‘Sığınaklardan Yaşam Alanlarına’ yeni modeli tartışıldı
17:47
JINHA
MERSİN – İştar Kadın Danışmalık Merkezi tarafından organize edilen, "Sığınaklardan Yaşam Alanlarına Çalıştayı”nın üçüncü oturumunda sığınma evlerinde yaşanan sorunları dile getiren Nilüfer Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi’nden Neval Gündoğan, kadınların sığınma evlerinden önce ve sonra yaşadıkları sorunların temelinin aynı olduğunu ifade ederken, Selis Kadın Danışmanlık Merkezi’nden Elif Berk ise, "Kadına yönelik politik bir şiddetin olduğunu söylüyor olmak, kadına yönelik şiddete ve en temelde cins kırımına ilişkin bir politik yapılanma içerisine girmemiz, kadın politikaları oluşturmamız ve bu politikalar doğrultusunda soruna yaklaşmamız anlamına gelir. Sığınaklardan özgür yaşam alanlarına doğru önerdiğimiz modelin temeli işte budur" dedi.
Mersin Akdeniz Belediyesi İştar Kadın Danışmanlık Merkezi’nin organize ettiği ve üç gün boyunca sürecek olan “Sığınaklardan Yaşam Alanlarına Çalıştayı”nın üçüncü oturumunda sığınma evleri varken, neden yeni bir modele ihtiyaç duyulduğu tartışıldı. Birinci günün üçüncü oturumunda yeni bir modele neden ihtiyaç duyulduğuna ilişkin yapılan sunumlarda sığınaklardaki mevcut sıkıntıları Bursa Nilüfer Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi’nden Neval Gündoğan dile getirirken, yeni modelin politik alt yapısını Selis Kadın Danışmanlık Merkezi’nden Elif Berk, kadın için farklı bir alternatif yaşamın olanaklı olup olmadığı konusunu ise Ege Ünversitesi Felsefe Bölümü’nden Prof. Dr. Nilgün Toker Kılınç ele aldı.
Birinci sorun, ‘geleneksel polis’ yaklaşımı
İlk sunumu yapan Bursa Nilüfer Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi’nden Neval Gündoğan, Nilüfer Belediyesi’ne ait sığınma evlerinde yaşanan mevcut sıkıntıları dile getirdi. Neval, kadınların sığınma evlerine gelmeden önce, geldiği zaman ve geldikten sonraki dönemlerde yaşanan sıkıntıların hepsinin aynı temelde yaşandığını söyledi. Öncelikle ilk sorunların, şiddet gören kadınların jandarma ya da polis karakollarına başvuru yaptığında yaşadıklarını kaydeden Neval, kolluk kurumlarının her şeye hakları olduğunu düşünerek kadına yaklaştığını ve “geleneksel polis”in şiddet görerek karakollara gelen kadınların aileye dönüş için zorladıklarını ifade etti. Ayrıca bu kurumların kadınları hakları, neler olacağı, eve eşyalarını almaya gittiklerinde neleri almaları gerektiği konularında da bilgilendirme yapmadıklarına dikkat çeken Neval, “Polis, kadınların gidecek bir yerleri olmadığını bildiği için ŞÖNİM’lere yönlendiriyor. Aile ile bilgileri paylaşabiliyor, kadının hangi sığınma evlerinde kaldığını ailelere söyleyebiliyor. Kadınlar ifade vermeye gidildiğinde kadınlar çok uzun süre bekletiliyor. Verilen ifadeler çarpıtılıyor ve okutulmadan imzalatılıyor. Kadın bir soru sorduğunda hakaret içeren cevaplar verildiğine de rastladık” açıklamasında bulundu.
ŞÖNİM’lerde kadınların karar verme hakkı yok
Ayrıca 14 ilde faaliyet gösteren ŞÖNİM’lerde yaşanan sorunlara da vurgu yapan Neval, pek çok ŞÖNİM’de sığınma evlerine başvurmanın ön koşulu olarak karakola başvurmak olduğunun söylendiğini belirtti. ŞÖNİM’lerde kadınların,çocuklarından ayrılmakla da tehdit edildiğinin altını çizen Neval, kadınların sığınma evlerine gitmesin diye birçok yere yönlendirildiğine ve aileye dönmesi için ikna edilmeye çalışıldığına işaret etti. “ŞÖNİM’lerde kadınların yerine karar verildiğini, şiddet uygulandığı, Türkçe bilmeyen kadınlarla iletişim için tercüman getirilmediğini de biliyoruz” diyen Neval, ŞÖNİM’lerde çocuklu olan kadınların erkek çocuklarının yaşı “uygun” değilse ayrılabildiğini ya da çocuk sayısında kota getirildiğini vurguladı.
