Gültan Kışanak: Nusaybin’de bir trajedi yaşanıyor
15:11
JINHA
ANKARA - BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan’ın 7 gündür duvara karşı başlattığı ölüm orucu eylemine dikkat çekerek, “Nusaybin’de bir trajedi devam ediyor. Nusaybin Belediye başkanımız Ayşe Gökkan ölüm orucunda. Günlerdir sınırda mayınlı arazide kendi yaşamını ortaya koydu. Berlin duvarı yıkıldı diye dünyanın kaderi değişti bir milat olarak okutuluyor. Çünkü o duvar bir utanç duvarıydı. Peki Türkiye’nin ördüğü duvar ne? Bu konuda hani diyorlar ya darbeye darbe diyeceksin duvara da duvar diyeceksin. Buna da utanç duvarı diyeceksin başka da bir tanımı yoktur” dedi.
BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, yaptığı gurup toplantısında yaptığı konuşmada 12 İmam Orucu’na değinerek, “Geleceğimizi daha fazla tartışmamız gereken bir süreç. Alevi inancı tüm Ortadoğu’da halkların bir arada kardeşçe yaşaması konusunda adeta çimento görevi görebilecek kadar önemli bir inançtır. Bütün faklı kimliklerin arasında Alevi inancına mensup bu yolu devam ettiren insanlar var. Eğer inanç özgürlüğü temin edilirse, Alevilerin hak arayışı sonuç verirse, Türkiye’de toplumsal barışı sağlamak daha kolay olacak. Birlikte yaşama geleceği konusunda Alevilik bir imkan sunan ve tüm halkların yan yana kardeşçe yaşama konusunda fırsat sunan inançtır” dedi.
‘Alevi yurttaşlarımızın sesine kulak verin’
İstanbul’da Alevi yurttaşların hafta sonu organize ettiği mitinge değinen Gültan, “Mitingi yaklaşık 50 Alevi sivil toplum örgütü organize etti. Bu miting bence çok şey söylüyor. Artık Ankara’nın, hükümetin bu sese kulak vermenin zamanı gelmiştir. İnanç özgürlüğü konusunda yaşanan sıkıntıların mağduru olan b ir toplumdur Aleviler. Başı örtülü diye kamusal haklarını kullanamayan arkadaşlarımız oldu. Bunun karşılığında büyük baskılara maruz kaldılar. Mazlumlar ve zulme uğrayanlar birbirini anlamazsa sorunlarımızı çözemeyiz. Bu gün başörtüsü sorununu çözmüş olmak toplumsal olarak çözmüş olmak hepimiz için büyük bir kazanımdır. Özellikle kadınlar açısından eşitlik hukuku açısından kazanımdır. Aynı şekilde Alevi yurttaşlarımızın eşit yurttaşlık talebine artık cevap verilmelidir” diye konuştu.
‘Devlet inançlara karışmasın diyebilmeliyiz’
Devletin tekçi karakterinin hem ulusal kimlikler konusunda hem inanç kimlikleri konusunda bu topraklarda yaşayan herkese zulüm edildiğine dikkat çeken Gültan, “Buna en çok maruz kalanlarda Alevi yurttaşlardır. Bu asimilasyon politikasını sürdürme anlayışıyla karşı karşıyayız. Aleviler, Aleviliği nasıl yaşamak istiyorsa öyle olmalıdır. Bunu kimse tarif edemez hele hele devlet hiç tarif edemez. Devlet inançlara karışmasın diyebilmeliyiz. BDP olarak şunu her zaman ifade ettik. Biz bu topraklarda yaşayan tüm insanlarımızın özgürlüklerini sınırsız bir şekilde yaşamasından yanayız bunun mücadelesini veriyoruz. BDP, kadınların, farklı inançların, emekçilerin, sosyalistlerin, gençlerin partisidir” sözlerini ifade etti.
