Kamp Arem'e ırkçı saldırı: 2 yaralı

09:10

JINHA

İSTANBUL - Kamp Armen'deki direnişin 100. gününde sopalı bir grubun kamp alanında nöbet tutanlara saldırması sonucu yaralanan iki kişi hastaneye kaldırıldı.

Aralarında Hrant Dink, Rakel Dink ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mardin Milletvekili Erol Dora'nın da bulunduğu, yaklaşık 1500 çocuğa ev sahipliği yapan Kamp Armen olarak bilinen Tuzla Çocuk Kampı'nın yıkılmasına karşı başlatılan direnişin 100. gününde nöbet tutanlar bir grubun saldırısına uğradı. Arabalarla gelen saldırgan grubun saldırısında iki kişi yaralandı. Yaralılar hastaneye kaldırıldı. Saldırının ardından Facebook'tan "Kamp Armen Yıkılmasın" adlı sayfadan Nor Zartonk tarafından bir açıklama yapıldı.

Açıklamada şunlar belirtildi: "Günlerdir devam eden tacizlerin ardından, 13.08.2015 Perşembe, Kamp Armen Direnişi'nin 100. gününde gece saat 23:30 sularında Kamp Armen'e yönelik faşist bir saldırı gerçekleşmiştir. İki araç ile Kamp Armen'in kapısına gelen şahıslar, Kamp Armen'de nöbet tutmakta olan yoldaşlarımıza sopalarla saldırmıştır. Saldırı bertaraf edilmiş, bu esnada iki arkadaşımız darp edilmiştir. Soykırımcı zihniyetin bir tezahürü olan bu saldırıların direncimizi kıramayacağını ve Kamp Armen Direnişini aynı kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz. Tüm dostlarımızı Kamp Armen Direnişi'ne destek veremeye bir kez daha davet ediyoruz."

6 Mayıs'ta başlayan yıkımı durdurmak için 100 gündür direnen Kamp Armen Dayanışması ve Nor Zartonk'un çağrısıyla bir araya gelenler kampın Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı'na iade edilmesini istiyor. Hrant Dink, içinde yetiştiği, sonrasında da eşi Rakel Dink'le birlikte yöneticiliğini yürüttüğü Tuzla Çocuk Kampı'nı 'Atlantis Uygarlığı' olarak tanımlamıştı. Bu tanım, kampın el emeği özelliğine vurgu yapıyor.

Kamp Armen'in tarihçesi:

Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi, dört-beş öğrencinin kaldığı yetimhanenin mevcudu artmaya başlayınca, kilisenin bodrumundaki yetimhanenin taşınması için bir arazi almaya karar verdi. Kilise vakfı yönetimi, 1962 yılının Kasım ayında, Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve İstanbul Valiliği gibi, ilgili bütün devlet kurumlarından gerekli izinleri aldıktan sonra, Tuzla Kampı'nı Sait Durmaz'dan satın aldı ve tapuyu vakıf adına tescil ettirdi. Ardından, çocuklar bütün yaz çalışarak, yüzlerce öğrencinin gelip gideceği kampı kendi elleriyle inşa ettiler.

Nasıl el kondu?

Bu arada, 6 Temmuz 1971'de, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, oy birliğiyle, vakıf senetleri bulunmayan cemaat vakıflarının 1936 beyannamelerinin vakıf senedi olarak kabul edilmesini onayladı. Böylece, beyannamelerinde bağış kabul edeceklerine dair açıklık bulunmayan cemaat vakıflarının doğrudan ya da vasiyet yoluyla gayrimenkul edinemeyecekleri, yasal hükme bağlandı.

8 Mayıs 1974'te, Yargıtay Genel Kurulu'nun, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin verdiği kararı onamasıyla, emsal teşkil edecek içtihat gelmiş oldu. Bu kararın ardından açılan davalarla, cemaat vakıflarının 1936 yılından sonra edindikleri taşınmazların büyük çoğunluğuna el kondu.

23 Şubat 1979'da, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kartal 3. Asliye Hukuk Hâkimliği'ne başvurarak, Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı'nın elindeki tapunun iptal edilmesini ve eski sahibine geri verilmesini istedi. Dört yıl süren davanın sonunda, mahkeme, kamp arazisinin vakfın elinden alınıp eski sahibine verilmesine karar verdi. Böylece, Sait Durmaz, 1962'de boş olarak sattığı araziyi, hiç para ödemeden, üstünde kurulu olan kamp tesisleriyle birlikte geri aldı. Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı, yıllar önce her türlü yasal işlemi yerine getirerek satın aldığı malı, sanki çalmış gibi, eski sahibine iade etmek zorunda bırakıldı.

(fk)