Didimli kadınlar: Bu savaş bizim savaşımız değil

17:07

JINHA

AYDIN - Didim Kadın Platformu, savaşa politikalarına karşı barışı savunma için basın açıklaması yaptı. "Kadınlar susarsa silahlar konuşur" diyen kadınlar, "Bu bizim savaşımız değil, sarayın saltanatı için çocuklarınızı feda etmeyin" çağrısı yaptı.

Aydın'ın Didim ilçesinde kadınlar barış talebiyle basın açıklaması yaptı. Cumartesi Pazarı'nda bir araya gelen Didim Kadın Platformu üyeleri hükümetin savaş politikalarına tepki göstermek için "Kadınlar susarsa silahlar konuşur" pankartı açtı. Kadınlar tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi: Biz kadınlar barışın, barış umudunun ne değerli olduğunu biliyoruz; çünkü bizler savaşı, savaşın tüm toplumsal etkilerini en ağır şekilde yaşadık. Savaşlarda evlatlarımızı, eşimizi, yakınlarımızı yitirdik. Katiller tarafından tecavüze uğradık yetmiyormuş gibi acımız, yoksullukla bas basa kaldık.

Şimdi yine haberleri korkuyla açıyoruz. Sokağa tedirginlikle çıkıyoruz. Kadınlar olarak şiddete en çok biz uğrarken, kadın cinayetlerinin ilk tanığı olmaktan bıkmışken, her gün bizlere yapılanlar yetmiyormuş gibi evlatlarımızın katledilmesinin acısını en çok biz yaşarken çıkıp susmamızı söylüyor devletin en tepesinde olan bir zat. Bu sefer susmayacağız; çünkü barışa en çok bizim ihtiyacımız var. Çünkü savaşlarda öldürülenler bizim çocuklarımız, onları biz doğuruyoruz. Çünkü tohumuna para değil, yürek ve emek veriyoruz. Onları biz yetiştiriyoruz. Asker, polis, sivil insan, gerilla cenazesinde döktüğümüz gözyaşı yüreğimizdeki yangını söndürmüyor. Acımız ortak. Hangi evlat bir diğerinden daha az kıymetlidir? Hangi ağıt daha acıdır ötekinden? Çözüm süreci denilen bekleme döneminde biz anaların gözyaşı biraz da olsa kurumuştu. Ateşkesle barışa dair umutlarımız artmıştı. Ama başkan olma hayalleri yıkılmış cumhurbaşkanının keyfi tercihiyle bu iyimser ortam birden bire ağızlarından düşürmedikleri milli iradeye umurumuzda değilsiniz dercesine kimseye danışılmadan ortadan kaldırıldı. Dünyanın en barbar örgütü IŞİD'e bile gösterilmeyen tepki, devlet şiddeti olarak sivil halka dayatıldı. Suruç'ta otuz iki gencimizi böyle bir düşman bizden aldı. O gençler barış için seferber olmuş bizlerden farklı değillerdi.

'90'lara dönmek istemiyoruz'

Çatışmalar, asker cenazeleri, köy bombalamaları devam ediyor ve anaların gözyaşları dinmiyor. Egemenlerin savaş inadı yüzünden yoksul halk çocukları köylere tabutla dönüyor. Asker cenazeleri yürek parçalıyor. Savaşı sorgulayan herkes terörist ilan ediliyor. Keyfi tutuklamalar devam ediyor. Gerçekleri dile getiren gazeteciler hapis yatıyor. Çiller gibi yalılarda oturup yoksul halk çocuklarını ölüme gönderen bugünkü iktidar Türkiye'yi 90'lı yıllara geri döndürüyor. Evlatlarını kaybeden annelere cenazeler 10 gün sınırda bekletildikten sonra veriliyor. Çözüm sürecini bitiren hükümet çıkıp "Gezi süreci çözüm sürecine zarar verdi." diyor.

'Gezi halkların kardeşliğidir'

Oysa Gezi direnişi AKP'nin baskıcı, otoriter uygulamalarına karşı farklı sesler ve renkleri bir araya getirmişti. Ellerinde ulusal bayrağı taşıyan binlerce kişi barış istemişti. Gezi bu toplumun Kürt, Türk, Alevi, Sünni bütün renklerinin ülkesinin huzur ve barışı, geleceği için başkaldırısıydı. Gezi; ülkeyi ağacından, suyuna, toprağına parsel parsel satıp saraylar inşa eden, IŞİD gibi barbarları destekleyip ülkeyi savaşa sürükleyen AKP'ye karşı "Biz bu ülkenin asıl sahibi olan halkız." diyen binlerce sesti.

'Bu savaş bizim savaşımız değil'

7 Haziran'da artık bu hükümetle yönetilmek istemediğimizi haykırmışken bizi savaşa gönderme kararını hala bizler adına verebiliyor ve diyor ki başbakan "Evlatlarımızı feda etmeye hazırız." Onların çocukları bedelli askerlik yaparken bizim çocuklarımız onların başkanlık hayalleri için, iktidar hırsları için feda olacak. Geçtiğimiz günlerde evladının cenazesinde haykırıyor bir asker annesi "Tayyip'e söyleyin, Bilal'i göndersin askere" İşte bu yüzden bu savaş bizim savaşımız değil. Bu yok edip yakılmış cesetlerimizin, yıkılmış mezarlarımızın üstüne saraylarını yeniden inşa etmek isteyenlerin savaşı. Onların çocukları gemiciklerinde sefa sürerken, silah tüccarları servetlerini artırırken bizim çocuklarımıza gözlerini dikmiş evlatlarımızı feda etmeye hazırız diyorlar. O evlatlar bizim, sizin lüks saraylarınız için feda ettirmeyeceğiz evlatlarımızı. Çağrımız bütün kadınlara; bu savaşta evladınızı kaybetmediyseniz şanslısınız, ancak kaybedebileceğinizi düşünerek gelin savaşa karşı birlikte mücadele edelim. Susmayalım barış için tek ses olup haykıralım. Bülent Arınç gibi konuştukça kadına yönelik nefret saçan zihniyetler sussun bir kadın olarak biz kadınlar konuşalım. Çünkü sadece temmuz ayında 15 kadın öldürüldü. Bülent Arınç'ın bir kadın milletvekilin susturmaya çalışmasının hemen ardından iki kadın öldürüldü. Bülent Arınç'ın asli görevi kadın cinayetlerinin önünü açmak sanki. Halbuki kadın cinayetleri konusunda caydırıcı olacak yasalar iki yıldır mecliste bekletiliyor. Bülent Arınç gibi savaştan yana olanlar sussun kadınlar, kadınların yaşaması için konuşsun.

'İnadına barış'

Unutmayalım ki egemenlerin savaşı kazanmak için yapılmaz. Aksine savaşın sürekli olması istenir ki toplumdaki egemen sınıflar daha zengin, yoksullar daha yoksul olsun. Toplumdaki cehaletin sürmesi için, asıl olarak toplumu açlığın eşiğinde tutmak için yapılır. Savaş egemenler tarafından kendi vatandaşlarına karşı yürütülür. Asıl amaç yoksul ve cahil bırakılmış halkı daha iyi yönetebilmektir.
Biz kadınlar umudumuzun bombalanmasına, ateşkes öncesine dönülmesine, barışın başkanlık hırsına kurban edilmesine, evlatlarımızın iktidar hırsları için feda edilmesine izin vermeyeceğiz. İşte bu yüzden susmuyoruz. Tek ses ve yürek olarak inadına barış diyoruz."

Açıklama savaş karşıtı sloganlarla son buldu.

(fk)