AKP'ye uyarı: Kürt halkının taleplerini kabul etmezsen sonun Suriye gibi olur
09:03
Ruşen Binici - Sosin Xanê/JINHA
QAMİŞLO - AKP'nin Kürt halkına yönelik saldırılarına karşı sert tepki gösteren TEVDEM Koordinasyon Üyesi Hanife Hüseyin, "Türkiye devleti bir an önce Kürt halkının taleplerini kabul etmelidir, eğer etmezse hızla Suriyeleşmeye doğru gider. Türkiye devleti Ortadoğu'nun demokratikleşmesi önünde büyük bir engel olduğunu görmelidir, bu şekilde devam ederse kaderi Suriye gibi olur, DAİŞ'ten farkı kalmaz" uyarısında bulundu.
Demokratik Birlik Hareketi (TEVDEM) Koordinasyon Üyesi Hanife Hüseyin, Türkiye genelinde Kürt halkına yönelik AKP eliyle yapılan saldırıları değerlendirdi. Kuzey Kürdistan halkının 40 yıllık bir mücadele süreci olduğunu söyleyen Hanife, "7 Haziran seçimlerinin ardından açığa çıkan kazanımlar sonrası, AKP iktidarının yürüttüğü siyaset nedeniyle Kuzey Kürdistan'da bir krize yol açmıştır. Buda siyasi açıdan bir tıkanmaya yol açmıştır. Bu nedenle de Kuzey Kürdistan halkı kendi kararını vererek, demokratik ulus anlayışından yola çıkarak, öz yönetimini ilan etmiştir. Kuzey Kürdistan'da başlayan bu direnişi TEV-DEM adına selamlıyoruz. Kuzey Kürdistan'daki bu direnişi kutsal görüyoruz, beklentimiz bu direnişin genelleşmesidir. Sadece bazı il ve ilçelerde değil, bölgedeki tüm il, ilçe ve köylerde genelleştirilerek kendilerini demokratik özerklik temelinde yönetmelerini umut ediyoruz" diye belirtti.
'AKP'nin siyaseti yenilgiye uğradı'
AKP'nin yürüttüğü siyasetin demokratik anlamda yenilgiye uğradığını ifade eden Hanife, AKP'nin Ortadoğu siyasetinin çöktüğünü söyledi. Halka yönelik saldırıların acımasız bir şekilde gerçekleştiğini belirten Hanife, saldırıları lanetlediklerini dile getirdi. Hanife sözlerine şöyle devam etti: "Kürt halkı AKP devletinin dürüst olmadığını görünce demokratik özerklik kararı alarak kendi sistemini ilan etti. Bir toplum iradesini parlamentoda temsil etsin diye 6 milyon oy bir partiye veriyorsa ve bu irade tanınmıyorsa, binlerce şehit, binlerce yakılan köy görülmüyorsa ve Türkiye devleti Kürt sorunuyla yüzleşmek istemiyorsa demek ki Kürtlerle yaşama gibi bir niyetleri yoktur. Böylede olunca Kürtler kendi kaderlerini belirlemek zorundadırlar. Demokratik ulus projesiyle kendi özerkliklerini ilan ederler. Şimdi Kürt toplumu Türkiye'de özerkliğini ilan ederek, kendi kendilerini idare etme ve yürütme kararı aldılar."
'Katliamlar neden görülmüyor?'
AKP hükümetinin her gün Kürt gençlerini, kadınlarını, çocuklarını katlettiğini söyleyen Hanife, "Bu katliamlar neden görülmüyor? Kürt halkı AKP ve Erdoğan'ın bu katliamları karşısında sessiz kalabilirler mi? Bu nedenle Kürt halkı Kuzey Kürdistan'da kararlarını aldılar ve bu karar yerindedir. Kürt halkı bugün Kuzey Kürdistan'da büyük bir direniş içerisindedir, başta Varto, Lice, Silopi, Cizre, Yüksekova, Şemdinli olmak üzere bu direnişler çok değerlidir. Bunlar büyük direnişlerdir ve tüm Kürdistan'a yayılmalıdır. Dersim'de, Amed'te, Wan'da, Batman'da bu direnişler daha da büyümelidir. Hatta Türkiye metropollerinde olan Kürtler'de özerkliklerini ilan ederek, kendi savunmaları içinde direnebilmelidirler" ifadelerinde bulundu.
