Dünya’da kadın olmak… - (3)- DOSYA

10:45

Mekiye Görenç/JINHA


AMED - Kadın hareketi çıkış noktası açısından bir özgürlük ve eşitlik hareketidir. Hareket, toplumun özgürleşmeye, bireyselleşmeye başladığı geleneksel yaşam biçiminden koptuğu, siyasal ekonomik dönüşümlerin yaşandığı 18. yüzyıl sonrası ve 19. yüzyıl boyunca ideolojisini belirlemiş, feminizm kavramıyla kendisini ifade etmiştir. İnsanlığın var oluşundan beri kadınların mücadelesi de var olmuştur. Özel mülkiyetin tarih sahnesine çıkıp ana soylu dönemin sona ermesinden, günümüz kapitalist-emperyalist dünyasına kadar gelen her üretim sürecinde farklı dayatmalarla karşılaşmış ve kadını şekillendirmeye çalışmıştır. Buna karşılık kadınların bazen örgütlü bazen de bireysel karşı çıkışları olmuştur. Dünya tarihinin son 200 yılında görünür hale gelen kadınların özgürlük mücadelesi, farklı toplumsal bağlamlarda, farklı dil ve anlamlandırmalar kullanılarak, farklı örgütlenme biçimleri ve farklı politik hedeflerle gerçekleşmiştir.


Kadınların mücadele tarihi ancak 1700’lü yıllardan itibaren yazılı kaynaklarda yer alabilmiştir. 18. yüzyıla kadar geçen süreçteki kadının yok sayılan tarihi amazon ve cadılıkla ve bazı kişisel bazda yazılan yazılar ile sınırlı olduğunu söyleyebiliriz. 1789 devrimi, bu dönüşümün yaşandığı en somut örnektir. İnsan hakları bildirgesi yayınlanmış, kişi hak ve özgürlükleri yasal güvence altına alınmıştır. Her ne kadar feminist mücadele ideolojisini 18. yüzyılda belirlemişse de, kadının hak arayışının temeli çok öncelere, Rönesansa dek uzanır. Ama kadınların kitlesel olarak tarih sahnesine çıkışı ilk olarak Fransız Devrimi ile gözlenir. Dünyanın hızla yaşadığı değişimler, yeni değer ve hakların ortaya çıkmasını sağladı. Ama bunların da kendilerini kapsamadığını çok geçmeden fark eden kadınlar, isyana yöneldiler. Her kesimden kadın kendi konumuna ve ezilişine göre başkaldırdı. İşçi kesimden kadınlar düşük ücrete, işsizliğe ve çalışma koşullarının ağırlığına, burjuva kadınları ise ekonomik ve siyasal haklardan yoksun bırakılmaya başkaldırdılar. 


Ortaçağın baskılarını kıran kadınlar 


İngiltere’de hareket, orta sınıfın önderliğinde “Süfrajet Hareketi”ne, yani oy hakkı talebine bürünürken, Fransa ve Almanya’da bayrak işçi sınıfındaki kadınlardaydı. Amerika’da ise kölelik aleyhtarı hareketle iç içe gelişti. Bu dönemde kadınlar Ortaçağın baskılarını kırarak bazı hakları elde etmişlerdir. Fransız Devrimi sonrasında kadın haklarına dair ilk metin Kadın Hakları Deklarasyonu yayınlanır. Bu deklarasyonu kaleme alan ve “Mademki kadına giyotine çıkma hakkı veriliyor, öyle ise kürsüye çıkma hakkı da verilsin” diyen Olympe de Gouges, yazdığı bir yazıdan dolayı tutuklanarak giyotine gönderilir. Ancak devrimin burjuva önderleri kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmalarını uygun bulmadıkları için 1793’te kadın örgütlemelerine son verir. Tüm kadın gazete ve yayınları kapatılır. 1700’lü yılların sonlarında başlayan birinci dalga feminist hareket sınıf, ırk, cinsiyet sorunlarını tartıştı, ancak asıl tartışması eşitlik ve farklılık kavramları çerçevesindedir.


