Savaşın zorla göçerttiği hayatlar, yeni göçler istemiyor
09:04
Filiz Zeyrek/JINHA
ADANA - Kürdistan'ın farklı bölgelerinde zorunlu göçe tabi tutulan savaş mağduru kadınlara savaşın sonuçlarını sorduk. Çukurova'da kızgın güneşin altında yıllardır ucuz iş gücüyle çalıştırılan kadınlar, "Topraklarımızda zulüm eden devlet burada da toprak ağalarının zulmüne attı. Kürt'üz diye her türlü insanlık dışı uygulamalara maruz kaldık, Kürtçe dilimizi konuşamazdık, Kürtçe şarkı söyleyemezdik. Hep korkuyla yaşadık, bizi buradan da kovarlar diye sineye çektik. Ucuz hayatın ucuz işçileriyiz biz" dedi.
Yeniden 1990'ların savaş konseptinin bölgede yürütüldüğü şu günlerde, savaşın ve sonuçlarını bir kez daha gözler önüne sermek adına, Adana'nın Tuzla ilçesinde bulunan çadır kentte 1990'lardan bu yana yaşamak zorunda bırakılan zorunlu göç mağdurlarına mikrofonumuzu uzattık. 1990'larda zorla köylerinden edilerek Çukurova'nın yolunu tutan Kürtler, burada o günden bu yana tarla işinde ucuz iş gücü olarak çalıştırılıyor. Çocuk yaştan bu yana kızgın güneşin altında çalışmak zorunda kalan kadınlar: "Devletin baskılarından dolayı göç ettik. Hep köylerimizi basıp zulüm ediyorlardı. Köyümüzü, evlerimizi yaktılar, çocuktuk ama o insanlık dışı görüntüleri asla unutamadık, unutmayacağız. Topraklarımızda şimdi de gene aynı uygulamaları yapmaya çalışıyorlar."
'Toprak ağaların gölgesinde büyüdüm'
Çocuk yaşta ailesiyle birlikte Şırnak'tan Adana'ya göç etmek zorunda bırakılan 25 yaşındaki Zahide Batmaz, "Toprak ağalarının gölgesinde büyüdüm" sözleriyle çocukluğunu özetledi. Zahide, "Benim ve benim gibi arkadaşlarımın başkaların tarlalarında köle gibi çalışmamızın tek sebebi bu devlettir. Çocukluğumuzu yaşamamıza izin vermediler. Biz daha çok küçükken olgunlaştık aslında, sorumluluk almak zorunda kaldık. Yaşamak için daha yaşımız küçükken büyütüldük. Bizi bu hale getirenlerin çocukları gibi yaşamaya hakkım yoktu, çünkü ben bir Kürdüm. Ben hiç sinemaya ve ya bir tiyatroya gitmedim, gidemedim. Ben yaşıtlarım gibi hiç süslenmedim, makyaj yapıp güzel giyinmedim çünkü ben devlet mağduru ve bir Kürt çocuğuydum" diye anlattı.
'Devlet bizi toprak ağaların zulmüne attı'
Zahide "Beş çocuklu ailenin tek kızıyım 18 yıldır kardeşlerimle naylon çadırların altında ve Adana'nın kavurucu sıcağın altında hayat mücadelesi veriyoruz. Bizden önce buralara gelmek zorunda kalanlar da var. Onların durumu bizimkinden beter. Biz daha çok küçükken tarla ağalarının gölgesi altına girdik, bize topraklarımızda zulüm eden devlet burada da toprak ağaların zulmüne attı. Ağaların canları istedi mi elektriğimizi kesip bize suyu da vermeye biliyordu. Kürt'üz diye her türlü insanlık dışı uygulamalara maruz kalıyorduk. Kürtçe dilimizi konuşamazdık, Kürtçe şarkı söyleyemezdik. Hep korkuyla yaşadık, bizi buradan da kovarlar diye sineye çektik" diyen Zahide, "Bir kaç kuruşa saatlerce çalışıyoruz, insan gücünü aşan işler yapıyoruz, hele ki kadınsan çok daha zor bu hayat, hem işe geliyoruz hem de ev işlerini yapıyoruz. Zaten tarım işi hep kadın üzerinden yürütülür, Çukurova'da tarım dedin mi kadın işçiliği gelir akla" dedi.