'Herkes gemilerini yakmalı'
Türk devletinin demokratik özerklik sistemine karşı tahammülü olmadığını dile getiren Hanife, tüm dünyanın da Kürt halkına yapılan saldırıları görmezden geldiğini sözlerine ekledi. Hanife, "Tek bir kimse Türkiye devletinin panzerlerle sivil halkı katliamdan geçirmesine karşı güçlü bir tutum sergilememiştir, gözlerini kapamıştır. Rojava'da yaşanan devrimden bazı tecrübeleri kuzey halkı için aktarmak istiyorum. Öncelikle özerkliğimizi ilan ediyorsak herkes gemilerini yakmalıdır. Mademki özerkliğimizi ilan etmişiz her şeyden önce kominler, meclisler ve gerekli komiteler oluşturmalıdır. Kendilerini yönetecek tüm gerekli sistemi oluşturabilmeliler. Adalet sistemini oluşturmalılar. Ekonomi, savunma kurumlarını oluşturarak bu şekilde özerkliği ilan edebilirler. Rojava Kuzey Kürdistan için büyük bir örnektir. Rojava gerçekleştirilen devrimle birlikte sistemini oluşturarak, yönetim sistemini geliştirdi ve bu şekilde yürüyor" şeklinde konuştu.
'Rojava iyi bir örnektir'
Hiçbir alt yapı hazırlığı olmadan medya önüne çıkıp "Özerkliğimizi ilan ediyoruz" kararının ciddiye alınmayacağını ve devletin hedefi haline geleceğini kaydeden Hanife, "Böyle olmaması için, mahalle mahalle kominler, meclisler oluşturulmalıdır. Bu kominlerin içinde eğitim, güvenlik, sağlık komitelerini oluşturmalılardır. Böyle olunca herkes bu direnişe katılır. Tüm bunlar gerçekleştikten sonra, kendi kendini yönetebilecek, savunabilecek, ekonomisini oluşturabilecek düzeye ulaşıldığında işte o zaman devlet bana gerekli değildir denilir. Yine halkın kendisini savunması konusunda da Rojava iyi bir örnektir. Kuzey Kürdistan'da halk gerilla bizi savunsun, Türkiye devletinin tankı, topu, uçakları çoktur derlerse özerk ilan ettikleri bölgeleri koruyamazlar. Bu nedenle tüm sivil halkımız bu direnişe katılmalıdır. Kanal, mevzi ne gerekiyorsa bu alt yapıyı oluşturmalılardır. Her mahalle kendi nöbetini tutmalı, tek bir polisin mahallelerine, ilçelerine girmesine izin vermemelilerdir. Kuzey Kürdistan'da ilk kez Demokratik Özerklik gündeme girmiştir, bu sistem korunmalıdır. Bu şekilde bir mücadele verilirse başarıya götürür" dedi.
'Öcalan'ın barış çabaları boşa çıkarılmak istenmiştir'
Türkiye ve İran'ın Ortadoğu'da karakterlerinin bir birine benzediğini kaydeden Hanife konuşmasına şöyle devam etti: "Ortadoğu'nun değişim dönüşümü önünde en büyük engeldirler. Her iki devletin kökeni de tarihe baktığımızda biri Sasani diğeri de Osmanlı imparatorluk geleneğinden gelmektedirler. Her iki devlette mezhep üzerinden kendilerini var etmişlerdir. Kendi güçlerini kaybetmemek için Ortadoğu'nun demokratikleşmesi önünde engeldirler. Ortadoğu mücadelesinde tüm bölgeye umut olacak olan Kürt halkının mücadelesi ve Kürt Halk Lideri Sayın Abdullah Öcalan'ın demokratik ulus projesidir. Bu çerçevede 40 yıldır Kuzey Kürdistan'da bir mücadele yürütülmektedir. Özellikle son yıllarda İmralı'da Sayın Öcalan demokratik mücadele temelinde Türk devletiyle Kürt sorununu çözme çabaları göstermiştir. Fakat bugün tüm bu çabalar boşa çıkartılmak istenmiştir. Türkiye'de bugüne kadar gelen tüm iktidar partileri Türkiye halklarına 'Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır' zihniyetini yeşertmiştir ve bu 'terörün' bitirilmesi gerektiğine inandırmışlardır. Ve bu şekilde Kürt halkına karşı yürütülen savaşı meşrulaştırmışlardır. Son yıllarda demokratik mücadelenin Kuzey Kürdistan'da yükselmesiyle Türkiye toplumunda demokratik güçler Kürtlerin demokratik siyasi mücadelesi etrafında toplandılar."
'AKP'nin DAİŞ'e desteği Kobanê'de deşifre oldu'
Türkiye'deki krizin derinleşmesinin nedeninin AKP hükümetinin tek parti zihniyetinden kaynaklandığını ifade eden Hanife, "Yine bu çerçevede başkanlık sistemini oturtmayı esas almaktadır ve tüm kanunları kendi ideolojisi çerçevesinde geliştirmektir. Türkiye toplumu bunun karşısında tutumunu koyarak kabullenmedi. AKP hükümeti ikili bir siyaset yürüttü. DAİŞ'e verdiği destek Kobanê savaşında deşifre oldu. Dolmabahçe mutabakatını imzaladı sonra kabul etmedi, seçimleri hiçe saydı, medya savunma alanlarına yaptığı saldırılarla politikası bir bütün iflas etti. Yani AKP hükümetinin koalisyon güçlerini, PKK'yi, DAİŞ'i idare ederek kendisini güçlendirmeyi hedefliyordu, bu politika iflas etti" açıklamalarında bulundu.
