2013 Kadın Panaroması - (3) – DOSYA
11:28
Sağlıkta dönüşüm politikaları sağlık emekçilerini katletti
Zehra Doğan – Gülşen Koçuk / JINHA
AMED – SES Diyarbakır Şube Başkanı Hülya Alökmen Uyanık, Başbakan’ın yıl içerisinde sıklıkla dillendirdiği, “3 çocuk, kürtaj ve sezaryen” açıklamaları nedeniyle kadınların 2013 yılında yine sağlık alanında mücadele verdiğini dile getirerek, “Kadınlarla ilgili her alana müdahale eden Başbakan, bu yıl da kadınlar üzerinden ciddi bir politika yürüttü. Kendi bedeni üzerine karar verme hakkına sahip olan kadınlar, yapılan açıklamalarla beraber çok ciddi zorluklar yaşadı. Aynı tutum sağlık emekçileri üzerinde de uygulandı. Yıl içerisinde birçok sağlık emekçisi kadın arkadaşlarımız şiddete maruz kaldı. Bunlardan bazıları ne yazık ki yaşamını yitirdi. Fakat saldırganlara ilişkin yeterli ceza verilmedi” dedi.
Hükümetin son 10 yılda düzenlediği Sağlıkta Dönüşüm Projesi (SDP), Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) yurttaşların sağlık hizmetinde artık mağdur kalmaması adına oluşturduğu önerileriyle düzenlenmiş olsa da, alt yapının eksik olması nedeniyle hasta ve sağlık emekçilerinin mağduriyetine sebebiyet verdi. DSÖ, ülkelere Dünya çapında bir vizyon koyarak, her ülkenin sağlık sistemi, herkese gerekli olan sağlık hizmetinin yüksek kalitede verilmesini sağlayacak şekilde tasarlanmasını ve her ülkenin bu faktörleri göz önünde tutarak kendi özgün sağlık sistemlerini geliştirmesi gerektiğini her defasında belirtse de, Türkiye’de özel sağlık kuruluşları sağlığı ekonomik sektör haline getirerek, sağlık emekçilerini “performans primi” adı altında yarıştırdı. Başbakan’ın “Sağlıkta eski günler geride kaldı” diyerek sağlık sektöründeki değişiklikleri açıklamasının ardından hastalar ve yakınlar sağlık sektörünün hızla değişim göstermesini beklerken eksikliklerin yaşanmasını da sağlık emekçinin sorunu olarak gördü ve birçok sağlık emekçisine bu nedenle saldırdı. Sağlık hizmetinde yaşanan aksaklıklarla sorumlu olmayan hekim, fazla mesai ve az personelli hastanelerde hastalara hizmet vermesi çabası içerisindeyken bu aksaklıkları hekim ve personellerin eksikliğiymiş gibi gören hastalar personellere karşı sıkça saldırıda bulunmasına rağmen cezalar yeterli düzeyde olmadı. Saldırı sonucu şikayetçi olan sağlık emekçilerine mahkeme de çare olamadı. Bu nedenle yıl içerisinde birçok sağlık emekçisi ağır yaralandı ve yaşamını yitirdi.
‘2013 sağlık emekçilerine yönelik şiddet yılı oldu’
2013 yılının kadınlar için taciz, tecavüz ve katliam yılı olduğunu söyleyen Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Diyarbakır Şube Başkanı Hülya Alökmen Uyanık, aynı yılın sağlık emekçileri için de şiddet yılı olduğunu söyledi. SDP ile AKP hükümetinin propaganda yaptığına dikkat çeken Hülya, “Başbakan son 10 yılda sağlık açısından olumsuz değişimler yapsa da bunu halk her zaman sağlık personelinden kaynaklandığını düşündü. Başbakan, televizyonda ‘hekimler sizin hizmetkarınız, eski günler geride kaldı’ diyerek sağlıkta reform yaptığını belirtiyor. Fakat alt yapısı olmayan ve alt yapıda herhangi bir değişikliğe zemin yaratılmayan sağlık sektöründe gelişen en ufak bir değişiklik bile sorunların yaşanmasına neden oldu” söyledi.
‘Eğer bir suçlu varsa o da hükümettir’
Hasta haklarından önce hastanelerde yeterli materyal ve hekim olması gerektiğinin altını çizen Hülya, “Ne yazık ki hastanelerde yeteri kadar sağlık emekçisi bulunmuyor. Hastalar bundan dolayı mağdur kalıyor. 2012 yılının son aylarında tamamlanan SDP, söylenilen gibi olmadı. Hastalar hastaneye giderken hem primden hem de giriş yaptığı hastaneye para verdi. Bu durumda yine mağdur olan hasta oldu. Hastanelerde yaşanan aksaklıkları gören hastalar bu defa sorunu personelde gördü ve saldırdı. Bu anlamada son bir yıl içinde birçok sağlık emekçimiz saldırıya uğradı” diye konuştu. Hastanede yaşanan sorunların personelin değil, hükümetin uyguladığı politikanın olduğunu kaydeden Hülya, “Hasta Hakları” propagandasına algısını yoğunlaştıran hastaların hekimlerinde aynı zamanda haklara sahip olduğunu ve sorunların kaynağının hekimlerin olmadığını vurguladı. Hülya, “Eğer bir suçlu varsa o da hükümettir” dedi.
