geçen sözleşmeye ilişkin bir arpa boyu yol almadı. SFK üyesi ve Mor Çatı Avukatı Selin Nakıpoğlu, İstanbul Sözleşmesi metninin bu koşullarda en ileri metin olarak karşımıza çıktığı vurgusunu yaptı. Türkiye'nin "ilk imzacısıyız" diyerek tanıttığı bu sözleşmenin ayrıntılarını internet ve basın yoluyla yapılan propagandalardan takip edildiğini dile getiren Selin, sözleşmeye dair yapılan propagandalara rağmen uygulama konusunda hiçbir şey yapılmadığını kaydetti.

Yargıda ikincil mağduriyet

Selin, İstanbul Sözleşmesi'nin toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığın hem sonucu hem de bir sebebi olarak tanımlamasından bahsederek, "Cinsel yönelim ve cinsel kimlik ibarelerini barındıran ilk uluslararası sözleşme ve hayatta karşılaşacağımız sorunlar için önümüze çok önemli hususlara ilişkin çözümler getiriyor" ifadelerinde bulundu. İstanbul Sözleşmesi'nin değindiği konulara vurgu yaparak bu konuları cinsel kriz merkezlerinin kurulması, Alo Şiddet hattının kurulması, sığınakların özellikleri ve en önemlisi şiddete maruz kalan kadınların ikincil mağduriyetlerini önleme hususu olarak sıraladı. Selin, ikincil mağduriyetleri açıklarken, "Kadın şiddete maruz kalıyor, karakola gidiyor ve burada polisin tavırları sebebiyle, adliyede savcının tutumu nedeniyle ve hakimin yaklaşımı sebebiyle ikincil mağduriyetler yaşıyor" ifadelerini kullandı.

'Bu sözleşmenin her zaman takipçisiyiz'

Selin, 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi'nden beklentilerini "iç hukuk metinlerinin sözleşmeye göre uyarlanması" olarak tanımlarken, usulüne göre yürürlüğe girmiş uluslararası sözleşmelerin kanun hükmünde olduğunun altını çizdi. Selin, İstanbul Sözleşmesi'nin 8 Mart 2012'de sözüm ona kadınlara 8 Mart hediyesi olarak verilen 6284 sayılı yasayla uyumu olmadığına dikkat çekerek, gereken düzenlemelerin yapılmadığını belirtti. 2010 senesinde dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan'ın "kadın-erkek eşit değildir" dediği sözlerine dikkat çeken Selin, bu söylemlerle devletin tüm kurumlarının ve toplumun her kesiminin algısını şekillendirmeye çalıştığını ifade etti.Selin, Türkiye'nin ilk imzacısı olduğu bu sözleşmenin "sihirli bir değnek gibi" her şeyi değiştireceğini beklemediklerini söyleyerek, " Sözleşmenin her şeyi değiştireceğini beklemiyorduk zaten. Öyle olmayacağını biliyorduk. Fakat hiç yokmuş gibi davranmaları benim açımdan da şaşırtıcı oldu bu süreçte. Ama biz bu sözleşmenin her zaman takipçisiyiz" diye konuştu.

'İstanbul Sözleşmesi bizim için çok önemli bir metindir'

İstanbul Sözleşmesi'ni kanun hükmünde bir sözleşme olduğun işaret eden Selin, "Hükümet buna ilişkin yasal düzenleme yapsın yapmasın bu sözleşme kanun hükmündedir. Ve bu bizim için çok önemli bir metindir" dedi. Selin, sözleşmenin amacını kadınları her türlü şiddetten korumak, kadına yönelik şiddeti önlemek ve ortadan kaldırmak, kapsamlı şekilde politikalar üretip önlemler almak ve bütüncül bir politika sergilemek olarak tanımlayarak, şiddetin türlerinin fiziksel şiddet dışında cinsel, sosyal, psikolojik, ekonomik ve dijital şiddet olduğu bilgisini paylaştı. Sözleşmenin toplumsal cinsiyet rollerine ve davranışlarına ilişkin tanımlamalar getirdiğini belirten Selin, İstanbul Sözleşmesi'nde yer alan bir maddenin 18 yaş altı çocukların da kadın olarak nitelendirilmesi ile ilgili bir madde olduğunu söyledi. Selin, özel sektör ve medyada kullanılan dilin de İstanbul Sözleşmesi ile takip edildiğini dile getirerek, özel sektörde çalışan kadınların mağduriyetlerinden ve aynı zamanda medyada kullanılan pornografik dile de vurgu yaptı.

'TDK kelimeleri tanımlarken cinsiyetçi dil kullanıyor'

Devletin şiddetten önceki evrede yapması gerekenin kadını koruması olduğunu belirten Selin, bu sistemin Türkiye'de işlemediğine dikkat çekti. Selin, İstanbul Sözleşmesi kapsamında sığınakların iyileştirilmesinin, telefon yardım hatlarının işlerliğinin arttırılmasının ve cinsel şiddete maruz kalmış kadınlar için destek verilmesinin gerekliliğini dile getirerek, maddi hukuka ilişkin belli hususların da sözleşme içerisinde yer aldığını bildirdi. Kurumların cinsiyetçi söylem içeren dillerinden bahseden Selin, bu kurumlara örnek olarak TDK'yi gösterdi. Selin, TDK'nin yaklaşık 10 tane kelimenin tanımlamalarında kadınlar ile ilgili ayrımcılık içeren ifadelerin olduğuna değinerek, "Bir sözcük veriyor, altına dört anlam veriyor ve bu anlamlardan birinde de kadına yönelik ayrımcılık içeren anlam oluyor. Buna ilişkin olarak biz bir takım avukat hukuki süreç başlattık. Fakat TDK bize bu kelimelerin Anadolu'da kullanıldığını ve bir problem olmadığını söyledi" diyerek bilgilendirmede bulundu.

İstanbul Sözleşmesi'ni hayata geçirmek için avukatların çok çaba sarf ettiklerine dikkat çeken Selin, sözleşmenin işlerliği ile ilgili konuların takipçisi olacaklarını belirtti. Selin, hükümetin İstanbul Sözleşmesi'nin 'ilk imzacısıyız' diyerek yaptıkları propagandaların sonucunda ne yaptığını sorarak, " Bunun cevabını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı'ndan kendi adıma rica ediyorum" dedi.

(en-fm/fk)