Yasemin İnceoğlu: Barış dili çözüm odaklı habercilik izlemektir
09:12
JINHA
İSTANBUL - 'Havuz' medyası olarak nitelendirilen bazı basın ve yayın kuruluşlarının 90'lı yılları anımsatan savaş dilini kullandığını söyleyen Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, "Barış dili illa savaşın olmadığı dil olarak değil, çatışma ortamlarında, karmaşık olaylarda tamamen çözüm odaklı bir habercilik izlemek demektir" dedi.
"Havuz medyası" olarak nitelendirilen bazı basın yayın kuruluşlarının hedef gösteren, ötekileştiren savaş dili kullanması medyanın toplumdaki rolü nedir sorgulamasını beraberinde getirirken, evrensel haberciliğin en temel ilkeleri de hiçe sayılıyor. Kürdistan'daki çatışma ortamı 90'lı yılları aratmayan manşetlerle vermeye devam edilirken, bir yanda da Kürt basın kurumları da sansüre maruz kalıyor.
'Şovenizme varan dile tanıklık etmiştik'
Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, "Türkiye medyasına bakacak olduğumuzda özellikle 90'lı yıllarda çatışmacı, polemikçi bir ton içeren bir savaş dili ki bu savaş dilinde de son derece fazla dozajlarda milliyetçilik, ırkçılığa varan bir milliyetçiliğe şovenizme varan bir milliyetçiliğin söz konusu olduğunu tanıklık etmiştik" dedi.
'Biz ve ötekiler tarzında haber üretimiyle karşı karşıyayız'
90'lı yılları ve bugünkü süreci karşılaştıran Yasemin gazete başlıklarında, 'kalleşler', 'caniler', 'vatan hainleri', 'dağdan inenler' tarzı veya 'bebek katili' şeklinde etiketlenen, yaftalanan terimler, kavramlar kullanıldığını belirterek, "Şimdi bu denli kullanılmamakla beraber örtük söylem diyebileceğimiz yani çok net olarak belki bir hedef gösterme etiketleme, aleni bir şekilde şeytanileştirme, değersizleştirme değil ama yine de biz ve ötekiler ayrımına çok vurgu yapan biz Türkler, siz Kürtler tarzında bir haber üretim süreciyle karşı karşıyayız" sözlerini kullandı.
'Terör ve terörizm eşittir Kürt Sorunu bir kurmacadır'
Yasemin, terör ve terörizm eşittir Kürt Sorunu biçiminde bir özdeşleştirmenin, bir kurmacanın varlığından bahsetmenin mümkün olabileceğini belirterek, "Geçmişten günümüze baktığımız bu seyri izlediğimiz zamanda, bunun esasında bir Kürt sorunu olmadığını, bu üretilen yabancı güçlerin de etkisiyle, özellikle geri kalmışlıktan kaynaklanan, ekonomik nedenle olduğuna dair birçok medyada, yaygın ana akım dediğimiz yaygın medyada bir haberleştirme sürecine tanıklık ettik. Fakat sonra Türkiye bir kırılma yaşadı. Bir çözüm sürecine girdi ki o süreçte hepimiz umutlandık ve iyi şeyler olduğunu düşündük. Hakikaten de medyada ciddi anlamda bir barış diline dönme gayreti, samimi olup olmadığını sorgulayacak bir makinemiz, cihazımız yok ancak böyle bir gayret içerisinde olan çoğu yayın organının hakkını yememek lazım ama son geldiğimiz noktada bakıyoruz ki yine ne yazık ki kutuplaşmalar, ciddi anlamda baş gösterdi" sözlerine yer verdi.
'Şiddete özendirici bir üslupla karşılaşıyoruz'
Medyada yaygın olan kutuplaşma söylemlerinde siyasilerin çok büyük rolü olduğunun altını çizen Yasemin, "Çünkü siyasiler kendi fanatik grubuna, kendi hedef kitlesine karşı, etnik köken, ırk, dil, din üzerinden birtakım haberler, mesajlar gönderdiği müddetçe tabii ki ciddi anlamda bir şiddete eğilim, şiddete özendirici bir üslupla karşılaşıyoruz. Medya da ne yazık ki bu hegemonik, egemen ideolojinin yeniden üretilmesini ve meşrulaştırılmasında özellikle havuz medyası olarak adlandırılan medya, ciddi anlamda bir ortaklık içerisinde gidiyor. Yani burada tamamen bizim gibi düşünmeyen, bize benzemeyen, bizden olmayan gruba karşı bir linç kampanyasına varan bir ötekileştirme ve kötü dil, yalnızlaştırma, pasifize etme, hedef gösterme yolu seçiliyor" şeklinde konuştu.
