‘Kadınlar sınırların ne demek olduğunu çok iyi biliyor’

12:01

JINHA


MERDÎN – Nusaybin ile Rojava'nın Qamişlo kenti arasında bulunan sınır hattında örülen utanç duvarına karşı girdiği 9 günlük ölüm orucu eylemini değerlendiren Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan, “Artık insanlar sınırları istemiyor. Şartlar her ne kadar zor olsa da hiçbir şey araya örülen utanç duvarı kadar zor olamaz. Kadınlar sınırların ne demek olduğunu çok iyi biliyor. Sınırlar nefreti doğurur, ötekiyi doğurur ve toplumun yüzkarasıdır. Bu yalnızca Kürtler açısından değil, Kürt, Ermeni, Süryani, Arap, Keldani gibi tüm halkların kabul etmeyeceği bir durumdur" dedi. 


Nusaybin ile Rojava'nın Qamişlo kenti arasında bulunan sınır hattında örülen utanç duvarına karşı 9 günlük ölüm orucu eylemi gerçekleştiren Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan, 7 Kasım yürüyüşünden sonra hükümetin verdiği güvencelerle ölüm orucunu sona erdirmişti. Devletin teminat verdikten sonra duvar inşaatını ve 9 günlük ölüm orucunu değerlendiren Ayşe, “9 günlük ölüm orucu döneminde çok duygusal anlar yaşadım. Halkın grevime desteği ve duygusal bağı çok önemliydi. Nusaybin tarafından beni ziyarete gelenlerin yanı sıra Rojava tarafından TEVDEM, sağlık heyeti, kadın meclisleri, halk meclisi ve çocuklar beni sık sık ziyaret ediyordu. Çocuklar beni onların geleceğini bekleyen biri olarak görüyorlardı ve benim etrafımda nöbet tutuyordu. Her iki saatte bir kendi aralarında nöbet değişikliği yapıyorlardı. Bir nevi bana ‘Yanındayız’ mesajını veriyorlardı. 9 gün boyunca bana nöbetçi olan çocuklar, hükümet tarafından çekilen brandayla beraber çıldırdılar. Rojava çocukları direnişçi bir yapıya sahip. Askerlerle pazarlık yapıyorlardı. ‘bırandayı çekin ve onu görmemize izin verin. Yoksa brandayı parçalarız’ diyorlardı. Bu çok önemli bir olguydu. Bu durum çok duygusaldı” dedi.


‘Beni ölümle tehdit ediyorlardı’


Cezaevlerinde gelen mektuplarında kendisi için çok anlamlı olduğuna değinen Ayşe,  “Öte yandan kadınlar yanıma enstrümanlarıyla geliyor ve sınırın öte tarafından türküler söyleyerek benim eylemime eşlik ediyorlardı. En önemlisi de zindanlardan gelen  mektuplar benim için çok anlamlıydı. Mektuplarda, ‘Yıldızları kendine arkadaş olarak al ve kendini yalnız hissetme deniliyordu’ bu ifade benim için çok anlamlıydı. Çünkü yıldızlar Kürt tarihinde birer şehit olarak anılırlar. Ben de onları kendime arkadaş bildim ve hiç yalnız kalmadım böylece. Grev esnasında birçok tacize uğradım. Çünkü etrafımı polis ve askerler sarmıştı. Erkekler her yerde aynı. Cinsel tacizleri her yerde aynıdır. Onların yaptığı her hareket bile cinsel tacizdir. Beni ölümle tehdit ediyorlardı. Benim eylemimle alay ediyorlardı. Fakat bu durum, onların çaresiz kaldığının göstergesiydi aslında. İşte bu kadar güçsüzlerdi.  Grevim esnasında bana seslerin bile gelmesini engelliyorlardı. Bu psikolojik işkenceydi” dedi.


‘Kadınlar sınırların ne demek olduğunu çok iyi biliyor’


Polislerin sürekli halkı engelleme çabalarının olduğunu kaydeden Ayşe, “Beni görmek isteyen halkı engelleyen polisler bunun güvenlik açısından yaptıklarını öne sürüyorlardı. Fakat ben bunu bir türlü anlayamadım. Risk benim için riskti. Zaten beni umursadıklarını aslında Kürtleri umursadıklarını da sanmıyorum. Tacizlerinin arasında rant sağlama amaçlı eylem yaptığımı söylemeleriydi. Bunu ben hiç takmadım bile. Benim belediye başkanlığına tekrar adaylığımı göstermek için eylem yaptığımı söylüyorlardı. Bu yalan iftiranın onlarda farkındaydı. Çünkü açlık grevi esnasında Hem Rojava hem de Bakur tarafı bir olup ortak eylem yaptılar. Bu süre zarfında Rojava’nın Bakur, Bakur’un da Rojava olduğu net bir şekilde ortaya konuldu. Şartlar her ne kadar zor olsa da hiçbir şey araya örülen utanç duvarı kadar zor olacağını düşünmüyorum. Kadınlar sınırların ne demek olduğunu çok iyi biliyor. Sınırlar nefreti doğurur, ötekiyi doğurur ve toplumun yüzkarasıdır” sözlerini ifade etti.


