'Meclisten barış için bir kadın deklarasyonu çıkabilmeli'

15:21

JINHA

HEBER MERKEZİ - Yrd. Doç. Nazan Üstündağ, "Meclis içinde kadınların birleşememesi önemli bir sorun. Yani keşke meclisten barış için bir kadın deklarasyonu çıkabilse. Aynı şekilde savaşa rağmen gerilla kadınlar ve Türkiyeli kadınlar bazı barış prensiplerinde anlaşabilir ve bunu yürürlüğe koyabilirler" dedi.

Evrensel'den Sevda Karaca'nın sorularını yanıtlayan, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Nazan Üstündağ gündemdeki konuları ve son siyasal gelişmeleri, kadınların içinde bulunulan süreçte yapması gerekenleri değerlendirdi. Çözüm sürecine ilişkin değerlendirmede bulunan Nazan, "Bir yanıyla, evet, çözüm süreci bitti. Yani eski şekliyle eski şartlar ve aktörlerle yürümesi eskiye dönülmesi mümkün gözükmüyor. Bu savaşın aslında HDP'ye açıldığına dair analizlere katılıyorum. Yani HDP olmasaydı belki süreç sürerdi. Ancak HDP'nin sürecin baş aktörü olma ihtimali, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin meşru ve güçlenerek sivil yaşamda süreme ihtimali ve bunun kazanarak AKP'nin yolsuzluklarını ve derin ilişkilerini ifşa etme ihtimali zıvanadan çıkarttı hükümeti" dedi. Dünyada başlayıp devam etmeyen hiçbir sürecin olmadığını belirten Nazan, "Savaş bir kez çıktıktan sonra bir şekilde sivillerin, halkın kazanmasıyla sonuçlanmalı. Örgüt ve devlet arasında pat hali olabilir, bir daha fazla kayıp verebilir. Ama mesele demokrasi ve özgürlük güçlerinin boyun eğmemesi, kazanmasıdır ki muhataplık, talepler, ittifaklar bu minvalde olsun" diye konuştu.

'90'lara geri dönüldü, devlet derin bir yapılanma içerisinde'

Nazan, 90'lara geri dönüldüğünü ve devletin derin bir yapılanma içerisinde olduğunu ifade ederek, "80'lerin derin devlet yapılanması Kıbrıs çıkarmasından, 90'larınki Balkanlar karmaşasından beslenmişti. Aynı şey bugün Suriye üzerinden oluyor. Aynı şekilde güçsüzleşmiş bir iktidarın iktidar kazanmak için totaliterleşmesi, hiç bir kimsenin ölümünün aydınlatılmaması, Kürdistan coğrafyasının istibdad ve şiddet rejimiyle diğer yerlerden koparılması, aynı şekilde Gazi, Okmeydanı gibi bazı mahallelerin aynı kopartmaya maruz kalması... Savaşın tam da işçi ve kadın mücadelelerinin büyüdüğü bir döneme denk gelmesi. Bunlar benzer yanlar" diye konuştu. Bu sefer ortak mücadele için daha oturaklı ve kalıcı kurumlar oluşturduklarını belirten Nazan, " Mücadele araçlarının daha toplumsallaşmış olduğunu düşünüyorum. Uluslararası alanda en azından muhaliflerle daha kapsamlı ittifaklarımız olduğunu düşünüyorum" dedi.

'Şuanda Kürt kadın hareketi çok güçlü'

Savaşı kadınlar açısından değerlendiren Nazan, "Kadınlar açısından durum çok kritik. Savaş kadınlar açısından da yıkıcı ama bundan daha önemlisi kadın sözünün duyulmaz, varlığının görülmez olduğu kışkırtılmış erkekliğin kadınlara da, saldırdığı onları hiçe saydığı bir dönem. Bakın siyasetçiler arasında en çok kadınlardan hoşlanılmıyor. Gündelik hayatta da başka grupları susturmaya, acıtmaya yönelik tüm meşrulaşmış duygu birikimleri aynı şekilde kadınların üstüne boca edilir. Önce onlara had bildirilir. Önce onlar harcanır. Buna karşı birlik olmamız, uyanık olmamız gerek. Bu deneyim var zaten kadın hareketlerinde. Şu da unutulmamalı, şu an özellikle Kürt kadın hareketi çok güçlü ve Türkiye'de ciddi ittifakları var. Şunu iyi anlamak lazım, biz barış gelsin derken bunu analar evlatlarını kaybetmesin, kan akmasın diye demiyoruz sadece. Bize yer açılsın, sesimiz duyulsun, mücadelemizi sürdürecek zemin olsun diye de söylüyoruz. Barış derken kadınların vicdanlarından çok, çıkarlarını savunuyoruz.

