'Halkımızın çelikten direnişi tüm saldırıları boşa çıkartacaktır'
13:01
JINHA
BEHDİNAN - AKP'nin Kürt halkına yönelik saldırılarına dikkat çeken KCK Yürütme Konseyi Üyesi Fatma Adır, "Halkımızın çelikten direnişi ve mücadelesi karşısında tüm saldırılar, zırhlı tank, top ve kobralar etkisiz kalacaktır" dedi.
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Fatma Adır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve kurmayları tarafından Kürt halkına karşı başlatılan savaş konseptini değerlendirdi. Türk devletinin Kürt halkına yönelik saldırısının öz yönetim ile ilgili bir durum olmadığını dile getiren Fatma, "Yüzyıla varan ret, inkâr ve imha politikası kapsamında gerçekleşen soykırım, katliam ve saldırıların yeni bir boyutu yaşanmaktadır. Kürtler halk olmaktan kaynaklı hakkı olanı son derece demokratik tarzda hayata geçirmek istiyor. Dünyada kendi kimliği, dili, kültürü çerçevesinde kendini yönetme hakkını kullanmak artık evrensel bir haktır. Bu hak son derece insani olduğu kadar, aynı zamanda hukukidir. Bu hakkın uygulamaya geçirilmesini engelleyen Türk devleti hem evrensel hukuku çiğnemek de ve hem de halkımızı katlederek suç işlemektedir" dedi.
'Halk tarihi bir direniş içerisindedir'
Öz yönetim ilanlarıyla birlikte artan devlet saldırılarına dikkat çeken Fatma şunları belirtti: "Bugün onlarca ilçe ve mahalle de halkımız öz yönetimi kurmak, geliştirmek ve korumak adına büyük ve tarihi bir direniş içerisindedir. Bu direniş silahlı bir mücadele değildir, öyle de gelişmedi. Öz yönetim temelinde kendini yönetme talebine katliam amaçlı gerçekleşen saldırılara karşı en başta gençler olmak üzere halkımız öz yönetimi koruma ve savunma refleksi ve direnişini geliştiriyor. Varto, Cizre, Silopi, Farqin, Nusaybin, Sur, Gever ve Bismil'de öz yönetime saldırmakta, tutuklamakta ve katliam yapmaktadır. Bunu önleme üzerinden kendini savunma hakkını kullanmak hukuki ve insani bir haktır. Kürt halkı ve gençleri de bunu yapmakta ve kendini savunmaktadırlar. Silahı en başta Türk devleti halkımıza karşı kullanmıştır. Tank, panzer ve zırhlı akrepler ile mahallere saldırmakta ve katliam yapmaktadır. Bu katliamların önüne geçme ve saldırıları önleme savunması dışında bir durum yoktur. Saldıran taraf Türk devletidir. Halkımız da öz savunma temelinde direnerek kendisini korumaktadır. Her canlı gibi halkımızda saldırılara karşı yaşamak için kendini savunmaktadır. Bunu yapmaya devam edecektir."
'Cizre'ye sahip çıkılmazsa katliamlar her tarafta yaşanır'
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın, HDP'li vekillerin ve binlerce kişinin Cizre'ye doğru yürümesinin yerinde bir tutum olduğunu söyleyen Fatma, "Bu saldırılara karşı herkes Cizre'yi sahiplenmelidir. Kürdistan'ın her tarafı serhıldanlarla devletin bu saldırılarına karşı durmalıdır. Hatta Cizre'ye sahiplenmede geç bile kalındı. Çünkü bugün Cizre'ye sahip çıkılmaz, katliamın daha fazla büyümesine engel olunmazsa yarın her tarafta aynı katliamları yapmaya çalışacaklardır. Onun için herkes bu süreçte gereken duyarlılığı göstermeli, öz savunmayı her tarafta geliştirmelidir. Bu en doğal insani haktır ve aynı zamanda bir sorumluluktur. Devletin engellemesi gerçek planlarının, amaçlarının ne olduğunu ortaya koyuyor. Yaptıkları katliamları gizlemek istiyorlar. Bir de sindirmek, teslim almayı amaçlıyorlar. Bu engellemeler kesinlikle aşılmalıdır. Ancak bu şekilde bu katliam saldırıları boşa çıkarılabilir" ifadelerinde bulundu.
