Hevsel bahçeleri HES tehlikesi ile karşı karşıya!
08:46
Derya Ceylan - Zehra Doğan / JINHA
AMED - Tarihi köprüsü, ekolojik doğası ve Hevsel bahçeleriyle Diyarbakır’ın gözbebeği olan Dicle Vadisi, HES ve yapı imar projeleriyle yok olma tehlikesinde. Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzaj Alanı Denetimi Başkanı Nevin Soyukaya, Diyarbakır kalesi ve Hevsel bahçelerini UNESCO’ya sunarak, kültür mirası olması çabası içerisinde olduklarını ancak imar ve HES projelerinin buna ket vurduğunu belirtti.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın Dicle Vadisi’ni "Yapı Rezerv Alanı" olarak ilan etmesiyle beraber tarihi Hevsel bahçeleri üç yıl önce imara açıldı. İmar projesiyle beraber tahribata uğrayan Hevsel, hidroelektrik santral (HES) projesinin hayata geçmesiyle tamamen yok olacak. Dicle Vadisi'nde yapılması planlanan HES'lerden biri Hantepe Köyü civarında, diğeri Bismil, üçüncüsü ise yeni ulaşıma açılan Bağıvar Köprüsü civarında yapılacak. Bağıvar Köprüsü civarında yapılacak olan HES'in biriktirdiği sular tarihi On Gözlü Köprü’ye kadar şişmesi de beklenirken buna tepki gösteren yurttaşlar Dicle Nehri’ne herhangi bir müdahalenin yapılmasını istemiyor. Dicle Vadisi üzerinde yapılması planlanan projelerin iptal edilmesi ve yeniden gözden geçirilmesi için Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin çaba sarf ettiğini söyleyen Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzaj Alanı Denetimi Başkanı Arkeolog Nevin Soyukaya, “Biz, Dicle Vadisi’nin UNESCO’ya girmesi için çaba içindeyken, bakanlığın bu planlaması bizi şaşırttı” dedi.
5 bin yıl öncesine kadar uzanan tarih…
Diyarbakır Kalesi ve Hevsel bahçelerinin Diyarbakır için kültürel öneme sahip olduğunu dile getiren Nevin, kültürel mirasın UNESCO Dünya Mirası listesine girmesi için 2012’den bu yana çaba sarf ettiklerini fakat Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın Dicle Vadisi’ni imar alanı olarak belirlemesinden dolayı bu engelin çalışmaları tıkadığının altını çizdi. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi bünyesinde peyzaj mimarları, şehir bölge plancıları ve arkeologların yer aldığı bir birimle UNESCO için sıkı bir çalışma içinde olduklarını ve yürüttükleri çalışmaya Kültür Bakanlığı üzerinden sürdürdüklerini söyleyen Nevin, “Amed’in kültürel zenginliğine sahip çıkmamız, üzerine baraj ve bina yaparak olmamalı. İşte bu yüzden bunu engellemek ve imar bölgesi olarak karar verenlerin bir daha düşünmesi için mimarı, arkeologu, işçisi, çalışanı birlik olup ciddi bir şekilde çalışıyoruz ”vurgusunu yaptı. Silvan ilçesinden On Gözlü Köprü’ye kadar uzanan bölgenin UNESCO’ya girmesi gereken en önemli bölgesi olduğuna dikkat çeken Nevin, “İçkale’de Amida höyükte yapılan araştırmalarımız hala sürüyor. Bu çalışmaların hepsi dünya mirası listesine girebilmek içindir. Çünkü, araştırmalar sonrasında da ortaya çıktığı gibi, 5 bin yıl öncesine kadar giden bu tarihin korunması gerekiyor. Bu rakam sadece Amid Höyüğü için geçerli. Amed’in tarihi daha eskilere kadar dayanıyor. Amed, Dicle Nehri’nin kıyısındaki en görkemli kenttir” sözlerini ifade etti.
‘UNESCO’yu HES ve imar projesi engelliyor’
“Amed, Mezopotamya kültürüyle Anadolu ve batı kültürlerinin kesiştiği noktada kuruludur” sözleriyle Diyarbakır’ın tarihine değinen Nevin, bu özellikten dolayı Diyarbakır’ın yüzyıllar boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını ve fethedilmek için birçok savaşlara sahne olduğunu kaydetti. UNESCO listesine girmesi için büyük çalışma içinde oldukları Diyarbakır Kalesi’nin de M.Ö. 4’üncü yüzyıla dayanan tarihe sahip olduğuna dikkat çeken Nevin, kalenin sadece kapısının üzerindeki yazıtlardan dolayı bir belge niteliğini taşıdığını ve bu nedenle çok büyük bir öneme sahip olduğunu vurguladı. Bakanlıkça alınan kararın UNESCO için engel oluşturduğunu belirten Nevin, Türkiye için büyük prestij sağlayacak Diyarbakır’ın dünya mirası listesine girmesine imar ve HES projelerinin engel olduğunu vurguladı. Nevin, “İmar ve HES’lerle biz mirasımızı korumuyor tahrip ediyoruz. Tahrip ettiğimiz bir değeri de UNESCO'ya sunamayız. UNESCO olmasa dahi böylesine önemli bir değeri yaşatmak gerekirken bu projelerle yok etmek demek kenti ve kentin geleceğini, Dicle Vadisi’ni ve flora fauna zenginliğini ve eko-sistemi yok etmek demektir” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.