‘Feryatlarımız duvara çarparak geri dönüyor’
Cezaevlerinde yaşanan baskılara ve hasta tutuklulara değinen Gültan, “Yıllardır cezaevinde ölümü bekleyen onlarca tutsak var seslerini duyurmaya çalışıyorlar. İnsanların yaşamı artık hayati risk taşıyacak kadar bir sağlık sorunu ile karşı karşıya. Ama sağlık sorunu yaşayan tutukluların tedavisi yapılmıyor. Biz yıllardır cezaevlerinden tabut çıkarıyoruz. Bazı körelmiş vicdanlara insanlık duygusu giremiyor. Bu konudaki mücadelemiz feryatlarımız ne yazık ki adeta duvara çarparak geri dönüyor. Ekim ayı içerisinde Bingöl Cezaevi’nden Hasan Kaya kalp krizi geçirerek, yaşamını yitirdi.Yine Kurban Bayramı’nda açık görüş sırasında durumu ağırlaşan ve fenalık geçiren Halil Güneş, hastaneye götürüldü sadece ağrı kesici verilerek cezaevine gönderildi” şeklinde konuştu.
‘Cezaevinden bir tabut çıkarmaya tahammülümüz kalmamıştır’
Adli Tıp Kurumu’ndan rapor alabilmek için Metris Cezaevi’ne gönderilen hasta tutsaklara değinen Gültan, “Hasta tutsaklar gönderildikleri Metris Cezaevi’nde kötü koşullarda kalıyor. Adli Tıp Kurumu’ndan rapor alabilmek için daha kötü koşullarda bekletiliyorlar. Daha kötüsü Adli Tıp Kurumu tarafından rapor verilmeyen arkadaşlarımız var. Aileler meclise geldi. Bir heyet parlamentoya gelerek, siyasi partilerle görüşmeler yaptı.Umuyoruz ki, artık bu çabalar sonuç versin. 162’si ağır hasta, 544’ü hasta tutsak cezaevinde gün be gün ölüme daha yaklaşıyor. Kimse buna seyirci kalamaz, seyirci kalan insan olamaz. AKP hükümeti yaklaşık 2 yıldır bu sorunu çözeceğini söylüyor. Ama görüyoruz ki sonuç değişmiyor. Hasta tutsaklar halen cezaevinde. Sözde yasal düzenleme yapıldı. Yasa çıktığı ancak uygulamalar derde deva olmayan bir yasa. Derhal yeni bir yasal düzenleme yapılması gerekmektedir. Hastalar Adli Tıp Kurumu yerine tam teşekküllü Devlet hastanelerinden rapor alabilmelidir. Devlet hastanelerine yetki veren bir düzenleme yapılmalıdır. Cezaevinden bir tabut çıkarmaya tahammülümüz kalmamıştır” sözlerine yer verdi.
‘Ayşe Gökkan duvara karşı yaşamını ortaya koydu’
Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan’ın 7 gündür duvara karşı ölüm orucu eylemine dikkat çeken Gültan, “Nusaybin’de de bir trajedi devam ediyor. Nusaybin Belediye başkanımız Ayşe Gökkan ölüm orucunda. Günlerdir sınırda mayınlı arazide kendi yaşamını ortaya koydu. Bu mücadelenin bu direnişin bu kadar bir insanın yaşamını ortaya koymasının gerekçesi nedir? Sınıra duvar örülmesidir. Berlin duvarı yıkıldı diye dünyanın kaderi değişti bir milat olarak okutuluyor. Çünkü o duvar bir utanç duvarıydı. Peki Türkiye’nin ördüğü duvar ne? Bu konuda hani diyorlar ya darbeye darbe diyeceksin duvara da duvar diyeceksin. Buna da utanç duvarı diyeceksin başka da bir tanımı yoktur. Bu duvarın örülmesinin hiçbir gerekçesi olamaz” dedi.
