Dünya’da kadın olmak… - (2) - DOSYA
09:55
Eylem Daş –Derya Ceylan /JINHA
İSTANBUL - Farklı sömürü araçlarıyla devlet politikaları haline gelen kadına yönelik şiddet, erkeğin kadına şiddeti olmaktan çıkmıştır artık. Bu politikaların sorumlusunun erkek egemen zihniyet olduğunu vurgulayan Sosyalist Feminist üyesi Banu Paker ve Öznur Subaşı, kadınların yaşadığı şiddeti, tecavüzü, günümüzün kadına karşı en büyük silahı olan neoliberal politikaları kısacası yeryüzünde kadın olmayı anlattı. Heinrich Böll Stiftung Derneği üyesi Ulrike Dufner de Kürt kadın hareketinin dünyada iyi bir örnek olduğuna dikkat çekti.
Yazılı tarih, kadınların ezilmesinin, aşağılanmasının ve yok sayılmasının tarihi olmuştur. Kadınlar, sınıflı toplumlarda her zaman arka plana itilmiş, yok sayılmış ve “kölelik” kadının değişmez kimliklerinden birisi haline gelmiştir. Tüm dünyada kadınların ortak ve tek sorunu erkek egemenliğinin meşru ve kabul edilebilir bir zihniyetmiş gibi kendilerine dayatılmasıdır. Tarihin her döneminde, kadınlar üzerinde türlü politikalar uygulanmış, devletler yürüttükleri politikaların (gerek savaş politikaları, gerekse ekonomik politikalar) bedelini kadınlara ödetmiştir. Günümüzün neoliberal politikaları, sermayenin tüm dünyada kadınları işsizliğe mahkum ederek iş piyasasının dışına itmesine neden olmaktadır. Kadını çocuk doğurma makinesi olarak görmesi ve bol bol çocuk doğurmaya teşvik etmesi sadece Türkiye’de değil neoliberal politikaların uygulandığı gelişmiş ve gelişmekte olan bütün kapitalist ülkelerde kendine sağlam bir zemin bulmaktadır. Sermaye kadını güvencesiz, esnek ve ucuza çalışma sistemine dayalı bir yapı içerisinde çalışmak zorunda bırakıyor ve kadınların bilincini teslim alarak, onları düşünmeyen, sorgulamayan, karşı çıkmayan, sömürü düzeninin bir parçası haline getirmeye çalışmaktadır. Tüm bunlara karşı kadınların, eşitlik ve özgürlük mücadelesi, insanlık tarihinin var oluşundan günümüze kadar devam etmektedir.
‘Sömürünün tarihi belli’
Kadınlar, tüm dünyada devletin, dayakçı erkeğin ve sömürücü patronun karşısında durarak aşağılanma, ötekileştirme, işsizlik ve sömürü karşısında verdiği mücadele ile “ötekilerin tarihini” yazmaktadır. Kadınların dünyanın her yerinde aynı sömürüye maruz kaldığına dikkat çeken Sosyalist Feminist Kolektif üyesi Banu Paker, kadınların ezilmesinin binlerce yıla dayandığını belirterek, sömürünün varoluş tarihini değil de, buna karşı nasıl bir mücadele verilmesi gerektiğini tartışmak gerekir dedi. Kapitalizmin vahşi bir sistem olduğunu vurgulayan Banu, “Yaşadığımız kapitalist toplumda kadınların daha da vahşi bir şekilde baskıya maruz kaldığını, ezildiğini ve sömürüldüğünü söylemek mümkün” şeklinde konuştu.
Devletin ve sermayenin politikaları
Kadınların ezilmesinin sadece kapitalizmin ürünü olmadığını ifade eden Banu, “Kapitalizme eşlik eden ve onu güçlendiren erkek egemen sistemin varlığı söz konusudur. Biz buna patriyarka diyoruz. Patriyarka ve kapitalizm birbirini güçlendiren ve besleyen sistemler bütünüdür” dedi. Ev içindeki kadından, çalışan kadınlara kadar tüm kadınların bu sistem tarafından sömürüldüğüne işaret eden Banu, kadınların bir dizi politikayla baskıya maruz kaldığını vurguladı. Banu, bu sorunların sadece ideolojik ya da kültürel sorunlar olmadığını, aksine doğrudan devletlerin, hükümetlerin ve sermayenin politikaları olduğunu öne sürerek kadınların hem bedeninin hem de kimliğinin tahakküm altına alındığını kaydetti.
Zulüm her yerde!
“Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadınlar tacizle, tecavüzle, şiddetle ve devletin baskısıyla karşı karşıya kalıyor. Dünyanın neresinde olursa olsun yaşadıkları zulüm aynı oluyor diyen Banu, bunun sorumlusunun erkek egemen zihniyet olduğunun altını çizdi. Yaptıkları kampanyalar kapsamında farklı ülke örneklerini inceledikleri zaman neoliberalizmin hakim olduğu ülkelerde de sosyalizme en yakın olan ülkelerde de kadın emeğinin aynı şekilde sömürüldüğünü vurgulayan Banu, esnek çalışma modelleri ile birlikte kadınların güvencesiz çalıştırılarak ucuz iş gücü haline getirildiğini söyledi. İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde dahi kadınların aile içerisine sıkıştırıldığını ve yaşamlarına, emeklerine müdahale edildiğini belirten Banu, sorunların aynı sadece sömürü araçlarının farklı olduğunu dile getirdi.
Yoksullaşmanın kadınlaşması
“Bir tarafta şiddet daha fazla yaşanırken öte tarafta güvencesiz esnek çalışma çok daha ağır yaşanıyor” ifadelerini kullanan Banu, sistemin aynı araçlarla kadını hedef aldığını öne sürdü. Hollanda ile ilgili de çarpıcı örnekler veren Banu, Hollanda’nın “esneklikler diyarı” olarak adlandırıldığının altını çizerek kadın emeğinin en fazla sömürüldüğü ve “yoksullaşmanın kadınlaşması”nın önünü açan politikaların uygulandığını dile getirdi. Part-Time cenneti olarak bilinen Hollanda’da kadınların daha güvencesiz ve daha düşük ücretlerle çalıştırıldığına işaret eden Banu, “Kadınlar gelişigüzel işlerde çalıştırılarak tek bir alanda uzmanlaşmalarının önüne geçilmektedir” dedi. Bu tarz çalışma modelleri ile aile kurumunun sarsılmamasının amaçlandığını dile getiren Banu, “Böylelikle toplum tarafından kadına biçilmiş rollerde eksiksiz yerine getirilmiş olunuyor” şeklinde konuştu.
Bu oyun eski bir oyun..
Türkiye’de de yerleştirilmeye çalışılan modelin tam da bu olduğuna dikkat çeken Sosyalist Feminist üyesi Öznur Subaşı ise, bu uygulamanın sadece AKP Hükümeti’nin politikası olmadığını 1995’de Fransa ile başlayıp birçok ülkede uygulanmaya geçtiğini aktardı. Fransa’da çalışma saatlerinin 35 saate düşürülmeye başlanmasıyla insanların düşük ücretlerle güvencesiz olarak çalıştırıldığına işaret eden Öznur, “Haftanın belirli günleri çalışmak daha kolay ve iyi gibi görünse de bu çalışma şekli insanların kıdemlerini, ücretlerini ve daha da önemlisi herhangi bir alanda gelişmelerini ve uzmanlaşmalarını ortadan kaldıran bir çalışma şeklidir” sözlerine yer verdi.
‘Gelişmiş’ olmak bir anlam ifade etmiyor’
Şiddet konusuna da değinen Öznur, İsveç örneğine yer vererek, “ Ebeveyn izninin, doğum yapan kadınlara verilen hakların en geniş verildiği ülkelerden birisi İsveç’tir. Ama bunun yanı sıra kadınlar, Türkiye’deki gibi her türlü şiddete, tacize, tecavüze uğruyor” dedi. Öznur, aynı zamanda İsveç gibi ülkelerin kadınlar açısından cinsel özgürlüğün tanındığı ülkeler olduğunu kaydederek,“Kadınlara verilen bu kazanımlar aslında kadınlara silah olarak geri dönüyor. Çünkü kadın tecavüze uğradığı zaman kendi özgür tercihini yapmış olduğundan yola çıkarak mahkemeler, hukuk, erkek tecavüzcüleri cezalandırmıyor. Diğer yandan “gelişmiş ülkelerden biri olan Almanya” gibi bir ülkede 360 tane sığınma evi var. Düşünün ki sadece Berlin şehrinde 6 tane sığınma evi var. Nasıl bir şiddet ortamı varsa artık kadınlar çok fazla sığınağa ihtiyaç duyuyorlar” şeklinde konuştu.
‘Tehdit altındaysanız özgür değilsiniz’
Ekonomik rahatlamalar ya da kadınların iş dünyasında başarılar elde etmeleri kuşkusuz önemli diyen Öznur, “ Evdeki iş bölümünde değişiklik olmadıkça kadına biçilen roller değişmedikçe kadınlar eşit bir statüye kavuşamıyorlar” şeklinde konuştu. Öznur, “En “gelişmiş ülkelerde bile sokakta yalnız yürüdüğünüzde tehdit altındasınız” sözlerine yer vererek kadınların yaşadıkları yerin çok da önemli olmadığına, şiddetin yüzünün her coğrafyada aynı olduğuna dikkat çekti. Türkiye ve Hindistan’da çocuk gelinlerin olduğunun altını çizen Öznur, kız çocuklarının küçük yaşta evlendirildiğini kaydederek biz, çocuk gelinlerin sadece Türkiye’de olduğunu söylersek büyük bir yanılgıya düşeriz ifadelerini kullandı.
