Kadınların emek mücadelesinin ilklerinden Feshane direnişinin 139. yılı
09:04
JINHA
HABER MERKEZİ - Osmanlı İmparatorluğu döneminde emek mücadelesinde yerlerini alan kadınlar 1876'nın Ağustos ayında yürüyüş düzenleyerek sadrazamdan haklarını talep etmişti. Özellikle dokuma sektöründe çalışan kadınlar ağır çalışma koşullarına ve makineleşmeye karşı isyan ederken, işçi kadınların yaşamları romanlara konu olmuştu.
Kadınların güvencesiz esnek çalışma koşullarına, emek sömürüsüne isyanı yüz yıllar öncesine kadar dayanıyor. Osmanlı Devleti döneminde emek mücadelesinde kadınlar da yerlerini almıştı. İşçilerin ilk tepkisel örneği olan makine kırıcılık, Osmanlı döneminde dokuma işkolunda ağırlıklı olarak çalışan kadın işçileri etkilemişti. Bu eylemlerin en bilinenlerinden biri de Ağustos 1876 yılında gerçekleşen Feshane greviydi. Osmanlı'nın son dönemlerinde kadınların eylemlerine şu örnekler verilebilir:
Kadınlar dokuma atölyesini işgal etti
Dokuma işkolunda makineleşmenin başlamasıyla işçi kadınların işlerini kaybetme korkusuyla giriştikleri ilk eylem 1851'de Bulgaristan sınırları içinde kalan Samokov'da yaşandı. Kadın işçiler mekanik bir tekstil tarağına karşı çıkarak kürek, balta ve sopalarla dokuma atölyesine hücum etti. Bu tarağın bir daha kullanılmayacağı sözü verilmesinden sonra, tarağı kırmaktan ve atölyeyi tahrip etmekten vazgeçti. 1872-1907 arası dönemde Osmanlı'da 50 grev olduğu biliniyor. Bu grevlerin 9'u kadınların çalıştığı dokuma işkolunda gerçekleşti.
Rayda oturma eylemi
1873'teki tersane grevinde de, eşlerinin ya da çocuklarının yanında greve destek verirken, 1876 yılının Mayıs ayında yaşanan başka bir tersane grevine ilişkin La Turquie gazetesinde grev kırıcılara ilişkin şöyle bir haber yer alıyor: "Bu işçiler işten çıktıklarında grevcilerin saldırısına uğramışlar ve pek çok işçi yaralanmıştır. Silahlı birlikler tarafları dağıtılmıştır. Grevci işçilerin eşlerinin de en az kendileri kadar saldırgan oldukları ve sopalarla silahlanmış 'hanum' birliklerinin tersanenin kapısında durarak çalışmak isteyenlere sopa yağdırdıkları söylenmektedir." Grevci eşleri yine aynı yıllarda tramvayların sefere çıkmasını engellemek amacıyla sık sık 'rayların üzerine yatma' eylemi yapıyordu.
Kadınlar Babıali'ye yürüyerek haklarını istedi
1876 Osmanlı İmparatorluğu'nun kalbinde önemli işçi eylemlerinin gerçekleştiği bir yıl oldu. Sadece İstanbul'da feshane, darphane, fişekhane fabrikalarında, tersanelerde ve ayrıca tramvay ve demiryolu işletmelerinde çalışan farklı etnik kökene sahip işçiler grevler ve yürüyüşler düzenlediler. Ayrıca Kocaeli demiryolu işçileri de greve gitti. İzmir'de gerçekleşen dokuma işçilerinin grevinde ise ilk defa bir işçi komitesi ortaya çıkacaktı. 1876 grev dalgasına binlerce işçi katıldı. 1876 Ağustos ayında Feshane Grevi'nde 50 kadın işçi, grevin örgütleyicisi ve yürütücüsü oldu. 50 kadar Rum ve Ermeni kadın işçi Babıali'ye yürüyüş düzenleyip sadrazamdan ödenmeyen ücretlerinin ödenmesini istedi.
Sivas'ta işçi kadınlar belediyeye yürüdü
1908'de Kavala ve Drama'daki 14 bin tütün işçisinin katıldığı grevin önderi olarak Vera adlı bir kadın işçi öne çıkıyor. Yine 1908 yılında Sivas'ta işçilerin isyanı yaşanıyor. 16 saat varan iş günü sonunda alınan günlük ücret bir ekmek almaya dahi yetmez. Bu koşullara isyan eden kadın işçiler Sivas Belediyesi'ne doğru yürüyüşe geçerek, belediye başkanının evini taşlayarak buğday depolarına el koyuyor. 1908 İzmir-Aydın demiryolu grevinde de grevcilerle, kolluk kuvvetleri arasındaki çatışmaya kadınlar da katıldı.