İlk politik eylem: Açlık grevleri


19. yüzyılın ikinci yarısında devrimci sosyalizmin gelişmesine tanık olundu. Ancak, Karl Marx’ın geliştirdiği meta üretimi ve ücretli emek sömürüsü tahlili gerek sermayenin, gerek ailenin kadınların pazara yönelik olmayan ev içi üretimlerinden sağladıkları çıkarın göz ardı edilmesine yol açmaktaydı. Daha doğrusu yeniden üretim zinciri diye ev içinde harcanan emeği niye sadece kadınların harcamakta olduğuna dair bir bilgi sunmuyordu. İngiltere’deki süfrajetler, kamuoyunu ve parlamentoyu etkilemek için, yasal ya da değil, her yola başvurdular, polisle çatıştılar, duvarlara yazı yazdılar, kendilerini parlamentonun dinleyici sıralarına zincirlediler, tarihte ilk kez açlık grevlerini bir politik eylem biçimi olarak kullandılar. Birinci dalga feminist harekette süfrajetlerin bu çıkışı kadınların eşitlik mücadelesinde önemli yer tuttu.


8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nün ilanı


Bu dönemde Almanya’daki işçi kadınların mücadelelerine kısaca bakarsak 1871 Paris Komününden sonra Avrupa’daki işçi hareketinin merkezi Fransa’dan Almanya’ya kaymıştır. Almanya’da I. Enternasyonal’den sonraki dönemde kadın hareketi diğer ülkelerden farklı olarak sosyalist çizgide geliştir. Bu dönemin önemli kadın aktivisti, II. Kadın Enternasyonali Kopenhag Toplantısı’nda, 1909’da New York’lu dokuma işçisi kadınların işten çıkarılmaları protesto etmek için fabrikayı işgal etmeleri ve çıkan yangında 129 kadının hayatını kaybetmesi üzerinde dokumacı kadınların anısına 8 Mart’ı uluslararası kadınlar günü ilan eden önergeyi veren Clara Zetkin’dir. O günden sonra 8 Mart Dünya kadınının mücadele ve direniş günü olarak gelenekselleşiyor. Ve yine aynı dönemlerde Amerika’da kadının oy hakkı, seçme-seçilme hakkı mücadelesi başlıyor. Bu mücadele kadının yurttaş olma mücadelesidir. Çok demokrat geçinen bu ülkede kadın yurttaş dahi kabul edilmiyor. En son 1920’de kadının büyük mücadeleleri sonucu oy kullanma hakkı kabul edilerek yasaya geçiriliyor. Oysa Amerikanın bağımsızlık savaşında sayısızca kadın, canlarını feda etmekten çekinmemiştir. Direnişleri bağımsızlık savaşının temel itici gücü olmuştur.


Kadın hareketinin ilk manifestosu


I. Dünya Savaşı sırasında Uluslararası Kadın Konseyine bağlı feministler ülkelerin birbirlerine yönelttikleri düşmanlığa karşı kadınların kız kardeşliğini ilan ettiler.1825’te İngiltere’de kadın hareketinin ilk manifestosu yazıldı. Sadece feminist çevrelerce savunulduğu ve toplumsal bir mücadele yaratamadığı için zayıf kaldı. Kadın hareketinin yeniden güç kazanması 1830-1848 devrimleri sırasında oldu. Fransa’da Temmuz 1830’da katıldıkları üç gün süren önemli ayaklanmadan sonra Parisli kadın işçiler: “Biz de erkekler gibi özgür doğuyoruz ve insanlığın yarısı öbür yarısına tabi olma haksızlığına uğratılamaz” çerçevesinde Kadınlara Çağrı başlığıyla bildiri yayınladılar.


Clara Zetkin önderliğinde işçi sınıfı örgütlenmesi


ABD’de kadın hareketiyle sosyalist hareketin güçlü bağları vardı. Bu dönemde Clara Zetkin işçi sınıfı mücadelesini sürdürürken kadın sorununa dair de örgütlenmeler içindedir. Bu dönemdeki kadın hareketinin vardığı temel düşünce, tüm ülkelerdeki kadınların birleşmeleri ve haklarını kazanmaları için yardımlaşmalarının gerekli olduğuydu. Bu amaçla ilk defa 1888’de Uluslararası Kadın Konseyi toplandı. 1889’da toplanan II. Enternasyonel Kongresinde Clara Zetkin önderliğinde ilk defa işçi kadın örgütlenmesi stratejik ve uluslararası düzeyde tartışılmıştır. Birinci Dünya savaşından sonra 21 ülkede kadınlara oy hakkı tanınmış ve birinci dalga feminizmde kadınlar kendilerine yüklenen kadınlık ve annelik rolünü kabul ederlerken fazladan istedikleri şey kamuda haklar ve görünürlük olmuştur. Kadınların eşitlik ve toplumsal alana katılma talepleri 20. yüzyılın ilk yarısında yasal reformlar aracılığıyla toplumsal alanın dönüşümüne yol açmış, fakat bu dönüşüm hızlı olmamıştır. İkinci dalga feminist harekette ise birincisi politik alanın önceliği, ikincisi ise ataerkilliğin yeniden tanımlanması olmuştur.