Kadına uygulanan politikaların aracı
Amerika ve Fransa’ da çok ciddi kürtaj karşıtlığı kampanyalarının yürütüldüğünü belirten Öznur, “Kürtajın yasal olup olmaması çok da önemli değil, fiili uygulamalarda yasak getirildiği ve kadınların önüne bir çok engel koyulduğu sürece yasal olması bir anlam ifade etmiyor şeklinde konuştu. Öznur, “Kürtaj, şiddet, taciz, tecavüz, çocuk gelin ve esnek istihdam, dünya kadınlarının hepsine farklı araçlarla uygulanan politikaların bütünüdür” şeklinde konuşarak,“Biz, kadına dayatılan tüm bu politikalara karşı sadece Türkiye’de değil tüm dünya kadınları ile birlikte el ele tutuşarak, birbirimize dokunarak mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Dünya’da değişmeyen tablo: Şiddet
Heinrich Böll Stiftung Derneği üyesi Ulrike Dufner dünyada kadınların muhafazakârlaşma dalgasında olduklarını söyleyerek, bunun her ülkede yansımasının farklı olduğunu belirtti. Avrupa Birliği ülkelerinden biri olan Almanya’nın kadın erkek eşitliği bakımından en kötü yerde olduğuna dikkat çekerek “Bizde aile kavramı daha yeni önem kazanmaya başladı” dedi. “Bizim gençliğimizde yaşadığımız ve katıldığımız feminizm mücadelesinden çok fazla bir şey kaldığını düşünmüyorum” diyen Ulrike Almanya’da da feminizmden bahsedildiğinde Türkiye’de olduğu gibi kötü bir laf olarak görüldüğüne işaret etti. Şiddetin dünya çapında büyük bir sorun olduğunun altını çizen Ulrike “Ülkelere göre şiddet oranları farklı ama kadına yönelik şiddet ya tabakada, ya sınıfta, ya yoksul kesimde, ya da zenginlerde oluyor. Kadına yönelik şiddet ne etnik kimlik, ne de kültür farklılığı tanımıyor” diye konuştu. Şiddete yönelik mücadelede eksik kalındığına işaret eden Ulrike, sığınma evlerinin kurulmasının bir anlamda çok önemli olduğunu vurgulayarak “Almanya toplumu üzerinde düşünüyor olsak insanlar şiddet olmasın diyor ama şiddet uygulanıyor” sözlerini ifade etti.
‘Kürt kadın hareketi önemli bir örnektir’
Güney Afrika’daki kadın tecavüzlerine dikkat çeken Urlike, “Güney Afrika’da çok ciddi bir kadın hareketi var. Güney Afrika’da kadını koruyan ve eşit hale getiren güçlü bir Anayasa olmasına rağmen şiddetin halen var olduğunu görebiliyoruz. Gelişmiş bir ülkede olsa, kalkınmış bir ülkede olsa hiç bir fark yok. Bu aslında korkunç bir resimdir. Çareyi henüz tam bulamadık. Erkek hegemonyası olan bir dünyada yaşıyoruz. Aile söz konusu olduğunda erkekler bunun dışında kalmayı tercih ediyorlar. Biz bunu erkeklerin de sorunu haline getirmeliyiz” dedi. Kürt hareketi içerisindeki kadınında henüz özgür olmadığını kaydeden Ulrike, kadına yönelik şiddetin her yerde olduğu gibi Kürt bölgesinde de olduğunu söyleyerek, “Kürt kadın hareketinin önemli bir örnek olduğunu düşünüyorum. Özellikle BDP’ye bakıldığında ciddi bir kadın kotası olduğunu ve kadının çok aktif faaliyette olduğunu görebiliyoruz. Kadınlar sırf kadın sorunlarıyla değil siyasette yapıyorlar. Hangi alanda olursa olsun bu önemlidir” şeklinde konuştu.
‘Tarihten günümüze bir kadın mücadelesi var’
“Aile içindeki görevleri daha çok kadınlar üstleniyor” diyen Urlike, siyaset söz konusu olduğunda ise kadınlara yer verilmediğine dikkat çekti. Kadınların kendilerine biçilen rolü kabul etmediğini söyleyen Urlike, tarihten günümüze var olan bir kadın mücadelesinin olduğunu hatırlattı. Ulrike, “Erkeklerde ’Biz böyle olmak istemiyoruz, bizi biçimlendiren rolleri de kabul etmiyoruz’ diyebilmelidir. Dünya’da henüz bir erkek hareketine rastlamış değilim. Almanya’da bir kaç erkek grubu var, ancak bu yeterli değil. Tıpkı kadın hareketi gibi bir erkek hareketi bekliyorum. Ben erkek olsaydım beni biçimlendiren cinsiyet rollerini kabul etmez ve bu şekilde dolaşmak istemezdim. Ne yazık ki erkekler bu şekilde ellerinde güç olduğunu düşünüyor” sözlerine yer verdi.
YARIN: Dünya’da kadın örgütlenmesi ve mücadelesi
(ed-dc/mg)

