KJA: Savaşı yenmek, barışı kazanmak için kadınları bu gidişe 'dur' demeye çağırıyoruz

13:33

JINHA

AMED - Verilen her kararın tarihi sonuçlar doğuracağı zor bir dönemden geçildiğine dikkat çeken KJA Dernek Başkanı Ayla Akat Ata, " Sınır ötesi ve sınır içi operasyonlarla, patlatılan bombalarla, köylerin yakılması ve sokak ortasında gerçekleştirilen infazlarla, dinen, hukuken yeri olmadığı ve vicdanen kabul edilmesi mümkün olmadığı halde sınırda cenazeler bekletilerek ailelerden ve sürece demokratik müdahalede bulunarak çözümü sahiplenen kesimlerden intikam alma arayışı toplum nezdinde mahkum edilmiştir. KJA olarak savaşı yenmek ve barışı kazanmak için tüm kadınları bu gidişe dur demeye, demokratik çözüm ve barışı geliştirmeye çağırıyoruz" dedi.

Kongreya Jinen Azad-Özgür Kadın Kongresi (KJA); gelişen sürece, yaşanan provokasyon ve saldırılara ilişkin aldıkları toplantı ardından basın açıklaması gerçekleştirdi. Dernek binası önünde yapılan açıklama ya HDP'li vekiller Selma Irmak, Meral Danış, HDK Eş Sözcüsü Sebahat Tuncel, ve KJA üyeleri katıldı. Kadınlar adına açıklamayı Dernek Başkanı Ayla Akat Ada yaptı. Ayla, verilen her kararın tarihi sonuçlar doğuracağı zor bir dönemden geçildiğine dikkat çekerek, KJA olarak yöneten aklı uyarmayı Türkiye halklarına kadınlara ve özelikle de gençlere karşı sorumluluk olarak gördüklerini söyledi. Yola, 'Her sorunu daha çok demokrasi, daha çok vatandaşlık hukuku ve daha çok refah ile çözeceğiz' diyerek çıkan; ancak 13 yıllık iktidarında demokrasiyi rafa kaldıran, çıkardığı yasa ve yönetmeliklerle vatandaşlarını ve hukuku katleden, refahı toplumda değil aile ve partisinde var ederek yola devam eden AKP'nin 7 Haziran Genel Seçimleri'nde tek başına iktidar olma şansını kaybettiğine vurgu yapan Ayla, "Sonrasında, bir yandan "dostlar alışverişte görsün" misali koalisyon görüşmelerinin gerçekleştirildiği, diğer yandan da tek başına iktidar olma hırsıyla erken seçim hazırlıklarının yapıldığı bir döneme girilmiş; bu arada AKP Geçici Hükümeti, hakkı ve yetkisi olmadığı halde savaş kararı vermiş ve uygulamaya sokmuştur" dedi.

'Savaş konsepti tekrar devreye konuluyor'

"7 Haziran, savaşı adım adım örgütlemek isteyenlere karşı barışı savunanların isyanı olarak da okunmalıdır" diyen Ayla, "Türkiye Cumhuriyeti'nin yetkilileri ve PKK arasında, 1993 yılından bu güne kadar farklı zamanlarda, farklı mekanlarda, farklı kesimlerin katkısı ve ilgisi ile sağlanan görüşmeler; kimi zaman eylemsizlik, kimi zaman tek taraflı ateşkes , 1999 ve 2013'de gerillanın sınır dışına çekilmesi , 1999'da gerilladan ve Avrupa'dan , 2009'da Mahmur'dan ve yine gerilladan Barış Grupları'nın gelmesi gibi tarihi gelişmeleri beraberinde getiren sonuçlar doğurmuştur. Bunların hiçbiri kendiliğinden gerçekleşmemiştir. Görüşmeler ve var olan kısmi çözüm iradesinin sonuçlarıdır. Geçici AKP Hükümeti bu gerçeğe sırtını dönerek tarihi bir hata yapmakta ve insanlık karşısında büyük bir suç işlemektedir. Sınırlı da olsa diyalog sürecinin araladığı çözüm kapısının, müzakereler ve sonucunda atılacak demokratikleşme adımları ile sonuna kadar açılması mümkün iken, görüşmelere son verilerek Kürt Halk Önderliği üzerindeki tecrit de ısrar edilmesi, devreye konulan savaş konseptinin bir parçasıdır" diye belirtti.