'Saldırılar devam ederse Türkiye kaybeder'
Saldırı, katliam ve operasyonların devam etmesi durumunda Türkiye'nin kaybedeceğini ifade eden Fatma, "Erdoğan ve Türk devletinin gözü karalığı Türkiye'yi sonu belli olmayan karanlık bir sürece doğru hızla götürüyor. Saldırıları dayandırdıkları 'HPG'nin silahı bırakması' söylemine kendilerinin de inandıklarını sanmak saflık olur. AKP ve Erdoğan 7 Haziran seçimlerinde kaybetmenin temel sorumlusu olarak HDP'yi görmektedir. Onun için HDP'ye karşı özel bir husumet duymaktadırlar. Bu saldırıların bir nedeni HDP'yi hedef haline getirerek seçime girmesini önlemek ve girse bile baraj altında tutmaktır. Diğer bir nedeni ise Kürt halkına, demokrasi güçlerine karşı geliştirdiği topyekûn saldırının bir parçası olarak geliştirmesidir. Kürt halkına düşman bir Erdoğan'dan bahsediyoruz. Yaşanan çatışmalardan kaynaklı ortaya çıkabilecek ırkçı-milliyetçi cepheyi de HDP'ye saldırtarak HDP'yi yıpratma, hem de Kürtlerle savaştığı hissiyatını bu kesimde yaratarak desteğini almaya çalışmaktadır" dedi.
Mevcut durumda bir savaş halinin yaşandığına dikkat çeken Fatma konuşmasının devamında şunları belirtti:
"Bu savaşın Türkiye'de Kürt ve Türk savaşına dönüşme riski vardır. Fakat şu anda var olan Kürt halkına ve hareketimize karşı AKP, Erdoğan ve Türk devleti tarafından ilan edilen bir savaş ve saldırı durumudur. Bu saldırı ve savaşa karşı hareket ve halk olarak kendimizi savunma direnişini yürütüyoruz. Ama ısrarlı bir biçimde sivil ve savunmasız halkımız katledilmektedir. Bu durumun giderek Türkiye'de bir arada yaşamanın koşullarını zorladığı da açıktır. Türk devleti Kuzey Kürdistan'da bugün yürüttüğü savaşın katliam provasını Kobanê'de yürüttü ve Kürt katliamını buradan başlatarak sonuca götürmek istedi. Ama öngördükleri ve planladıkları gibi bir sonucu yaratamadılar. Rojava'daki halkımızın ve YPG ve YPJ'nin büyük ve kahramanca direnişi ve başarısı AKP'nin imha konseptini boşa çıkardı.
'Savaşı başlatan AKP ve Erdoğan'dır'
Türkiye'nin batısının Kürdistan'da AKP tarafından çok planlı, organize bir biçimde yürütülen katliam politikası karşısındaki sessizliği kabul edilebilir değildir. Gerillaya karşı geliştirilen operasyonlar ve halkımıza karşı geliştirilen saldırılara karşı gerillanın yürüttüğü savunma direnişinde yaşanan asker ve polis kayıplarını gerekçe göstererek tam bir ırkçı-faşist politika yürürlüğe konulmuş durumdadır. Bir gecede medya savunma alanlarına karşı havadan gerçekleştirilen dört yüz bombardıman, yine sonrasında rutinleşen bu saldırılar, sivil Kürt halkına karşı gerçekleşen saldırılar karşısında ciddi bir tepki ve mücadele ortaya konulamadı. Söz konusu Kürt halkı ve gerilla katliamı olunca son derece normal ve kabul edilebilir bulunmaktadır. Bunun karşısında yürütülen savunma savaşında özel hareket gücü ve polis kaybı karşısında ise tam bir ırkçı histeri yaşanmaktadır. Savaşı başlatan ve sürdüren AKP ve Erdoğan'dır. Bu savaştan beslenen tek güç AKP ve Erdoğan'dır. Türkiye halkı, sol ve demokratik çevrelerin gerçekleri görerek, sessizliğe gömülme, sinme ve geri çekilme değil, tam tersi gerçekliği tüm çıplaklığı ortaya koyması ve mücadele etmesi gerekir. Bu demokrasi ve halkların özgürce bir arada yaşamaya karşı bir saldırıdır.