'Susturma ve yok saymanın doğallaştığı bir döneme gireceğiz'

Savaşın Ortadoğu ve dünya kadınları için nasıl bir etkisi olacağını değerlendiren Nazan, "Elbette sadece kadınlar için değil herkes için korkunç olacak. Ancak her kaostan ümit devşirmek de gerek. Denenmemiş yaratıcı cesur yollar, uzun dönemli ittifaklar, mutabakatlar, devletsiz çözümler bulmak için de bir fırsat var önümüzde. Kesin olan, zaten Türk erkekliğinin -ağlamaları, çıkışları, aşağılamaları, kararsızlıkları, dayılanmaları ve sonra geri basmaları ile- tüm semptomlarının vücut bulduğu Bülent Arınç kimliğinden de gördüğümüz gibi kadınları susturmanın, yok saymanın doğallaştığı bir döneme gireceğiz. Buna karşı durmak gerek" dedi.

Nazan bu tam da bu noktada kadınların ne yapması gerektiğini dile getirerek, "Bu ancak laik-Müslüman-Alevi-Türk-Kürt tüm kadınların mücadelesiyle ve ev içi mücadelesi, demokrasi mücadelesi ve barış mücadelesini bir arada örerek olur. Bu örmenin yanı sıra bunu görünür kılan cesaretli, toplumsal eylemler, eyleyişler gerek. Her alanı bir kadın, barış ve demokrasi mücadele alanına dönüştürmek gerek. Gerilla kadınlarla biz sivillerin birbirimize uzanmamız, birlikte karar verebildiğimiz yapılar kurmamız, mecliste keza, emek alanında keza gerek. Müslüman kadınların IŞİD konusundaki düşüncelerini merak ediyorum mesela. IŞİD'e kadın katılımının çok olduğunu duyuyoruz. Bunu anlamadan Ortadoğu da büyük bir kadın cephesi nasıl kurulur sorusuna tam da cevap veremeyebiliriz. Gene de bunların hepsi yapılabilir şeyler. Özellikle tam da her şeyin değiştiği dengelerin değiştiği bu tür dönemlerde" diye konuştu.

'Suruç katlimının devletten bağımsız değil'

Suruç katliamını da ele alan Nazan, bunun devletten ya da devletin belli bazı kurum ve aktörlerinden bağımsız gerçekleşebileceğini sanmadığını ifade etti. Nazan, "Dink suikastına, Diyarbakır mitingi bombalamasına, Reyhanlı katliamına çok benzer karakteristikler var. Ne yazık ki gene bunlar gibi karanlıkta kalacak bir katliam olma ihtimali kuvvetli. Ancak tarih özellikle Türkiye tarihi bize bu tür katliamların rastlantısal olmadığını gösteriyor. Diyelim ki rastlantısal. Bu dahi şu gerçeği değiştirmez. Türkiye'nin içinde bulunduğu gerilim, polisin sola, Kürtlere, gençlere duyduğu öfke, IŞİD ve diğer grupların Türkiye'de rahatlıkla gezinmeleri, sınırların silah ve militan geçişine açık olması, Kürt bölgelerinde Adıyaman gibi yerlerdeki radikal İslami örgütlenmelerin özellikle cemaat sonrası dönemde yaygınlaşması ve kontrolsüzleşmesi, devlet ve hükümet yetkililerinin sürekli olarak hedef gösterici konuşmalar yapması; tüm bunlar belli kesimler için ciddi bir savunmasızlık ve güvensizlik ortamı oluşturuyor. Suruç katliamı planlı değilse dahi bu atmosferin ürünüdür" ifadelerini kullandı. Nazan bu konunun devamında ise, "Aynı şekilde olay gerçekleştirildikten sonra bizlerin duyduğu öfke de ancak HDP'nin seçimlerde maruz kaldığı saldırılar, Kobane olayları, Kobane katliamı, barış sürecinin sürekli yokuşa sürülmesi ve nefret nesnesi olarak resmedilmemizle beraber açıklanabilir. Yani katliamın olması ve böylece bu katliamın süreci bitirmesine yönelik tüm duygular, akıl yürütmeler hazırdı zaten" dedi.

'Kadınlar toplumsallaşarak birçok şey yapabilir'

Kadınların barış için ne yapması gerektiği sorusuna ise Nazan, "Çok şey yapabilirler. Ama bunu ancak toplumsallaşarak yapabilirler. Kürt kadınları zaten her gün yapıyor. Canlı kalkan olarak, savaş sahalarına yürüyerek, cenazelerine sahip çıkarak. Barış İçin Kadın Girişimi de yapmaya çalışıyor. Ancak meclis içinde kadınların birleşememesi önemli bir sorun. Yani keşke meclisten barış için bir kadın deklarasyonu çıkabilse. Aynı şekilde savaşa rağmen gerilla kadınlar ve Türkiyeli kadınlar bazı barış prensiplerinde anlaşabilir ve bunu yürürlüğe koyabilirler. Ancak bu tam bir eşitlik içinde gerçekleşir ve taraflar mutabakatı önceleyebilirlerse olur. Yani birbirlerine dayatmalarda bulunmazlarsa. Bunun gerçekleştiği örnek Burundi'de, Guatemala'da kısmen İrlanda'da var. Yani sadece barış istemek yeterli değil. Barışın politikası konusunda ortaklaşmak da gerek" dedi.

Nazan ayrıca Afrika'da kadınların erkeklere rağmen mutabakata vararak ortak hareket ettiğini ve taslak anlaşmalarla ortaya çıktığı örnekleri var olduğunu da dile getirdi.

(şg/fk)