Kadın gazeteciler: Sansür ve baskılar özgür basını susturamaz
09:03
Nurcan Yalçın/ JINHA
AMED - Savaş konsepti ile birlikte Kürdistan'da gazetecilik yapmak her geçen gün daha da zorlaşırken, Türkiye'nin 'merkez' ve 'havuz' medyasının 1990'ları hortlatan dili adeta yangına körükle gidiyor. Diyarbakır'da gazetecilik yapan kadınlar gerçeklerin sansürlenmesinin geçmişte olduğu gibi bu günde işe yaramayacağını belirterek, "90'lı yıllardan alışık olduğumuz baskılar bu gün tekrarlanıyor. Hiçbir baskı ve sansür özgür basın geleneğini susturamaz" diyor.
'Savaşta önce gerçekler ölür' belirlemesi şu günlerde bir kez daha Türkiye'de ispatlanmış durumda. AKP hükümetinin başlatmış olduğu savaş konseptin ile birlikte özgür basın üzerindeki sansürler ve baskılarda giderek artmaya başladı. Haber sitelerinin sansürlendiği, gazeteciler üzerindeki baskıların artığı, kentlerin günlerce internetsiz bırakıldığı bir ortamda Kadın gazeteciler merkez ve havuz medyasının kullandığı savaşı dilini değerlendirdi. NRT Muhabiri Sevda Kaplan, "Aslında baktığımızda Türkiye'de medyanın dili hiçbir zaman değişmedi. Son zamanlarda tekrara başlayan saldırılarla dilde daha bir sertleşme yaşandı. Tabi ki buda toplum üzerinde büyük bir etki arattı. Özellikle Türk medyasının Kürt medyasına karşı aldığı bir tutum söz konusu. Bu saldırıların başlamasıyla 96 haber sitesi sansürlendi. Buna karşıda Türk medyasında ki dilin sertliği de yankısını da buluyor" dedi.
'Medya toplum üzerinde çok büyük bir etkiye sahip'
Yaşanan savaş ortamında ki Türkiye'de gerginliği aktaracak özgür bir basının olmadığını söyleyen Sevda, "Özgür bir basının olmaması da haliyle o insanların dilindeki sertlikte özellikle havuz medyasında ki dilin sertleşmesine sebep oluyor. Buda o kişilerin şahsıyla ilgili değil bağlı oldukları kurumların patronlarının veya sahiplerini bağlı oldukları partilerde biraz bağlı olmuş oluyor. AKP hükümetinin saldırıları 13 yıllık iktidar geçmişini değerlendirdiğimizde hep göz önündeydi. Kendisi bir cumhurbaşkanı olmasına rağmen bir muhabiri muhatap alabiliyordu. Medya toplum üzerinde çok büyük bir etkiye sahiptir. Haliyle çok az bağımsız bir kesim olsa da onlar üzerinde bir korku var bir baskı var" diye konuştu.
'Medyasına ayar çeken bir Türkiye gerçekliğinden bahsediyoruz'
Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti üyesi Hatice Kamer ise medyanın üzerindeki baskıları başlatılmış olan savaş konseptiyle bağlantılı olduğunu ifade etti. Hatice, "Bu baskı merkezden bağımsız alınan bir karar değil. Sonuçta cumhurbaşkanından tutun başbakanına kadar özellikle seçimlerden sonra çok ciddi anlamda değişen bir dil, bir üslup ve eylemden bahsedebiliriz. Her gün cumhurbaşkanı çıkıp maalesef muhtarından tutun medyasına ayar çektiği bir Türkiye gerçekliğinden bahsediyoruz. Medyanın yeniden dizayn edildiğini de söyleyebiliriz. Zira merkez, havuz medyası dediğimiz ana akım medyada da dilin değiştirildiğini söyleyebiliriz. En basit son olarak yaşanan olaydan dolayı örnek vermek istiyorum Silvan'ı 80 bin nüfusluk bir ilçenin bir gün içerisinde tüm dünyayla bağı kesilebiliyor ve medya dahi ulaşamıyor. Dolayısıyla burada da internetin ağırlaştığını görebiliyoruz. Çok ciddi bir müdahale var çok ciddi bir baskı var" dedi.