'Musa Çitil'in Diyarbakır'a atanması tesadüf değil'

Savaşın içinden gelen bir coğrafyada kadınların hafızasının hala çok taze olduğuna işaret eden Ayla, AKP'nin savaş ve işkence politikalarına her gün bir yenisinin eklendiğine dikkat çekti. Tecavüz, işkence ve katliam sanığı Musa Çitil'in terfi ettirilerek, Diyarbakır'da atanmasının tesadüf olmadığına vurgu yapan Ayla şunları söyledi: "Her gün savaş uçaklarının kalktığı ama savaşın inkar edildiği bir coğrafyanın kadınları olarak hafızamız çok tazedir. Yine mücadele eden kadın hedef alınarak, toplumun kadınla vurulmak istenmesi yeni bir politika değildir. Kaybettiğimiz en değerlilerimizi, yapılan katliamları, yaşamını yitiren sivilleri, gözaltında kayıpları , işkenceyi , tacizi ve tecavüzü, faili meçhul cinayetleri,sürgünleri ,yakılan köyleri ve ormanları, göç yollarını, kültür ve tarihimizin yok edilmek istenmesini, yasakları ve sansürü nasıl unutabiliriz..? Uyguladığınız savaş konseptinin sonuçlarının neler olabileceğini biliyoruz. Acı bir gerçektir ki, siz de biliyorsunuz. Katliam ve tecavüz faili olarak yargılanan Musa Çitil'i Diyarbakır'a Jandarma Komutanı olarak atarken, sanığı olduğu faili meçhullerle ilgili dosyaların açılmasını "Türkiye'nin karanlık geçmişini aydınlatacağız" diye müjdelediğinizi unutmuş olamazsınız! 2009 yılında verdiğiniz siyasi soykırım kararını; on binlerce insanın gözaltına alınmasının, dolup taşan cezaevlerinin çözüm olmadığını unutmadığınızdan da eminiz! Sıkıyönetim ve OHAL'in, boşaltılan köyler ve yakılan ormanların çözüm olmadığını aksine çözümsüzlüğü derinleştirdiğini de bildiğinizden eminiz. Radikal bir demokrasi talebi ve bu talebi parlamentoya taşıyan altı milyon seçmenin iradesi ortada iken parti kapatmanın çare olmadığını da biliyorsunuz. Sınır ötesi hava operasyonu kararı verdiğinizde, Solin bebeğin ailesi ile birlikte bir aracın içerisinde 2011 yazındaki hava operasyonunda can verdiğini unutmuş olamazsınız?"

'İşte bu yüzden uyarıyoruz!'

"Kirli bir özel savaş stratejisi olarak devletin resmi haber ajansının geçtiği bilgi ve haberlerin, sadece Kürdistan da değil Türkiye ve dünya kamuoyunda bir itibarının kalmadığı bilinen bir gerçektir" diyerek Zergele katliamı ve ardından medyanın tekrardan savaş diline sarılmasına işaret eden Ayla, "Kaldı ki, yazılı ve görsel medya ilk defa bir psikolojik, özel savaş aracı olarak kullanılmamaktadır. Bir Yüzleşme, Hakikat ve Adalet Süreci yaşandığında bu kirli ilişki rol açığa çıkacak ve sorumlular hesap verecektir. Ama bugün yani 2015 yılında "gerçek" yöneten aklın esareti altında değildir. Çünkü, Zergele Halkı sahipsiz değildir, yaşanan katliam Güney Kürdistan Halkı ve siyasetçileri tarafından lanetlenmiştir. Zergele'ye giden HDP heyeti hazırladığı raporla gerçeği tüm dünyaya ilan etmiştir. Acı gerçek şudur ki, Zergele'de siviller Türk savaş uçaklarının bombardımanı ile katledilmiştir. Gerisi, yani psikolojik savaş medyasının geçtiği haberler gerçek dışı ve yalandır. Egemen erkek aklın kendi düşkünlüklerinden beslenerek, medya aracılığıyla toplumsal değer yargılarını sömürme, savaş için alan açma girişimidir" diye konuştu.

