'2 bin yıllık uygarlık 6-7 Eylül'de yok edildi'

10:00

Öykü Dilara Keskin- Eda Narin / JINHA

İSTANBUL - Rumların katledildiği, evlerinin yakılıp, yıkıldığı, kadınların cinsel saldırılara maruz kaldığı, sürgün edildiği 6 - 7 Eylül olaylarının üstünden 60 yıl geçti. İHD İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyonu'ndan Ayşe Günaysu, "Türkiye Cumhuriyeti devletinin kökleri çok derinlere inen bir geleneği var, bu gelenek devletin bekası için, bizzat devletin hukuk dışına çıkma özgürlüğü ve hukuku çiğneme özgürlüğü. Cumhuriyetin kuruluşu soykırımın üzerinde temelleniyor" dedi.

Özel Harp Dairesi Başkanı Emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu'nun, "Başarılı bir özel harp işidir" şeklinde tanımlandığı; Rum, Ermeni ve Yahudi yurttaşlara yönelik saldırıların yapıldığı 6-7 Eylül olaylarının üzerinden 60 yıl geçti, ancak yaşanan olayın acısı tazeliğini koruyor. "Selanik'te Atatürk'ün evine Yunanlılar tarafından bomba atıldığı" haberinin, gayrimüslimlerin yoğun olarak yaşadığı İstanbul'da yayılması üzerine, 6-7 Eylül 1955 tarihlerinde ellerinde kazma, balta ve sopalarla sokaklara dökülen binlerce kişi gayrimüslimlere ait ev ve işyerlerini yakıp yıkıyordu. Geride kalan 60 yıl içinde yaşanan acılar geçmedi, acıların üstüne yeni acılar eklendi. İHD İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyonu'ndan Ayşe Günaysu, 6 -7 Eylül'ü anlatarak, yaşananların failinin devlet olduğunu vurguladı.

Fotoğraflar nasıl ulaştı…

"6 Eylül'de saat 01.30'da Atatürk'ün evinde bomba patladığı radyoda duyuluyor. Bombadan bir cam kırılıyor. Tahrip olan duvarın fotoğrafı 3 saat içinde İstanbul Express gazetesine okunuyor. 10 bin civarında basılırken 250 bin basılıp ücretsiz dağıtılıyor. O zamanlar uydu haberciliği yok ve Selanik-İstanbul arasında uçak seferi yok. Peki, nasıl ulaştı?" diye soran Ayşe, "5 Eylül'de konsolosun eşi Yunanlı bir fotoğrafçıyı çağırıp duvarın fotoğrafını çektiriyor ve çok örgütlü bir şekilde büyük kitleler harekete geçmeye başlıyor. İstanbul'da ev ve iş yerleri en önemlisi kiliseler mezarlıklar ateşe veriliyor" diyerek yaşanan olayları anlattı.

İnançlara saldırı, kadınlara tecavüz!

"Kiliselere girilip tahrip ediliyor. Mezarlar açılıp cesetler ortaya saçılıyor. Mezarların üzerlerine tuvaletlerini yapıyorlar. 4 bin 214 ev, 73 kilise, 26 okul, işyeri dükkân benzeri toplam 5 bin 317 mekân yakıldı" diyen Ayşe, bir rahibin linç edildiğini, ayrıca rahiplerin zorla sünnet ettirildiğini söyledi. Ayşe, "37 kişinin öldüğü kayıtlara geçiyor. Kayıtlara 60 tecavüz olayı geçiyor, ama gerçek sayı 400 civarında. Kadınlardan bazıları öldürülüyor. 90 yaşındaki rahip diri diri yakılıyor. Onlarca kişi linç ediliyor" dedi. 6 - 7 Eylül'ün yoğun olarak İstanbul'da yaşandığını ama İzmir, Ankara, Urfa, Mardin'in ilçelerinde de Süryanilere karşı saldırılar olduğunu dile getirdi.