Neval, yasalara göre kadınların Bakanlık’tan yardım alması da gerektiğini ifade ederken, Bursa’da sığınma evinde kalan kadınların henüz nakdi yardım alamadığını dile getirdi. Kadının, yapılması gereken işlemler tamamlanmadan ilk adım istasyonlarına geldiğini söyleyen Neval, ilk adım istasyonlarında kalan kadınlara dönük yaşanan çeşitli sorunlara dikkat çekerek şöyle devam etti:
“Kadınlar gözlük kullanılıyorsa, ilk adım istasyonlarına geldiklerinde gözlüğü alıyorlar, bu adım bittikten sonra gözlüğü geri alabiliyorlar. Bu süreçte lens ya da farklı bir şekilde destek sağlanmıyor. Kadınlar eğer çalışıyorsa işe gidemiyor ilk adım istasyonlarındayken. Bu nedenle işinden de atılıyor. Sonra da sığınma evlerine geliyor. Buralarda da sorunlar yaşıyor. Henüz standart bir düzey sağlanamadığı için, kadının erkekten gördüğü şiddet, sığınma evleri çalışanları tarafından da yürütülüyor. Kadınların telefonu olmadığı için iş bulma imkanları da olmuyor. Yanında refakatçi olarak gidenler oluyor. Ama bazı kadınlar da ilk defa tek başına dışarı çıktığında bunun kendisine çok iyi geldiğini ve kendisine güvenmeye başladığını söylüyor.”
‘Hala koğuş tipi odaların olduğu sığınaklar var’
Var olan sığınma evlerinde yaşanan sorunlara da değinen Neval, şu konulara dikkat çekti:
“Farklı sıkıntılarla bir araya gelmiş olan kadınlar, aynı odalarda kalmak zorunda olabiliyor. Koğuş şeklinde yapılan pek çok sığınma evleri var. Kadınların yemek, uyku saatleri sabit. Genelde kadınlar, çocukları için fazla yemek alamıyor. Adres gösteremediği için kadınların iş bulması da zorlaşıyor. Evrak gizliliği de resmi işlerde sıkıntı oluyor. Milli Eğitim’de çocuklar varsa, özellikle kreşlerde kayıtlarda sıkıntılar yaşıyoruz. Okullar, bu çocukların kayıtlarını almak istemiyor. Genel sağlık sigortası için kadının koruma talebinin orjinalini, kadının elinden alıyorlar. Hastane yatışlarında, randevu alışlarında sıkıntılar yaşıyoruz. En önemli sıkıntılardan bir diğeri de, kadınların koruma kararını, yaşadığı şehirden farklı bir yerden başvuru yapılıyor. Kadının adresi, kaldığı yer, mahkemenin bilgilendirme postasında da yer alıyor. Bursa’da şiddete uğrayana da şiddet uygulayana da aynı avukatın atandığını da gördük. Kaymakamlık, birçok kentte sığınma evlerine nakdi yardımda bulunmuyor. Kaymakamlık sadece bir yardımda bulunuyor. Örneğin kadın 100 liralık ilaç yardımı aldıysa, kira yardımı alamıyor.”
Önçalıştayda açığa çıkan sorunlar:
Selis Kadın Danışmanlık Merkezi çalışanı ve DÖKH) aktivisti Elif Berk ise, "Neden sığınaklar için yeni bir model" konulu bir sunum gerçekleştirdi. Amed’de düzenledikleri çalıştayda, sığınma evlerinin işleyişine dair mevcut durumunun Türkiye ve dünya deneyimleri üzerinden ortaya konulduğunu belirten Elif, çalıştayda mevcut durumuyla sığınakların gerek kavramsal, gerek işlevsel, gerek yöntem ve bakış açısı olarak çeşitli sıkıntıları barındırdığının açığa çıktığını kaydetti. Elif, Amed’de gerçekleştirilen ön çalıştayda açığa çıkan sorunları şöyle ifade etti:
“Koruyucu ve önleyici mekanizmaların yeterince güçlü olmadığı, daha ziyade şiddetin sonuçları üzerinden bir yaklaşımın benimsendiği, kadınların sığınak sonrası yaşamlarına dair alternatif mekanizmaların üretilmediği, şiddete uğrayan ve risk altında olan kadınların ve çocukların geçici süreyle korunma ihtiyacını karşılayacak yerler olduğu, sığınma evlerinin mekansal ve anlayış olarak ekolojik bir yaklaşımı sergilemediği, kadınların sığınma evinde kaldıkları süre ve sonrasında üretime dâhil olabilecekleri koşulların yeterli düzeyde olmadığı, kadın dayanışmasını güçlendirecek araçlardan biri olan kolektif yaşamın açığa çıkarılmadığı, kalan kadınlar ve çalışanlar arasında da hiyerarşik bir işleyişin olduğu, sığınakların doğal amacı olan şiddetsizliğin, sığınak ortamında yeterince sağlanamadığı, çocuklara ilişkin çalışmaların, çocukları bir hak öznesi olarak ele alan değil, anneye bağımlı bir anlayışla yürütüldüğü, kadınların sığınaktaki yaşamlarını kolaylaştıran düzenlemelerin değil, kadınları sınırlayan ve baskılayan kuralların işletildiği mekanlar olarak karşımıza çıktı.”