'Sürecin arkasında halk iradesi vardı'

PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşmelerin kesilmesi ve tecride değinen Ayla, "2012 yılının son aylarında İmralı Cezaevi'nde başlayan görüşmelerin ardından BDP'li siyasetçilerin İmralı Cezaevi'ne giderek Sayın Abdullah Öcalan ile görüşmeye başlaması ve 21 Mart 2013 Newroz'unda Sayın Öcalan 'ın kaleme aldığı tarihi mektupla yaptığı çağrının ilgili tüm kesimlerce karşılık bulması ile başlayan süreç, yıllardır yitirdiğimiz her canın, yaşanan tarifi imkansız acıların ve maddi kayıpların katlanarak yaşanmaması adına sahip çıkılması gereken bir süreçtir. Unutulmamalıdır ki bu süreç , Kürt Sorunu'nun demokratik ve barışçıl çözümü noktasında misyon sahibi ve bu uğurda ağır bedeller ödemiş olan siyaset geleneğinin Türkiye Parlamentosu'ndaki ve daha sonrasında DTK ve KJA içerisindeki temsilcilerinin dahil olduğu bir süreçtir. Arkasında bir halk iradesi vardır. Bu sürecin başında daha ilk görüşmede Sayın Öcalan, kadınları çözüm sürecinin eşit koşullarda müzakerecisi ve yürütücüsü olarak kabul etmiş ve bu konuda devlet heyetini de zorlamıştır. Bu sürece, yıllardır görüşmelerin içerisinde yer alan devlet heyeti tarafından, görüşmeler sonucunda varılacak mutabakatın siyaset kurumu tarafından atılacak demokratikleşme adımları ile tamamlanacağı yani görüşmelerin arkasında siyasi iktidarın iradesinin olduğu ifade edilerek başlanmıştır. Bu nedenle siyasi iktidarın pusulası halkın Demokratik Çözüm Süreci'ne verdiği destek olmalıdır. Yeni Türkiye'nin inşası, eşit ve özgür bir birliktelik hukukunun oluşturulabilmesi ile; o da ancak ve ancak diyalog ve müzakere kanallarının açık olması, siyaset kurumunun sorumluluk üstlenmesi ile mümkündür" diye konuştu.

'Barış getirmeye çağrıyoruz'

Ayla son olarak şunları belirtti: "Rojava Devrimi ve özellikle de Kobane Direnişi halkların bir arada eşit, özgür ve gönüllü birlikteliğinin dolayısıyla Demokratik Ulus'un inşasının mümkün olduğunu ortaya koymuş ve Türkiye Halkları'na da umut vermiştir.7 Haziran seçimlerinde bu umudun açığa çıkardığı irade, kendisini büyük bir başarıyla parlamentoya taşımış, demokratik çözüm ve barış için tarihi bir fırsat sunmuştur. Rojava 'da çağın en vahşi çetelerine karşı insani değerleri savunan ve direnen güçler açısından da bu başarı, büyük bir güç ve moral kaynağı olmuştur. Açık olan şudur ki; yeni yaşamı bir arada, özgür ve eşit temelde inşa arzusu ve iddiası sahiplenilmiş; yaşanan fikir ve gönül birlikteliği var olan suni sınırları ortadan kaldırmıştır. Bu yöneten akıl için korkulacak bir gerçek değil, sahip çıkılması, inanç ve kararlılıkla örülmesi gereken bir başlangıçtır. Özgür Kadın Kongresi olarak bileşeni olduğumuz masanın çözümü geliştirmek amacıyla zor şartlar altında toplanan ve çözümü geliştirmeye mahkum bir masa olduğunu biliyoruz. Çünkü , savaş süreci kendi içerisinde barış sürecinin muhataplıklarını açığa çıkarmıştır. "Yenilgiye uğratmak / Yenmek" üzerine kurulan devlet paradigmasının değişme zamanı gelmiştir. Eğer illa ki, yenmek için mücadele edilecekse "Savaşı Yenmek" , "Barışı Kazanmak" için mücadele edilmesi gerektiği açıktır. Sınır ötesi ve sınır içi operasyonlarla, patlatılan bombalarla, köylerin yakılması ve sokak ortasında gerçekleştirilen infazlarla, dinen, hukuken yeri olmadığı ve vicdanen kabul edilmesi mümkün olmadığı halde sınırda cenazeler bekletilerek ailelerden ve sürece demokratik müdahalede bulunarak çözümü sahiplenen kesimlerden intikam alma arayışı toplum nezdinde mahkum edilmiştir. Demokratik çözümü geliştirmek ve barışı kazanmak için alacağımız sorumluluk ve ödeyeceğimiz bedelin ağırlığı yıllardır taşıdığımız cenazelerden daha ağır olmayacaktır elbette. KJA olarak tüm kadınları bu gidişe dur demeye, örgütlenerek sürece cevap olmaya, demokratik çözüm ve barışı geliştirmeye çağırıyoruz."

(sg-hy/fk)