'Toplumdaki bu ırkçı damarı göz ardı edemeyiz'

Ayşe, "Türkiye Cumhuriyeti devletinin kökleri çok derinlere inen bir geleneği var, bu gelenek devletin bekası için, bizzat devletin hukuk dışına çıkma özgürlüğü ve hukuku çiğneme özgürlüğü. Cumhuriyetin kuruluşu zaten bunun üzerine temelleniyor soykırımlarla cumhuriyetin temelini oluşturuyor. Toplum da bu soykırımlara katılıyor, katılmazsa devlet tek başına hiçbir şey yapamaz. Devlet bunu yapabilme gücünü halktan alıyor. 6-7 Eylül'de Rumlara yönelik saldırılar geniş bir halk katılımı ile gerçekleşti" diye belirtti. Saldırılar sırasında bin kişinin Rumlar'a saldırdığını söyleyen Ayşe, "İstanbul'da her on kişiden birinin bu şiddet olaylarına katılması demek. Toplumdaki bu ırkçı damarı göz ardı edemeyiz" diye belirtti.

"19.yüzyıldan 20. yüzyıla geçerken bu topraklarda yaşayan 5 kişiden biri gayrimüslimdi yani nüfusun yüzde 20'sini oluşturuyorlardı. Ama halkları birbirine düşürerek halkın katılımıyla katliamlar yapıldı" diye konuşan Ayşe, "Bu devlet hep böyle yaptı şimdi de yaşıyoruz. Korkunç bir devlet terörü yaşıyoruz. Ama yaşadıklarımız etrafında 6 - 7 Eylül'ü de konuşmazsak olmaz" dedi.
'2 bin yıllık tarihi olan toplum yok edildi'
Selanik'teki bombayı koyanın hukuk fakültesinde Türkiye'nin bursuyla okuyan MİT elemanı bir Türk olduğunu söyleyen Ayşe "Bu ortaya çıktı adam yakalandı. Onu içeriye alanın da konsolosluğun kapıcısı olduğu ortaya çıktı. Tutuklanıyorlar ama hiçbir zaman kamuoyuna yansımıyor. 27 Mayıs darbesinden sonra Yassıada'da ortaya çıktı onların yaptıkları. Bombayı koyan kişi yıllar sonra Kırklareli Valisi oluyor" dedi. Olayların devlet tarafından örgütlendiğini, dile getiren Ayşe, "Ellerinde Türk bayraklarıyla saldırıyorlar. Türk bayrağı suç haline geliyor. Bu suçların işlenmesine yol açan bayrak oldu. Sonra neden kongrenizde o yok, neden Türk bayrağı görmek istemiyorlar diyorlar. Bu nedenle dolayı görmek istemiyorlar" dedi.
Rumların 6 -7 Eylül'ün ardından 1964'de sürgüne uğradığını hatırlatan, Ayşe, "Rum nüfusa son darbe vuruldu. Osmanlı'da çoğunluklu olan Rumlar şu an 2 bin yani yoklar. Çok eski 2 bin yıllık tarihi olan bir uygarlık, bir toplum yok edildi" dedi.

'Fail devlettir, cezasızlık bir devlet geleneğidir'

Ayşe, "Faillerin yargılanmaması Osmanlı'nın kuruluşuna gidiyor. Failler Cumhuriyet'in kurucularında yer aldı yargılamak yerine ödüllendirildi. En önemli fail devlettir, hükümetler değişir ama devlet aynı devlet. Yassıada yargılamaları sırasında DP yöneticileri bunun için ceza aldı ama ardından 64 Rumların sürgünü yaşandı" ifadelerini kullandı. Ayşe, Rumların uğradığı sürgünü şöyle dile getirdi: "60 Bin Rum'a iki kilo ve 20 dolar alma izniyle buradaki her şeylerini bırakarak sürgün edildiler. Devlet görevlilerinin yaptıklarına uygulanan cezasızlık hala devam ediyor bu bir devlet geleneğidir."

'Gayrimüslimlere karşı ayrımcılık devam ediyor'

"Olayların başlangıç noktası Anadolu Rumlar'a ve Süryaniler'e yapılan soykırımdır. Ama 6 -7 Eylül olayları bir dönüm noktasıdır. Bir toplumu yok ettiler, Lozan Antlaşması ihlal edildi. İmza atan devletler de bir şey yapmadı" diyen Ayşe, günümüzde hala gayrimüslimlere karşı ayrımcılığın devam ettiğini söyledi. 6 - 7 Eylül'de saldırıdan kurtulmak adına kadınların kapandığını belirten Ayşe, "Türk kimliğinin kurucu kimlik ve ırkçılığın temeli olmasından dolayı, gizlenme durumda kaldılar çünkü ancak o zaman canını kurutabiliyorlardı" diye konuştu.

(gc)