‘Bu bahçeler bu nehir olmazsa Fiskaya’nın anlamı olmaz’
İmar ve HES projesi olarak belirlenen Dicle Vadisi bölgesinde yer alan Fiskayalı sakinlerden 70 yaşındaki Cemile Mavigöz, göç nedeniyle yıllar önce tek sığındıkları yer olan Fiskaya’dan ayrılmak istemediklerini, HES projesine dahil olan yerlerin içinde kendi tarlalarının da olduğunu belirterek,“Fakat bu topraklarımızın hiçbirinin tapusu yok. Yıllarca bu topraklar sayesinde geçimimizi sağladık. Şimdi bu topraklar olmadan nasıl yaşarız” dedi. Karara tepki gösterenlerden 15 yaşındaki Hatun Mavigöz ise, “Bu karara herkes tepki göstermeli. Çocukluğum bu bahçelerde geçti. Buralarda abim ve amcalarımla top oynar salıncakta sallanırdık. Şimdi bu anıların yok olmasını ve üstelik buralardan da taşınmak zorunda kalmayı bilmek beni üzüyor” diye konuştu. Nazlı nazlı akan Dicle Nehri önünde yaşadıklarını anlatan 11 yaşındaki Emin Mavigöz de, “Buraları ben hiçbir yere değişmem. Acıktığımızda çaya gidip balık tutuyoruz. Ağaçlardan dilediğimizce meyve koparıyoruz. Bu hayatın son bulmasını istemem. Eğer bu bahçeler, bu nehir olmazsa Fiskaya’nın da anlamı olmaz” şeklinde konuştu.
‘Esrar ve çeteleşmeyle bölge yok edilmek isteniyor’
Dicle Vadisi’nin şimdiden yok edildiğini savunan Rızkıya Kılıçdoğan, ekolojik ve kültürel yapısıyla örnek olan bölgenin esrar ve çeteleşmeyle yok edilmek istendiğinin altını çizdi. Gençlerin böylesi işlere alet edildiğini söyleyen Rızkıya, “Gençlerin alışkanlık edindiği bu hayat, insanların bıkıp buralardan vazgeçmesi içindir. Zaten 20 yıl önce köyümüzden göç ettik, buralara geldik. Şimdi de buralardan gitmeyelim. Ben burada yapılan projelerin iyi niyetlerle olduğunu düşünmüyorum. Madem halk düşünülerek projeler yapılıyor, o halde bize para versinler, biz de gecekondularımızı yaşanılabilir evlere dönüştürelim. Buradan göç etmeyelim, güzel yaşayalım” şeklinde konuştu. 20 yıl öncesinden kendisinin de Fiskaya’ya yerleştiğini belirten Cevahir Kılıçdoğan, “Yokluktan var ettiğimiz gecekondularımız, zaten yaşanılabilir değil. Bizi göndermeden yeni projelere imza atalım. Fakat bu projeler halk projesi olmalı. İşe mesela evlerimizi yenileyerek başlaya bilirler” ifadelerinde bulundu.
‘Burada yaşadım burada öleceğim’
“Eski Hevsel’i geri istiyoruz” diyen bir başka Fiskaya sakini Serfinaz Bozküm Dicle Vadisi’nin yeniden imar alanı olmasına karşı olduklarını söyledi. Serfinaz, “Burada barajlar yapılırsa eğer doğallık kaybolur. Bağıvar civarında yapılan baraj buraya kadar etki gösterir. Doğallık denen bir şey kalmaz. Biz eski ekolojik yapının geri gelmesi için halk olarak çaba içindeyken barajlara çevrilmesi de neyin nesi? Böyle şey olmaz. Biz yıllardır burada yaşıyoruz. Bizden rıza alınmalı. Zaten böyle bir şeye de biz izin vermiyoruz. Yıllar önce altın gibi kuma sahip olan Dicle kıyısını şimdi tanıyamıyorum. Burası şu an kanalizasyon görevini alıyor. Baraj olursa o zaman da bataklık olur. İnsanlarımız bilinçsiz. Önüne gelen yeni bir şey yapıyor. Biri gidip sulama yerine kanalizasyon borusunu patlatıyor, bir diğeri yaşam alanı içine polen bakımından uygun olmayan ağaçları ekiyor. Yapılmak istenen projeyi kabul etmiyoruz. Burada yaşadım, burada öleceğim. Ben yerimden çok memnunum. Bana yardım etmek isteyen, yeni bir projeyle gelip, evlerimizi yeniler ve nehir kıyısını temizler” şeklinde konmuştu.
(dc-zd/mg)