‘Polisle çalışmak öz savunma ilkesiyle çelişmektir’
Mevcut durumda polisle ve devletle ortak çalışmanın öz savunma ilkeleriyle çeliştiğine işaret eden Elif, şu ifadelerde bulundu: "Genelde Türkiye’deki bütün sığınaklar apartman binalarından oluşuyor. Oysa doğadan koparılan bir kadının, yaşama yeniden dâhil olması mümkün değildir. Hollanda ve Almanya’da komünal yaşamı esas alan örnekler ve kooperatif deneyimleri var. Bunların birçoğu el sanatlarıyla sınırlı kooperatiflerdir, bazı mesleklerin kadınsallaştırılmasına hizmet etmektedir ve kadınların kendi yaşamını idame ettirecek örnekler bulunmamaktadır”. Dünya örneklerinde kapitalizmin köylere kadar girmiş bulunduğunu belirten Elif, alternatif olabilmek için “devletsiz” düşünme yeteneğinin gelişmesi gerektiğini ifade etti. Ancak bu şekilde evrensel olabileceklerini vurgulayan Elif, bağımsız gösterilen sığınma evlerinde bile kapitalist prensiplerin yer aldığına dikkat çekti. Ayrıca Elif, Kadına yönelik cins kırımının politikaları ile karşılaşan kadınların, şiddet döngüsünden çıkma ve yeni bir yaşama adım atma yolunda birbirinden farklı sorunlarla karşı karşıya geldiklerini dile getirerek, "Bu ise, birden fazla mekanizmayı çözüme kanalize etmeyi gerektirmektedir. Mevcut sistemdeki çözüm yöntemleri kadınların şiddet döngüsünden uzaklaşmasından ziyade başka şiddet türleri ile karşılaşmalarına neden olmaktadır" dedi.
'Kadınların örgütlü hareket etmesini esas alıyoruz'
"Kürdistan ve Türkiye gerçeği farklıdır. Kadın mücadelesini tartışırken feminizmi miras alıp kapsamlı bir şekilde tartışarak daha güçlü geldiğimiz noktada Jineolojiyi (kadın bilimini) dile getiriyoruz” diyen Elif, “Kadına yönelik cins kırımı ile mücadele ederek, ahlaki ve politik toplumsal dönüşümü esas alıp kadınların örgütlü hareket etmesini esas alıyoruz" şeklinde konuştu. Elif, demokratik modernitenin inşa edilmesi sürecinde yeni sosyal politikalarıyla birlikte “Kadının kendi kaderini tayin hakkını kendisi belirler” ilkesinden hareketle yeni bir mücadele dönemini başlattıklarını aktardı.
Kadın ve toplum sorununa eğilirken, eril zihniyete dayalı kurumsallaşmalara dayanan sığınaklar yerine, komünal bir anlayışla kollektif hareket edeceğini dile getiren Elif, özgünlüklere önem vererek, kadın ve çocuk meclisleri temelinde yeni yaşam alanlarını inşa edeceklerine dikkat çekti. Elif, "Bu bağlamda alternatif özgür yaşam alanlarını, kooperatifleri, yaşam merkezleri, kadın dernekleri kurumlaşmalarla bir bütün olarak ele alıyoruz" şeklinde konuştu. Bu kapsamda değerlendirildiğinde, kadınları toplumsal yaşamın öznesi kılacak, şiddet döngüsünden uzak bir yaşamı mümkün kılacak alternatif bir sisteme ihtiyaç olduğunun açığa çıktığını vurgulayan Elif, ancak mevcut eril sistemin işleyişi içerisinde işletilen sığınak – sığınma evi çalışmalarının daha ziyade sistemin dayatmaları karşısında iyileştirme çalışmaları yapmak doğrultusunda işletildiğini ifade etti.
'Önceliğimiz bir kadın sistemi oluşturmak'
Bu açıdan değerlendirdiklerinde; önceliklerinin bir kadın sistemini geliştirmek olduğunu bu kadın sistemi ile özgür yaşam alanlarını geliştirmeyi amaçladıklarını belirten Elif, "Özgür yaşam alanları, yaşamın yeniden örülmesi amacıyla meclisleşmeyi gerektirmektedir" dedi. Sığınak – sığınma evi yerine, üç adımdan oluşan yaşam alanları olarak önerdikleri modelin, kadın yaşam merkezlerinin bir komünü olarak karşılarında durduğunu kaydeden Elif, yaşam alanları ile kadının kendini yeniden keşfetme sürecinde güçlü ve üretken yanlarını açığa çıkardığı alanları amaçladıklarını vurguladı.