‘Sınırlar en büyük tecrit örneğidir’


Kürt Kadın Hareketi olarak utanç sınırlarının ortadan kaldırılması için çağrıda bulunduklarını kaydeden Ayşe, duyarlı yurttaşların hepsi bu sınırların ortadan kaldırılması için mücadele vermesi gerekiyor. Sınırlar zaten en büyük tecrit örneğidir. Akrabaların arasında örülen bu sınır zaten yıllarca her zaman halkın arasında bir engel olarak gösterildi. Bu da halk üzerindeki ağır tecrit anlamına geliyordu. Ben grevimi bu yüzden yaptım. Bu yüzden kaymakam ve vali bana telefon açılıyordu. Hükümet tarafından gelen telefonlarda sıkça, ‘Kadın olarak ordasınız, kadınlar zor koşullar altında yaşayamaz. Hem siz bir kadın olarak tuvalet ihtiyacınızı karşılayacak rahat bir yere sahip olmalısınız’ deniliyordu. Bu sözler zaten kadının üzerindeki tecriti de gösteriyordu. Bu büyük bir çelişkiydi. Hem bir yandan kişilerin bana yaklaşmasına dahi izin verilmezken  öte yandan telefonda benimle bir seçilmişle nasıl konuşulması gerekiyorsa öyle konuşuyorlardı. Bu ilginç bir tecrit örneğiydi. Ambargolar da zaten böyledir. Köy yakılmalarıyla PKK’yi bitirmeye çalıştılar, Bana da uyguladıkları ambargoyla grevimden geri dönmek içindi” şeklinde konuştu.


‘Kürt kadını olarak eylemimden asla dönmeyecektim’


“Beni yalnızlaştırarak eylemimden vazgeçmem için ellerinden geleni yapıyorlardı” diyen Ayşe, “Kürt kadının  direngenliğini asla bilmediler. Ben bir Kürt kadını olarak söz verdiğim eylemimden asla dönmeyecektim ve dönmedim. Rojava’daki durumu araştırma heyetindeydim ve bu amaçla Federal Kürdistan bölgesindeydim. Bu haberi ilk olarak oradayken basında duydum. Bu yüzden apar topar Nusaybin’e geldim. Fakat bu defa yetkililerle görüşmeye giremedim. Hükümet tarafından bunu yapan yetkililerin kim olduğu ve kimlerle irtibata geçeceğimiz konusunda kimse bize bilgi vermiyordu. Makinelerin çalıştığı zamanlarda biz görüşme aldığımızda bile makineleri durdurmadılar. İlk görüştüğümüzde çalışmalara ara verilse de gün geçtikçe bizimle ilgilenmemeye başladılar. Taleplerimizi dikkate almadılar. Makineler her gün çalışıyordu. Bu yüzden ben de oradan ayrılmadım ve eylemime başladım. İlk zamanlarda devlet benim soğukta üşüyeceğimden eylemi yarıda bırakacağımı düşünmüştü” dedi.


‘PAJK’ın yaptığı açıklamayla halk önemli bir sinerji aldı’


Utanç duvarı eyleminin çok önemli bir eylem olduğuna dikkat çeken Ayşe, son alarak şunları dile getirdi:


“Gün geçtikçe onlar da farkına vardı. Halk zaten beni Demokratik Özgür Kadın Hareketi’nden dolayı iyi biliyorlardı. Ve bu eylemin sadece benim eylemimin olmadığını aynı zamanda DÖKH’ün eylemi olduğunu bildiğinden benim eylemimin kararlığını da iyi biliyordu. Bu yüzden beni ilk günden desteklediler ve yalnız bırakmadılar. Kürt kadının direngen yapısını, soğuktan kaçmayacağını, mücadele edeceğini çok iyi biliyorlardı. DÖKH’lü kadınların mücadelesi halkta çok önemli bir etki yaratıyor zaten. Fakat benim eylemimle ilgili PAJK’ın yaptığı açıklamayla halk önemli bir sinerji aldı. Çünkü halk için gerillaya katılan kadınlar çok kutsaldır ve onların kararlı azimli duruşları büyük saygı uyandırır. Bu anlamda utanç duvarı eylemi önemli bir eylemdi. Artık insanlar sınırları istemiyor. Bu yalnızca Kürtler açısından değil, Kürt, Ermeni, Süryani, Arap, Keldani gibi tüm halkların kabul etmeyeceği bir durum. Erkekler arasında cetvelle ölçülüp parçalara ayrılan sınırları kadınlar istemiyor. Bunun nedeni bir parça daha büyük sınırlara sahip olmak isteyen erkeler bu amaçla savaşlar başlatır ve kadınlara tecavüz eder hayat sömürür. Savaşları erkekler sınırlar için mal mülk için ben egosu için başlatır. Kadınlar bu yüzden sınırları asla istemez.” 


(zd/mg)