1908'de emekle sermaye arasındaki mücadele patlamalarla sonuçlanmıştı. Sivaslı kadın işçiler günde 16 saat çalışıp 40 para yani 1-2 kuruş arasında ücret alıyorlardı. Ekmeğin fiyatıysa 5 kuruştu. 25 Haziran 1908'de elli kadın bir ayaklanmaya öncülük ettiler. 1908 Haziranında Sivas'ta bir isyan patlak verir. 23 Haziran sabahı civardan gelen elli kadar kadın, vilayet konağı önünde toplanarak pahalı ve kötü ekmeği protesto ederler. Kadınların önayak olduğu isyan hızla yayılır, 500 kişilik bir kalabalık vilayet konağının camlarını indirir, un depolarını yağma eder. Un vurguncularıyla hareket eden belediye başkanı, kaçarak linç edilmekten kurtulur. İzmir'de de benzer olaylar meydana gelmektedir. 1910-11 yılları özellikle kadınların çalıştığı dokuma ve tütün iş kolunda greve gittikleri yıllardır. 29 Ağustos 1910 tarihli Sabah Gazetesi'ndeyse "Bursa'da uzun süreden beri iş koşullarının düzeltilmesini bekleyen ipek işçilerinin greve gittiği" haberi yayımlanacaktır. Bu şehirde 7 ile 70 yaş arasındaki kadın ve genç kadınlar, düşük ücretlerle günde 15-16 saat çalışmaktaydı. Sabah 09.00'da başlayıp gece 01.00'e kadar iş başında kalıyorlardı. Bunun karşılığı 1910'da 1 ila 5 kuruş arasındaydı.
Uşak'ta kadınlar fabrikayı işgal etti
1908 yılı Mart ayı başında Uşaklı kadınların girişimleri ise büyük çaplı ve ses getiren cinstendi. Önemli bir halı imal merkezi olan Uşak'ta Mart ayının ortalarında çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan kalabalık bir grup, üç mekanik ve buharlı yün eğirme fabrikasını bastı, fabrikalarda bulunan yün iplikleri yağmaladı, fabrikalarda bulunan makineleri de tahrip etti. Sayıları bin 500'e ulaşan kadınlar sokaklarda gösteri yaparak hak talebinde bulundu. Makineleri tahrip ettikleri düşünülen kişiler askerlerce tutuklandı. Olaylar karşısında göstericilere karşı yeterli tedbir almadığı gerekçesiyle Uşak Kaymakamı Tevfik Efendi görevden alındı.
Bursa'da ipek işçisi kadınların ağır koşullara isyanı
1 Ekim 1910 yılında ise, Bursa'da greve giden 30 bin işçiden çoğu kadındır. Bursa'lı ipek işçisi kadınların grevi Refik Halit (Karay) 1909'da yayımlanan Hakk-ı Sükut (Sus Payı) adlı öyküsünde kadın işçilerin ipek fabrikalarındaki çalışma koşullarını şöyle tasvir ediyor: "Üç dört kuruşa karşı on dört saat kaynar suların başında, pis kokular, hasta nefesler emerek zehirlenen, tazeliğinden, kızlığından, gözlerinin pırıltısından her gün bir zerre kaybederek toprak olan vücutlar (.) Bir gün kırmızı kurdelesinin süslediği ipek saçlar altında sevine sevine, neşeli, kuvvetli gelen yeniler bir iki sene sonra güçsüz ayaklarını, nalçalı kunduralarını taş kaldırımlar üstünde zorla sürükleyerek kulübelerine çekilirlerdi. Ağrıyan başlarını, yanan göğüslerini dinlendirmek için yalnız altı saat süreleri vardı; gülmek ve konuşmak için değil! Kim bilir ertesi sabah bu hasta, yorgun gözler ne kadar güç açılır, her kemiği ayrı sızlayan bu zavallı vücutlar, fabrikanın düdüğüne ne zorlukla uyardı? Kim bilir bu hastalıklı sabahlar ne kadar gözyaşları döktürürdü, bu halsiz vücutları sürüklemek ne zordu?"
Bu öykünün yayımlandığı 1909 yılının 9 Eylül'ünde, İkdam gazetesinde 'Bursa'da ipek fabrikalarında çalışan işçilerin, dayanabileceklerinden fazla çalıştırılmamak ve üç kuruş olan ücretlerinin artırılması için gerekli yerlere başvurdukları, Ticaret ve Nafıa Nezareti'nin, durumu denetlemek üzere, memurlar atadığı' şeklinde bir haber yayımlanır. Bu işçilerin hemen hepsinde fazla çalışmanın yarattığı hastalıklar vardır. Hüdavendigâr (Bursa) Vilayeti'nden bakanlığa gönderilen telgrafta işçi hastalıklarından biri, 'dinlenememekten doğan kansızlık' olarak anlatılmış, iş saatleri ve ücretler açıklanarak toplum ve sağlık açısından doğabilecek tehlikeler açıklanmıştır. Bu telgraf bakanlıktan Şura-yı Devlet'e havale edilir ancak Şura-yı Devlet, çalışma saatlerinde yapılacak bir sınırlandırmanın da, ücretleri artırmanın da Osmanlı Devleti gibi gelişmekte olan bir ülke için zararlı olacağını söyleyerek istekleri reddeder. Çünkü hükümetteki İttihat ve Terakki Fırkası (İTF) Avrupa'nın pek çok ülkesindeki sosyal politika içerikli yasa ve yönetmeliklerin patronları zarara uğratmaktan başka bir işe yaramadığına ve zarara uğramaktan korkan patronların önemli yatırımlar yapmayacağına inanmaktadır.
Kaynak: Ayşe Hür, Z.H. Kars'ın Belgelerle 1908 Öncesinde Anadolu, Sennur Sezer, Kızılbayrak
(gc/fk)