'Kuzey Kürdistan halkına sahip çıkılmalı'
AKP'nin yürüttüğü savaşa Türkiye halklarından da tepkilerin olduğunu kaydeden Hanife, AKP'nin bugün bu savaşı kendi iktidarı için başlattığını söyledi. Bu nedenle yeniden seçimlere gidildiğini dile getiren Hanife, "AKP'nin esas derdi HDP'nin bu başarıyı elde etmesidir. Bu seçimlerde HDP'nin oylarını hedefliyor, bunu da milliyetçiliği körükleyerek yapmaya çalışıyor. Çünkü verdiğimiz mücadele haklı, demokratik bir mücadeledir. Halkımız kendisini koruyabilmek için legal siyasete çok fazla bağlanmamalıdır. Eğer böyle yaklaşırlarsa yani devletin izniyle yürüyüş beklemek, mücadele etmek liberalizme götürür. Devlet çocukları, gençleri öldürüyor, insanlarımız gidip komisyonlar çıkartıp adliyeye, savcıya gidip şikayet ediyorlar. Bu büyük bir kandırmacadır. Kimi kime şikayet ediyorsunuz; katili katile şikayet etmenin bir anlamı yoktur. Halkımız devletin tüm kurumlarından kendilerini kopartıp mücadele etmelidir. Halkımız her açıdan kendisini direnişe hazırlarsa kazanacaktır, uluslararası devletlerde bu direnişi görecektir. Ayrıca bugün Kuzey Kürdistan'a herkes sahip çıkmalı, bu direnişe katılmalıdır. Nasıl ki 6-7 Eylül'de Kobanê için insanlar ayaklandı, Kuzey Kürdistan'daki mücadele içinde aynı şekilde ayağa kalkmalılardır" dedi.
Seçim sonuçlarının büyük bir umut yarattığını ifade eden Hanife, konuşmasının devamında şunları ifade etti:
"Fakat HDP'de şunu görmelidir, bu hükümet HDP'nin varlığını, büyüklüğünü, milletvekillerini kabul etmiyor. Çözüm sürecini bitirdi, savaş başlattı, her gün insanları öldürüyor. Elbette barışı istemek çok değerlidir, fakat bir soykırım gerçekleştiriliyor ama bunun karşısında halen seçimlerden umut beklemek, bunu topluma aşılamak, toplumun mücadelesini liberalize etmektir. Kuzey Kürdistan ve Rojava halkı bir birine çok bağlıdır ve iç içedir. Şuan Rojava halkı Kuzey Kürdistan halkının mücadelesini destekliyorlar. İhtiyaçlar doğrultusunda Rojava halkı Kuzey Kürdistan halkına destek olacaktır. Tüm dünyada bunu bilmelidir; Kuzey Kürdistan ve Rojava halkı akrabadır. Rojava halkı her hangi bir durumda Kuzey Kürdistan halkına destek sunmaya hazırdır.
'Halk saldırılara karşı tedbirli olmalıdır'
Bir kez daha diyoruz; Kuzey halkının bu direnişi çok anlamlıdır. Tedbirli olmalılardır. Yine bu süreçte önemli bir konuda mülteciliktir. Türk devleti Kürdistan'ı boşaltma çabası içerisindedir. Tüm gücüyle, tankıyla, topuyla, uçağıyla, her türlü kirli savaş politikalarıyla Kürt halkının üzerine giderek iradelerini kırmaya çalışarak yerinden yurdundan sürmeyi hedeflemektedir. Ne olursa olsun Kuzey Kürdistan halkı yerini yurdunu bırakmamalıdır, direnmelidir. Bu yeni bir politika değildir, Türkiye devleti bunu 40 yıldır Kürdistan'da uyguluyor. 4 bin köy yakıldı, 20 bin şehit var, her iki taraftan 40 bine yakın yaşamını yitiren insanlar var, zindanlar tıka basa dolu. Halkımız tüm bu kirli savaş politikaları karşısında başını eğmemeli direnmelidir. İnsanlarımız yerlerini yurtlarını bırakmamalıdırlar, mültecilik rezil bir durumdur, yerini yurdunu bırakmak kökünden kopmaktır, yurdunu bırakmak demokratik özerklik ruhuna layık değildir.
Bir kere daha TEV-DEM olarak kadınların, gençlerin öncülüğünde başlatılan direnişi, özerkliği kutluyoruz. Türkiye devleti bir an önce Kürt halkının taleplerini kabul etmelidir, eğer etmezse hızla Suriyeleşmeye doğru gider. Türkiye devleti Ortadoğu'nun demokratikleşmesi önünde büyük bir engel olduğunu görmelidir, bu şekilde devam ederse kaderi Suriye gibi olur, DAİŞ'ten farkı kalmaz."
(mg)