‘Türkiye Rojava Kürdistanı ile komşudur’
Türkiye’nin Rojava ile komşu olduğuna vurgu yapan Gültan, “Bu duvarın örülmesinin nedeni olarak ‘güvenlik’ diyorlar. Sınırda tehditkar bir davranış söz konusu değildir. Kürtler kendi topraklarını kendi öz yönetimlerini oluşturuyorlar. Türkiye Rojava Kürdistanı ile 1,5 yıldır komşudur ancak Türkiye’ye yönelik bir güvenlik sorunu yaratan bir yaklaşım olmamıştır olmayacaktır” sözlerini belirtti. Kürtler elini uzatıyor, çözüm istiyor, ‘birlikte bir gelecek kuralım’ diyor. AKP hükümeti ise ‘duvar olsun’ diyor. Herkes bu hakikati görüyor. Kimin çözümden yana olduğu, kimin çözümsüzlükten yana olduğunu bu duvar siyaseti ile ortaya çıkmıştır. İkincisi olarak mültecileri gösteriyorlar. Böyle bir şey yok zaten ortada. İnsanlar topraklarında kentlerinde köylerinde kalıyorlar. Orada bir yaşamı devam ettirmenin imkanını yaratmaya çalışıyorlar. İnsanlar mecbur kalmadığı sürece Türkiye’ye gelmez” sözlerini kaydetti.
‘Türkiye mayınları korumak için duvar örüyor’
Ottowa Sözleşmesi’ni hatırlatan Gültan, “Sınırda 1 milyon mayın var. Ve hala temizlenmemiştir. Bu tam olarak uluslararası bir suçtur. Ottowa Sözleşmesi’ne imza atmış. Şimdi ise mayınları korumak için duvar örüyor. Uluslar arası hukuka göre suç işliyor. Oradaki mayınları korumaya değil oradaki mayınları temizlemekle sorumludur. Bunu Türkiye söyledi biz söylemedik. AKP hükümetinin imzası var bu antlaşmanın altında. 10 yıl geçti AKP hükümeti iktidarda ama parmağını bile kıpırdatmamıştır. Türkiye sınırında bir milyon mayın var. Bu neredeyse Kürdistan’da yaşayan 7 kişiye bir mayın düşüyor. Aile başı mayın düşüyor. Böyle bir rezalet olabilir mi? Bu utançla Türkiye daha fazla yaşayabilir mi? Kürtler bu hakareti kabul eder mi? Kürtler bu hakareti kabul etmeyecektir. Kimse bunu kabul etmez” ifadelerini kullandı.
‘Hükümet Kürtlerle stratejik bir barışa hazır değil’
Bunların hepsinin bir hikaye masal olduğunu söyleyen Gültan, “21. yüzyıldayız. Bunların hepsi hikayedir masaldır. Bir gerçek vardır oda bu devletin bu hükümetin hala Kürtlerle stratejik bir barışa hazır olmadığının göstergesidir. Kürtler açık söylüyor. ‘Biz stratejik bir barış yapmak istiyoruz’ diyor. Biz Kürtler olarak bunu arzuluyoruz. Bu kadim topraklarda yaşayan herkes hakkıyla hukukuyla özgürlüğüyle yaşayacak. Ortadoğu’nun barışını temin edecek tek yaklaşım budur. Bunu ne mayınlarla, ne tankla, ne topla, ne katliamlarla barışı getiremediği ortadadır. Bir tek çare var. Hak ve özgürlükle bunu temin edeceksiniz bu çizgiye gelmediğiniz sürece hiçbir tedbir Türkiye’nin güvenliğini sağlayamayacak bu güvenliğin tek yolu barıştır. Rojava ile komşu olmayı kabul edeceksiniz o zaman güvenlik diye bir sorunun kalmayacaktır” sözlerine yer verdi.