Kızıl Ordu Taburu


Diğer birçok devrimde de kadın etkilidir, öncüdür. Küba devrimine çok yoğun bir kadın katılımı var. Kızıl ordu taburu bu süreçte kuruluyor. Daha sonra Özgür Kadın Müfrezeleri biçimini alıyor. Devrimin bütün çalışma alanlarında kadın yer alıyor. O zaman Fidel Castro’nun da yaklaşımları biraz daha demokratçadır. Ön açıcı yaklaşımları var. Oda etkili oluyor. Çok güçlü bir katılım orada da var. Vietnam devriminde aynı biçimde bir katılım var, Çin devriminde var. Çin’de kadın katılımı çok güçlüdür. Kolombiya'lı kadınların yaşadığı baskı ve gördüğü zorluklar nedeniyle Kolombiya Halk Kurtuluş Ordusu'na katılarak, kadın birlikleri oluşturdu.


Dünya'da bir ilk: PKK'de kadın ordulaşması

Tarih sahnesinde kadın mücadelesi bu şekilde yaşanırken ilk kadın ordulaşması ise Kürt kadınları gerçekleştirdi. Kadın ordulaşması Kürt Özgürlük Hareketi tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Kadın ordulaşmasıyla başlayan sürecin bugün kadının her alanda örgütlü olduğu bir gerçekliğe ulaşmıştır. Tarihe baktığımızda gelişen orduların tümü erkek eksenli ve erkeklerden oluşan ordulardır. Tek irade tek yönetime dayanan ordular vardır. Yaşanan tarihin tersine ilk defa PKK’de kadın ordulaşması gelişmektedir. Kadın ordulaşmasına gidilirken bir yandan kendi olma savaşı verilirken diğer yandan erkek egemen zihniyete karşı da büyük mücadele yürütüldü. PKK hareketinde kadın ordulaşmasının gelişmesi en büyük, en radikal özgürlük eylemidir. Yine kadın ordulaşmasının gelişmesi aslında toplumda itibarı kaybettirilen, hiçleştirilen kadının bu biçimde devrime katılımı PKK’de itibar iadesinin yaşandığı yıllar olmaktadır.

'Kadın ordulaşması özgürlük ordulaşmasıdır'

KCK Yürütme Konseyi üyesi Sozdar Avesta’nın PKK'de kadın ordulaşmasıyla ilgili yaptığı bir röportajdan derleme:

"Kadın ordulaşması Kürdistan’da olduğu kadar dünyada da bir ilkti. Yeni bir hareket, yeni bir aşamaydı. Kadın bilincini, iradesini, mücadele gücünü geliştirdi. Cins bilincini ortaya çıkardı ve bunlar da örgütümüzde değişim-dönüşüm yarattı. Kadın ordulaşması, özgürlük hareketi içinde sadece bir ordu değildir. Kadın ordulaşması kuşkusuz bir şekilde bir özgürlük ordusudur. İktidar oluşturmaya çalışan, egemenlik kavgası veren, kaba savaşa dayalı bir ordu yaklaşımı yok. Bu yanlış olur zaten. Kadının devrime katılımı, örgütlülüğü geliştikçe, yönetim mekanizmasına katılımı arttıkça ordulaşmada da bir değişim oldu. Genel komutada da gelişim, farklılaşma gelişti, demokratik bir yaklaşım oluştu. Bilinç gelişti. Kadın ordulaşması hem PKK’de hem de toplumda büyük bir değişim yarattı. Kadınla yaşanan bu değişim-dönüşümün etkisi tüm topluma yayılıyor. Bugün de uluslararası sahada etkileri yansıyor. Kadın ordulaşması toplumsal dönüşümde ve demokratikleşmede önemli bir rol oynadı."


'Herşeyden önce kadın bilinci oluştu'


"Kürdistan’da ordulaşma her şeyden önce kadında bir bilinç oluşturdu. Kadın komutanlaşmasını, gücünü, güvenini, cins bilincini, erkekten kopuşu ortaya çıkardı. Kadın, kendi zemini üzerinde gelişerek kendisine ait oldu. Bu özgürlük bilinciydi. İradesini, gücünü ve kendini tanıma bilinciydi. Bunların hepsi kadın ordulaşmasıyla ortaya çıktı. Her şeyden önce Ortadoğu ve Kürdistan’da kadının varlığını ilan ederek 'ben bu savaşta, bu mücadelede varım' dedi. Kürt kadını ordulaşarak, özgün örgütlenerek; 'bu partide varım' dedi. Cins olarak varlığını ve özgür olmak istediğini ilan etti. Kadın ordulaşması kendisiyle birlikte kadın kahramanlığını ortaya çıkardı. Kadının fedakarlığını, direniş ruhunu ortaya çıkardı. Dürüstlüğünü, samimiyetini gerçekliğini ve özgür katılımını ortaya çıkardı. Kadın özgürlük hareketi tarihinde kadın ordulaşması büyük bir anlam taşıyor."