'Hepimize düşen doğrudan taviz vermemek'
Medyanın toplum üzerindeki etkisini değerlendiren Hatice, "Sonuçta alternatif bir medyada var. İnsanların artık tek başına olayın gerçekleştiği yerden elindeki telefonla haberi gerçek kaynağından alıyor. Eskiden olsaydı evet direk algı ona göre yönetilecekti fakat sosyal medya ve alternatif medya istenilen o amaca biraz daha bariyer gibi. Bu yüzden sosyal medyanın varlığı çok ciddi bir bariyer. Bizim hangi kurumda olduğumuz değil, yada nereyi temsil ettiğimiz değil, asıl önemli olan sizin yaptığınız işin ne kadar doğru ve dürüst yaptığınızdır. Doğruluk ve dürüstlük ilkesinden taviz vermeseniz nerede olursa olsun sanırım sizin gazeteciliğinizde yaptığınız işte bir şekilde kamuoyunun önündeki haber alma alternatiflerden birisi olursunuz. Hepimize düşen doğrudan taviz vermemek, gerçekleri çarpıtmadan, eğip bükmeden bir şekilde insanlara ulaştırabilmek" dedi.
'Geçmişte bir çok örneği var'
Dicle Haber Ajansı (DİHA) Haber Müdürü Dicle Müftüoğlu ise sansür ve baskılara dikkat çekti. Dicle, "Sansür bildiğimiz toplumu etkileyebilecek bilgilerden korumak anlamına geliyor. Bunu sözlükler bile söylüyor ama devletler ve iktidarlar bunu kendi lehine kullanabiliyorlar. Türkiye tarihide bunlarla dolu. Kapatılan gazeteler, toplatılan sayılar, katledilen gazeteciler ve tutuklanan gazetecilere baktığımızda düşünce özgürlüğü kısıtlama açısından en üst sıralarda yer alan ülkelerden biri Türkiye. Bu sansür Kürt özgür basın geleneği açısından ilk sansür değil. Geçmişte de birçok örneği oldu. Ancak son saldırılara baktığımızda 24 Temmuz gecesi medya savunma alanlarına yönelik saldırıyla birlikte sansürlenmeye başladık. Bir tedbir kararı olarak bu sitemize yansıdı" dedi.
'Savaş başladığında ilk önce medya susturulur'
Kamuoyuna gerçekleri yansıttıkları için sansürlerin uygulandığını dile getiren Dicle, "Aslında bu salt bir gazetenin yada bir sitenin yayın yapamama ile alakalı bir durum değil. Halkın gerçekleri öğrenememesi ile alakalı bir durum. Bu Türkiye'nin geçmiş pratiklerinde de yaşanan bir durum. Savaş başladığında ilk önce medya susturulur. Halka yaşanan gerçekleri yansıtmama adına oluyor bu tür durumlar. Bize bu yapılırken ana akım medya dediğimiz yada son tanımla olarak savaş medyası olarak gündeme gelen medyanın yayın yönetmenleriyle görüşüp yayın politikasını belirleyecekleri yada hep birlikte aynı manşetler atabilecekleri bir pozisyon var ancak özgür medya için böyle bir durum söz konusu değil. Bir savaş varken o savaşın gerçeklerini halktan saklamanın en kolay yolu da özgür basını susturmaktır" şeklinde konuştu.
'Sürekli kadına yönelik bir saldırı var'
Medyanın savaş dili hakkında konuşan ve savaşların genlerde kadın bedeni üzerinden kurgulandığını ve yürütüldüğünü söyleyen Dicle, "Savaşlarda ilk saldırdıkları şey kadın bedeni oluyor. Aslında bu 90'lıyıllardan bu yana alışık olduğumuz bir gerçeklik. Sürekli kadına yönelik bir saldırı var. Kadına saldırarak ve kadın bedeni üzerinden bu savaş yürütülmek isteniyor ancak buna karşı yanıtın Kürt halkı tarafından zaten verildi. DAİŞ'in yarattığı zihniyetin devamıdır. Şengal ve Kobane direnişi döneminde Kürt kadınları çok iyi bir yanıt verdiler aslında tüm dünyaya da örnek olabilecek başka bir yol önümüze koydular. Kadınlar orada öz savunma olarak silahlandılar. O tecavüzcüler karşı hem kendilerini hem de kendi vatan ve topraklarını korudular. Bizlerde basın temsilcileri olarak bu anlamda kadın mücadelesini daha doğu daha iyi bir şekilde yansıtmak adına mücadelemizi sürdüreceğiz" diye konuştu.
(be/fk)