'Mücadelemizden geri adım atmayacağız'
Kürt halkının imhası, katliamı ve soykırımı üzerinden bir demokrasi ve bir arada yaşam kurulamaz ve bu mümkün değildir. Kürt halkı, demokrasi çevreleri olarak özgürlük, demokrasi ve hak mücadelemizden tek bir adım geri atmayacağız, bu olamaz. Bir arada yaşamanın ve kardeşliğin gereği kabul edilebilir sınırlarda sorunun çözümüdür. Kürdistan'da Türkiye'de yaşayan tüm halkların ve halkımızın Kürdistan'da yürütülen mücadeleyi güç vermeleri ve direnişi güçlendirmeleri gerekir. Cizre, Silopi, Farqin, Sur ve Varto'da yaşananlara bu kadar tavırsız kalınması ve geç kalınması anlaşılır değildir. Seyretme durumunu aşmak gerekir. Faşizmin karşısında mücadele eden halkımız yalnız bırakılmamalıdır. Halkımız Cizre gibi direnmeli, direnişe geçmeli, faşizme geçit vermemelidir. Türk devleti tek tek bazı yerleri hedefleyip, günlerce saldırıyor ve saldırı altındaki bu yerler yalnız başına bırakılmaktadır. Bu durumu aşmak ve tüm il, ilçe ve sokaklar Cizre gibi direnmelidir. Cizre'ler çoğaldığında faşizmin geri adım atacaktır. Halkımızın çelikten direnişi ve mücadelesi karşısında tüm saldırılar, zırhlı tank, top ve kobralar etkisiz kalacaktır.
'Kürtlerin birlikte, direnerek var olma ve başarma günüdür'
Kürdistan'ın her dört parçasında yaşayan halkımızın kaderi birdir. Kürdistan'ın her bir parçasına karşı geliştirilen saldırı, diğer parçadaki halkımıza karşı yapılmış bir saldırıdır. Kuzey Kürdistan'daki mücadelenin başarısı her dört parçadaki halkımızın kazanımıdır ve geleceğine belirleyici düzeyde etki eder. Güney Kürdistan'da önceki gün Zaxo'da Kuzey Kürdistanlı binlerce insanımız sınır kapısına yürümesi önemliydi. Güney'deki halkımızın bu yürüyüşe katkı sunması gerekirdi. Bu sessizlik Güney Kürdistan'daki siyaset mantığı ile ilgilidir. Bu yanlıştır. Cizre, Silopi direnişi ve mücadelesi Zaxo, Dohok ve Hewler'in mücadelesi olarak görülmelidir. Güney Kürdistan'daki halkımızın parti ve örgütlerin dar çıkar siyasetlerini görmesi ve bu politikayı aşarak, Kuzey'de yürütülen mücadeleye destek vermesi gerekir. Kürtlerin birlikte, direnerek var olma ve başarma günüdür.
Batı söz konusu Kürtler ve özellikle kuzey Kürdistan'daki mücadele olduğunda tutumları katliamcı politikaları destekleme yönünde oluyor. Yüz yıllık Kürt inkarı, imhası ve katliamı batının politikası ile alakalıdır. Günümüzde de halen bu politikayı aşmış değil. Zaman zaman Kürt halkını önemsiyormuş ve halkları ile ilgiliymiş gibi görüntü vermeleri kendi çıkar politikaları ile ilgilidir. Batının bu politikadan vaz geçmesi ve gerçekleri görerek hareket etmesi gerekir."
(mg)