‘Bu masala inanacak kimse kalmamıştır’
Sınırda bulunan alanın 900 kilometre olduğunu kaydeden Gültan, “Mayın alanı İstanbul’un semtinden daha büyük. Şu anda mayınlar döşeli insansızlaştırılmış. Tarıma kapatılmış ve heba edilmiş. Türkiye bu kadar zengin bir ülke mi? Niye bu toprakların tarıma işletilmesi için temizlenmiyor? Orası köylülere iade edilmelidir. Esad’a göstermiş olduğun kardeşliği niye Kürtlere göstermiyorsun? Halk o duvarı yapmanıza asla izin vermez. Güvenlik böyle temin edilmez. Bu bir masaldır bu masala inanacak kimse kalmamıştır. Kürtlere yönelik ayrımcı yaklaşım her alanda devam ediyor. Bir tek kutu süt gitmemiştir. Türkiye’nin resmi yardımlarında Rojava’ya bir paket süt bir paket ilaç gitmemiştir. Türkiye’nin desteklediği muhalif guruplara gidiyor o yardımlar. Giden yardımlar halkımızın fedakarlıkla topladığı yardımlardır halktan halka yardımlardır. Bu ayrımcılığın nedenini de çıkıp açıklayacaklar. Öso’ya, El Kadide’ye trilyonlarca yardım gönderiyorsunuz. Kürtlere yardım göndermiyorsunuz. Ambulansların Qamişloya gitmesi niye engelleniyor?” diye sorular yöneltti.
‘Batman’daki cinayet sıradan bir cinayet değildir’
Batman’da Özcan Temel’in öldürülmesine ilişkin konuşan Gültan, “Batman’da bir cinayet işlendi. Kritik bir olaydır. Dikkat çekicidir. Buradan herkesi uyarıyoruz. Bir cinayet işlendi gelir geçer kimse zannetmesin. Bu ülkede binlerce faili meçhul cinayet var diye buda öyle olur zannetmesin. Bu saldırıyı yapanları ve onları koruyanlar, kolluyanlar açığa çıkacak. Bu açığa çıkmadığı sürece Batman emniyeti, AKP’si ve valisi sorumludur. Sıradan bir cinayet değildir. Tasarlanmıştır zemini oluşturulmuştur. Biz şunu arzuluyoruz. Türkiye demokratik bir ülke olsun sorunlarını çözmüş bir ülke olsun. Ama vatandaş senin bildirini almak istemiyorsa onu tehdit etme hakkın yoktur. Halk sizi kabul etmiyorsa çıkıp kapısının önüne tehdit mi edeceksin? Zora dayalı bir siyaset olabilir mi? AKP hükümeti ve sayın başbakan büyük bir sorumluluk altındadır” dedi.
‘Tarih tekerrür etmeyecek’
Bölgede yaşanan faili meçhul cinayetleri kastederek, “Tarih tekerrür etmeyecek” diyen Gültan, son olarak şunlara yer verdi:
“Tarih tekerrür etmeyecek. Böyle bir şeye asla izin vermeyeceğiz. Korkutma aşıldı artık. Kürtler korkmuyor diye birileri rahatsız. Kimse artık korkmayacak kimse artık evlerine kapanmayacak. Herkes işinin başında istediğini kabul edecek istediğini red edecek. Halkın özgür tercihine hiç kimse baskı kuramaz geçti o dönemler. Biz katili istiyoruz. Bunun sorumluluğu AKP’dir ve devlettir. Katilleri onları teşvik edenleri getirip yargıya teslim edin. Bunun dışında başka bir yol yoktur. Önümüzde yerel seçimler var. Bizler parti olarak siyasetten dışlanan, demokratik hakları elinden alınan, iradesi ortadan kaldırılan herkesi büyük bir gayretle mücadele ile partimizde buluşturmayı hedefliyoruz. Bu kadınlar içinde böyledir, gençler için de, ezilen tüm kesimler içinde böyledir. Biz parti olarak demokratik siyaset yapmak isteyen herkesi kendi çatımız altında buluşturmayı hedefliyoruz ve bunun gayreti içerisindeyiz.”
(mg)