'Dağlarda özgür bir yaşam yaratıldı'


"Bugün Ortadoğu ve dünyada kadın renginin en fazla ön planda olduğu toplum Kürt toplumudur. 70 yaşındaki anadan tutalım, dağların başında savaşan militanından zindan direnişçilerine kadar her alanda kadının rengi, mücadelesi katılımı yansıyor. Toplumun her kesiminden kadında bilinç, demokratik tarzda siyasallaşma ve yaşama katılım gelişiyor. Bunlar ordulaşan Kürt kadınının mücadelesiyle oluştu. Kadın ordulaşmasından bahsettiğimizde kadın varlığından bahsediyoruz. Ordulaşmadan, kadının dağlardaki savaşından bahsettiğimizde kadının özgürlük çizgisinin savunulmasından, yeni ve özgür bir yaşamın yaratılmasından bahsediyoruz. Kürdistan dağlarında sadece kadın birlikleri değil özgür bir yaşam yaratıldı. 20 yıl bunları ortaya çıkardı. Geçen 20 yıl kendisiyle büyük bir örgütlenme, güç ve toplumsal değişim ortaya çıkardı."


'Rojava'da Kadın Devrimi'


"Şimdi Rojava’da YPJ büyük bir direniş ortaya çıkarıyor. Kadın kendi özgürlüğüne yakınlaşıyor, kendi özgürlüğünü kendisi yaratıyor. El Kaide, El Nusra gibi çete güçleri bu gelişmeye saldırılarla, kadınlara yönelik çıkardıkları fetvalarla karşı çıkıyorlar. Kadını tekrar kendi denetimlerine almak istiyorlar. Bunlara karşı YPJ’nin savaşı çok önemli ve anlamlıdır. Biz Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi olarak diyoruz ki; hareketimizin gücü kadın ordulaşmasının gücünden gelmektedir. Savunmasız kadın ölü kadındır. Kadın savunması gelişmezse kadın kazanımları büyük tehlikededir. 20 yılda kadın ordulaşmasının ulaştığı düzey kadın özgürlük çizgisini daha yüzlerce yıl koruyacak, geliştirebilecek düzeydedir. Bu nedenle kadının ordulaşması önemli bir değer, önemli bir iradi çıkış, insanlık çıkışıdır. Özgürlükte ısrardır."


Türkiye'de kadın örgütlenmesi



Kürt kadınları Türkiye'de ve bölgede 2003 yılında kuruluşunu ilan ettiği Demokratik Özgür Kadın Hareketi çatısı altında kadınlar örgütlenmeye başladı. Barış için lobi faaliyetlerinin yürütüleceği Barış Bürosu'ndan Kadın Meclisleri'ne kadar değişik oluşumlarla kadın kimliği ile biraraya gelmeyi hedef edinen hareket, yerel yönetimlere ağırlık verdi. Türkiye'nin ve bölgenin birçok kentinde örgütlenen kadın hareketi, erkek egemen zihniyete karşı tüm alanlarda önemli mücadele yürüttü ve halen yürütmeye devam ediyor. Türkiye'de kadın bilincinin oluşmasına öncülük eden hareket, kadınların, eğitim, siyaset, sanat, kültür, yerel yönetimler başta olmak üzere yaşamın tüm alanlarında kadınların kendi iradesiyle yer alması konusunda önemli mücadele yürüttü. DÖKH’nin oluşumundan bu yana Türkiye’de kadın bilinci konusunda önemli bir ilerlemenin yaşandığı görülüyor. Özellikle kadının kurumsallaşması konusunda önemli gelişmelerin yaşandığı Türkiye Mor Çatı, DİKASUM, Kardelen, SELİS, Uçan Süpürge, Kadın Cinayetlerini Araştıracağız Platformu, Barış İçin Kadın Girişimi, İştar Kadın Merkezi, EPİDEM, KARDELEN, Ekin Ceren, KADEM, KADER, İMECE, Kadın Kooperatifleri ve daha sayamayacağımız birçok kadın kurumu kadınlara yönelik aktif bir mücadele içerisinde…


BİTTİ


(mg)