Devletin gayrimeşru çocukları: Korucular

14:18

JINHA


AMED – Birçok akademisyenin katıldığı ve 2011 yılında araştırmaların tamamlandığı koruculuk üzerine yapılan kitap çalışmasının tanıtım panelinde konuşan Prof. Dr. Şemsa Özar, sistemin geçici olarak kurulduğunu fakat 30 yıldır devam ettiğine dikkat çekerken, Nesrin Uçar ise korucuları, “Devletin gayrimeşru çocukları” olarak değerlendirdi.


Bölge’de sosyal  ve siyasal araştırmalar yapan Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA), koruculuk üzerine yaptığı çalışma “Geçmişten Günümüze Türkiye’de Paramiliter Bir Yapılanma: Köy Koruculuğu Sistemi”ni aynı başlıklı bir basın toplantısı ile kamuoyuna sundu. Birçok araştırmacı ve akademisyenlerin katıldığı çalışma, 1984-2011 yılları arasında koruculuk sisteminin geçtiği süreçleri kapsıyor. Çalışma, korucular, eşleri ve çocukları ile yapılan toplam 68 görüşmeyi kapsayan alan araştırması ile birlikte, resmi tutanaklar ve basın taramasını da kapsıyor. Akademisyenler araştırmayı, koruculuk sisteminin bitmesi için katkı sunmak amacıyla gerçekleştirdiklerini belirtti. Prof Dr. Şemsa Özar, Nesrin Uçarlar ve Osman Aytar’ın yazdığı kitabın tanıtımını ise, Şemsa Özar ve Nesrin Uçarlar, Cegerxwîn Kültür Sanat Merkezi’nde gerçekleştirdi.


Geçici olarak kurulan ve 30 yıldır süren sistem…


Tanıtım amacıyla gerçekleştirilen basın toplantısına birçok sivil toplum kuruluşu da katıldı. Toplantıda ilk olarak konuşan Araştırma Genel Koordinatörü Prof. Dr. Şemsa Özar, çalışmayı sadece korucular ve aileleri üzerinden yaptıklarını ifade etti. Sadece korucu ve yakınları ile görüşme nedenlerini, bugüne kadar mağduriyetin birçok kaynakta işlenmesinin yanı sıra, korucuların işlenmemiş olması olarak gösterdi. Koruculuk sisteminin, Hamidiye alayları olarak adlandırılan paramiliter sisteme dayandığını dile getiren Şemsa, bu sistemin 1984 yılında “geçici” olarak yasalarda ele alındığını fakat 30 yıldır hala devam ettiğini vurguladı. Şemsa, yapılan alan araştırmasında korucuların, nasıl korucu oldukları, niçin kabul ettikleri, koruculuğun bitmesi ya da devamına ilişkin görüşlerinin de alındığına dikkat çekerken, ayrıca dünyanın dört paramiliter ülkesi olarak Filipinler, Guatemala, Güney Afrika ve Irak deneyimlerini de incelediklerine değindi. Ayrıca korucu sayısının tam olarak bilinmemekle beraber, 90 binden, emekliler olunca 45 bine kadar düştüğünü ifade eden Şemsa, yapılan görüşmelerde, korucuların çözüm olursa silah bırakabileceklerini dillendirdiklerine işaret etti.


‘Devlet, koruculuğu bacasız fabrika olarak gördü’


Ardından konuşan kitabın yazarlarından Nesrin Uçarlar, araştırmanın Şubat 2011’e kadar olan dönemi kapsadığını, bu nedenle yeni gelişmeleri kapsamadığını ifade etti. Koruculuk sistemini 4 dönem halinde ele aldıklarını belirten Nesrin, sistem yaygınlaştırılırken, “Bu savaş dinidir ve düşman Ermenidir” sözleriyle Kürtlerin ikna edilmeye çalışıldığını kaydetti. 1984 yılından beri hükümetlerin yenilendiğini fakat sistemin eski olduğunun da altını çizen Nesrin, “Öncelikle muhalefet, sistemin yanlış olduğunu ifade ederek kaldırılmasını savunuyor. Ardından iktidar olunca ekonomik çıkar ve askeri vesayet nedeniyle bu sistemi savunuyor. Muhalefet, iktidar olunca ‘Islah edelim’ diyor” açıklamasında bulundu. Hükümetin, koruculuk sistemini “bacasız fabrika” olarak değerlendirdiğini ifade eden Nesrin, korucuları ise “devletin tecavüz sonrası gayri meşru çocukları” olarak değerlendirdi.


‘Eğer siz almazsanız PKK’ye veririm’


Köy korucular ile yapılan görüşmelerden bazı başlıklara da yer veren Nesrin, korucuların aslında sadece köyü koruma amacıyla ellerine silah aldıklarını fakat kendi istekleri dışında hem köy dışına hem de sınır dışına operasyonlara götürüldüğünün altını çizdi. Korucuların, ne asker tarafından ne de devlet tarafından sahiplenildiğini dile getiren Nesrin, ayrıca korucuların kendilerini muhaliflerden ve iktidardan daha demokrat olarak gördüklerine işaret etti. Nesrin, korucuların silah bırakmalarına da değinerek, “Korucuların silah bırakmaması için emeklilik, memurluk gibi çeşitli teşvik politikalarına rağmen silah bırakanlar var. Görüşme gerçekleştiren koruculardan birisi, silahını, ‘Eğer siz almazsanız PKK’ye veririm’ diyerek teslim edebildi” dedi.


Araştırmada yer alan araştırmacı ve akademisyenler, koruculuk sisteminin tasfiyesi sürecinde dikkat edilmesi gereken hususları şöyle sıraladı:


- Korucuların silah ve her türlü imtiyazları geri alınmalı, koruculuk sistemi tümüyle tasfiye edilmelidir.


- Sivillere karşı suç işlemiş korucular derhal mahkeme önüne çıkarılmalıdır.


- Korucuların belirli bir program içinde, işgal ettikleri topraklardan ve evlerden çekilmesi sağlanmalıdır.


- Korucuların özlük hakları karşılanmalı, çalışma yaşında olanların başka iş sahibi olmaları için seçenekler sunulmalıdır.


- Koruculuk yapmış ve halen yapmakta olanların, orman bekçiliği, okul güvenliği, petrol hattı bekçiliği gibi, güvenlik ve koruma işlerinde çalıştırılmamaları; silah taşımayı gerektirecek ya da başkaları üzerinde imtiyaz sağlayacak herhangi bir işte hiçbir surette çalışmamaları için kesinlikle önlemler alınmalıdır.


- Paramiliter yapıların yeniden üretilmelerini ve faaliyet göstermelerini besleme riski içeren denetimsiz silah ticareti, sivil toplum kuruluşlarının da içinde yer aldıkları bir mekanizma ile denetim altına alınmalıdır.


- Gerek PKK ve korucular, gerekse korucular ve köylüler arasında, korucular silahları bıraktıktan sonra öç alma eylemlerinde bulunulmayacağına dair, her kesimin katılacağı bir uzlaşma anlaşması yapılmalıdır.


- Ülkede paramiliter bir sistemin tekrar ortaya çıkmaması için her türlü yasal önlem alınmalıdır.


(gk-sg/mg)