'Sağlık sorunları yaşıyoruz, sağlık güvencemiz yok'
Ucuz iş gücünün yanı sıra sağlık sigortalarının da yatmadığı Çukurova'da işçilerin en büyük sıkıntısı ise sağlık hizmeti alamamaları oluyor. Zahide, "Adana'nın çekilmez sıcağın altında nasıl çalıştığımızı görüyorsunuz. Saat 05:00'dan itibaren tarlaya gelip akşam saat 09:00'a kadar 35 lira yevmiyeyle çalıyoruz. Sağlık sorunları yaşıyoruz, sağlık güvencemiz yok, hatta burada sağlık ocağı ve sağlık kabini bile yok. Bazen hastalanıyoruz, ya da bir kaza geçiriyoruz, merkez hastaneye yetişene kadar yollarda çok acılar çekiyoruz. Daha da kötü olabilir, öle biliriz de. Ucuz hayatın ucuz işçileriyiz biz" diye kaydetti. Zahide şöyle devam etti: "Daha önceleri zulümleri daha beterdi. Hareketin sayesinde şimdi bizden artık korkmaya başlamışlar. Aslında biraz bilinçlenmişiz sesimiz az da olsa çıkıyor, bu da PKK'nin sayesindedir, bizden artık çekiniyorlar. Suyumuzu, elektriğimizi kestiklerinde gidip tepki gösteriyoruz, haksızlığa karşı duruyoruz."
'Kimse çocuğunu savaşa kurban etmemeli'
Yıllardır toprak özlemi çektiklerini söyleyen Zahide, "Keşke kendi topraklarımızda kalsaydık ve kendi tarlalarımızda kendi ekimlerimizi ekip toplasaydık. Özgürce dağlarımızda, bağ, bahçelerimizde koşup eğlenseydik. Ama şuanda da 1990'lı yıllarda yapılan savaşı yapmak istiyorlar. Umarım amaçlarına ulaşmazlar. Asker anneleri ve polis anneleri de bu savaşa karşı durmalı, çocuklarını bu savaşa kurban etmemeli" diye konuştu.
Kobanê'den Çukurova tarlalarına
Kobanê'den Çukurova'ya göç etmek zorunda kalan bir başka savaş mağduru25 yaşındaki Xemra ise "DAİŞ'in Kobanê saldırısında çocukları yaşatmak için kaçtık. Kobanê tamamen özgürleşene kadar bur da kalacağız. DAİŞ Kobanê'ye saldırdığında bazılarımız, savaşacak bazılarımızda çocukları korumak için Türkiye'ye kaçacaktık. Ben ve kardeşlerim çok zorlu bir mücadeleyle buraya kadar geldik, diğer kardeşlerim de şuan DAİŞ'e karşı mücadele ediyor" dedi.
'Hepimiz dönmek istiyoruz'
Kürtlerin en büyük ortak noktalarının toprak hasreti olduğunu söyleyen Xemra, "Şuan Rojavalı da Bakurlu da toprak özlemi çekiyor. Bir an önce savaşın bitmesini, bulunduğumuz bu durumun son bulmasını istiyorum. Gurbetlik çok zor, burada yıllardır gurbetlik çeken arkadaşlarımız var, onlarda aynı kaderi yaşıyoruz. Yolumuz burada kesişti, iyi ki onlarla karşılaşmışız, çünkü çok iyiler bizim insanlarımız onlar. Patronumuzda Kürt diye çok iyi bize iyi davranıyor ama onunda elinde bir şey gelmiyor, yani yevmiyemiz çok az. Adana çok sıcak olduğu için çok çalışınca zorlanıyoruz. Umarım en yakın zamanda Kürdistan özgürleşir de hepimiz kendi kutsal topraklarımıza geri döneriz" diye konuştu.
(zd)