Elif önerdikleri modelin temellerini ise şu şekilde sıraladı:
Kadının, yaşadığı bu durumlar karşısında tarih boyunca direnerek, isyan ederek varlık mücadelesini güne kadar getirdiğine işaret eden Elif, “Ancak erkek egemen sistem, hiyerarşik, iktidarcı, rantçı, cinsiyetçi yöntemlerle kadına ve topluma yönelerek tüm farklılıkları yok etmeye çalışarak, toplumdaki tüm bu iç savaşların başlamasının bilinçli nedeni olmuştur” söyleminde bulundu. Mezhepler, dinler ve etnik kimliklerin kapitalist modernitenin etkileriyle kendi köklerinden kopartılmış olduğunu ve tüm yeteneklerini, yöntemlerini yitirmiş ve çözümsüz bırakılmış olduğunu dile getiren Elif, “Kendine bağımlı bir hale getirilerek bireycilik öne çıkartılmıştır. Kapitalizm bugün bireycilikle birlikte kendisini kalıcılaştırmak istemektedir. Biz kadınlar kapitalist modernitenin doğru temelde sorgulamasını yapmadan insanlık keşfedilmeyecektir” dedi.
'Toplum talan edilmektedir'
Cins kırımının sürdüğü bir toplumda kadın özgürlüğünden söz edilemeyeceğini, kadının özgür olmadığı toplumda, sınıfsal, ulusal, toplumsal özgürlüğün de yer alamayacağını ifade eden Elif, “Toplum talan edilmektedir. Tarihin ilk sömürülenleri ve tecavüze uğrayanları olarak yaşamın her alanında tecavüz kültürü ve onun cins kırım politikalarına karşı mücadeleyi derinleştirmeyi, ahlaki ve politik toplumu yaratmayı, sorumluluğumuz olarak görüyoruz” vurgusunu yaptı. “Sorumluluğu doğru temelde ele almak ise, demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü bir paradigmanın yaşama kanalize edilmesi ile mümkün olacaktır” diyen Elif, Kadına yönelik politik bir şiddetin olduğunu söylemenin, kadına yönelik şiddete ve en temelde cins kırımına ilişkin bir politik yapılanma içerisine girmenin, kadın politikaları oluşturma ve bu politikalar doğrultusunda soruna yaklaşılmış olduğunu ifade etti.
‘Ahlaki toplum, dünyanın en tehlikeli kavramıdır’
Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden Prof. Dr. Nilgün Toker Kılınç ise, yeni bir yaşam alanının mümkün olup olmadığı sorununa dikkat çekti. “Eğer özgür irade ortaya konulursa, başka bir dünya mümkün” diyen Nilgün, “yeni bir dünya” çıkışının radikal bir çıkış olduğunu ve bunun için de ütopyaların yönlendirici olarak önemli bir rol oynadığını ifade etti. Kadın ve erkek rolleri arasındaki ayrım ve eşitsizlikle mücadele ederken, aslında tarihin başlangıcından beri var olan bir ayrımdan, tarihin ortadan kaldırılmasından bahsedildiğine işaret eden Nilgün, konuşmasına şöyle devam etti:
“Toplum, nasıl yaşanılacağının düzenlendiği bir yapıdır. Doğadan artık bahsetmediğimiz bu yapıdan kurtulmak, insan-doğa yapısına geri dönmek istediğimizden bahsediyoruz” diyen Nilgün, “Ahlaki toplum, dünyanın en tehlikeli kavramıdır. Yani bir iyi idesine göre düzenlenmiş toplum demektir. Ahlaki uygunlukta, arılıkta ve temizlikte olmak, yani faşizimdir. En büyük temsilcisi de Fetullah Gülen’in aradığı ahlaki toplum modelidir” dedi. Her kelimenin tarihi yükü altında kalındığını ve Kelimeleri tarihi yüklerinden kurtarıp yeni kelimeler bulunması gerektiğini ifade eden Nilgün, “Biz, özgürlük meselesini eşitlik meselesi olarak algılıyoruz. Özgür olmak bakımından eşit olmak diyoruz. Yeni bir model arayışında aslında, ‘Kadının kendi özgürlüğünü deneyimleyebileyeceği bir yer mümkün mü’ diye soruyoruz” ifadelerinde bulunarak, Kadının önce özgürlüğünü tecrübe etmesi ve toplumun içerisinde kendisini görmesi gerektiğine vurgu yaptı.
Çalıştay, dördüncü oturum ile devam ediyor.
(sg-gk/gk)