'Siyasi partilerin söylemleri kaosu beraberinde getiriyor'
Her geçen gün artan savaş ve şiddetin tırmandığını, medyaya çok önemli görevler düştüğünün altını çizen Yasemin sözlerine şöyle devam etti: "Esasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarına baktığımız zaman, medyanın birincil elden kendisinin bir ötekileştirme, ayrımcı bir söylem üretmesinin çok yanlış olduğunu hele ki kamu otoriterlerine, siyasi otoritere, iktidar partisi özellikle olmak üzere muhalefet de buna dahil tüm partileri bunun içerisine alabiliriz. Çok dikkatli olmaları gerekiyor. Çünkü mesela bir lider çıkıp bir konuşma yaptığı zaman bir mitingde, otomatikman sosyal medyadaki o kartopu etkisiyle müthiş bir şekilde o kampanyaya destek çıkılıyor ve bir yandan bakıyorsunuz bir kaos bir şey yaşanıyor ve bu tabi sokakta yerini buluyor ve çok ciddi bir problemle karşı karşıya kalıyor ülke."
'Neden sorusunun arka planı irdelenmeli'
Yasemin, barış dilinin sadece savaşın olmadığı dil olarak değil, çatışma ortamlarında, karmaşık olaylarda tamamen çözüm odaklı bir habercilik izlemek demek olduğunu belirterek, "Yani burada duygulara, geçmişte yaşanan kötü olaylara odaklanarak, duygusal davranarak habercilik yapmanın ötesinde, hep kim yaptı, ne yaptı, neden yaptı ama onlar haklıydı, haksızdı gibi taraf tutma, amigoluk değil aksine neden sorusunun arka planını irdelemektir. Buna dönük şekilde kamusal gazetecilik yapmak yani kamu yararı adına özellikle tarafların da aktif olarak katılabileceği bir habercilik yapmaktır" ifadelerini kullandı.
'Tarafsız gazetecilik diye bir şey mümkün değil'
Akışkan bir medya üslubunun konuyu nereye çekeceği belli olmayan bir dili kullanmasının etkilerine işaret eden Yasemin konuşmasını şöyle sürdürdü: "Mağdur, maktul, kurban, zalim… Nasıl adlandırırsanız. Çünkü nereden baktığınız çok önemli. Bu taraftan bakarsanız, Fırat'ın batısı ve doğusundan birbirine bakışı; bir taraf terörist diyorsunuz öbür taraf özgürlük savaşçısı, gerilla diyor. Bir taraf 'o zalim' diyor. Öbür taraf hayır, öbür taraf kurban diyor. Dolayısıyla burada nesnellik gerçekten çok zor. Eşit uzaklıkta durup, bir medyanın en büyük görevi yani benim yayın politikama, ideolojime ve inancıma veya inançsızlığıma tam uygun düşmese bile karşı tarafın ne dediklerine yer verme mükellefiyeti var. Tabii ki sonra sizin bir tarafınız olacak. Tarafsız gazetecilik diye bir şey mümkün değil. Çünkü aklı olan, beyni olan, vicdanı olan herkes bir tarafı tutacaktır. Uluslararası Gazetecilik Federasyonu ülkelerine bile baktığınız zaman söylüyor: 'Gazeteci taraftır. 'Neden taraftır?' Barıştan taraftır. İnsan haklarından taraftır. Demokrasiden, çoğulculuktan, çok seslilikten… "
'Medya kamunun bilgi edinme hakkı için vardır'
Son günlerde yaşanan yayın yasaklarına da değinen Yasemin, "Var olma nedeni nedir medyanın, kamunun bilgi edinme hakkına hizmet etmek üzere vardır medya. Ama siz bu yayın yasaklarını koymak suretiyle 'ulusal güvenlik ve ulusal çıkar tehdit altında biz bunların haberlerini yapamayız' gerekçesiyle yayın yasağı koyduğunuz zaman bu sefer son derece fazla miktarda dezenformasyon dediğimiz, misenformasyon dediğimiz, eksik, çarpık haberlerin sirkülasyona girdiğini göreceğiz. Manipülasyonun çok fazla olduğunu göreceğiz. Bir sürü komplo teorileri üretilecek. Paranoyaya varan yalan haber geçecek. Burada en önemli ihlal edilen şey de kamunun bilgi edilme hakkı olacak. Dolayısı ile bu yayın yasakları son derece yanlış özgürlükçü demokrasilerde mümkün mertebe başvurulmaması gereken yöntemlerden biri" dedi.
(ro/dc/gc)