‘AKP, kadını erkeğe muhtaç kıldı’
Paralı sağlık hizmeti programında yine kadınların mağdur olduğuna değinen Hülya, ”Fazla nüfusa ve az gelire sahip bir ailede her zaman en son hastaneye giden anne olur. Çünkü anne yani kadın, erkeğin çalıştığı yerden erkek sigortasına bağlı bir sağlık güvencesine bağlı. Bu yüzden o kendinde böyle bir hakkı görmez. Erkeğin karar vermesi doğrultusunda hastaneye gider. Hem prim, hem de hastane kesintisi karşılığında verilen sağlık hizmeti için kadınlar, daha fazla ve göreceli olan değerlendirmelere tabi tutularak hastaneye götürüldü. Bu acı tablonun tek sorumlusu AKP’dir. AKP politikasında her zaman kadını ötekileştirdi. Onu anne, eş, abla olarak profile koyan AKP, kadının birey olduğunu unuttu. Kadını eve hapsedip erkeğe muhtaç eden hükümet, kadının sağlık alanında hizmet görmesine ket vurdu” ifadesinde bulundu. Hülya ayrıca Meclis’te yer alan AKP’li kadınların kadın cins bilincine sahip olmadığını söyleyerek, “AKP’li vekil kadınlar, kadın cins bilinciyle Meclis’te yer almıyor. Çünkü kadına karşı uygulanan politikalarına hiç biri ses çıkarmıyor”
‘Hükümet, hekimi pasif ve potansiyel suçlu kılıyor’
Kadının toplumsal alanda ötekileştirildiğini ve bu anlamda her nerede olursa olsun kadının cins nedeniyle öteki olarak görüldüğünü söyleyen Hülya, “Zaten öteki olan kadın, sağlık sektöründe de öyledir. Kadın her unvana sahip olabilir fakat erkek için önde gelen kimlik olan kadın vasfını taşır. Bu yüzden sağlık emekçilerine yönelik gerçekleşen saldırıların çoğunluğunda mağdur yine kadındır” dedi. “Sağlık için önemli olan bilgilendirmeyi hekimlerin yapması gereken yerde yine AKP konuşuyor” diyerek hükümetin politikasını eleştiren Hülya, hükümetin kendini özne kılarak konuda uzman kişileri vasıflaştırdığına dikkat çekti. Hülya, “Hükümet yaptığı açıklamalarıyla her alana müdahale ediyor. Hekimlerin işini sahne üzeri propagandalarıyla öğretmeye çalışıyor. Kürtajı, sezaryenı kendi kendine yasaklıyor kendi başına karar veriyor. Hekim tecavüze uğrayan kadının kürtaj isteğine bile kendi başına karara veremez hale geldi. Hükümet kadına ’tecavüzcünün çocuğunu doğur’ diyor ama kadının travmatik durumunu hiç göz önünde bulundurmuyor. Bu gibi konulara herhangi bir müdahale yapamayan doktor, toplumun gözünde pasif ve potansiyel suçlu olarak görülüyor” şeklinde ifadelerde bulundu.
‘Sağlık emekçilerine yönelik şiddet meşrulaştırılıyor’
“Sağlık emekçileri hastanın yararı olanın en iyisini ister” şeklinde ifadeyle konuşmasını sürdüren Hülya, sağlık emekçilerinin “sağlık reformu”yla beraber kurban edildiğini ve hükümet tarafından suçlu olarak ilan edildiğini vurguladı. Hülya, “Hükümetin yaptığı propagandalar yüzünden sağlık emekçisini bir canavar olarak gören toplum, emekçilere yönelik birçok saldırı gerçekleştirdi. Bu yıl birçok sağlık emekçisi yaralandı ve yaşamını yitirdi” diyerek saldırıların nedeninin de mahkemelerde çıkan hafifletici cezaların olduğunu söyledi. Sağlık emekçilerine yönelik gerçekleşen saldırıların cezasız kalmaması gerektiğinin altını çizen Hülya, polis memurları ve mahkemenin saldırı karşısında arkadaş barıştırır gibi uzlaştırıcı misyon yüklediğine dikkat çekti. Hülya, “Hastane polisi saldırı sonrası saldırganı alıp sağlık emekçileriyle barıştırmaya çalışıyor. Gözaltına alınan saldırganların çoğu zaten mahkemeye bile sevk edilmezken, sevk edilenlerin çoğu ise hafif cezalara çarptırılıyor” ifadelerini kaydetti. Hülya,“Mahkemenin ılımlı tavrı yüzünden sağlık emekçilerine yönelik şiddet meşrulaştırılıyor” dedi.
En çok ilaç tüketen ülke: Türkiye
Sağlık emekçilerine yönelik saldırıların Sağlık Bakanlığı tarafından da önemsenmediğine işaret eden Hülya, “Geçtiğimiz günlerde bakanlık tarafından bizlere gönderilen açıklamada ‘her saldırıdan sonra basın açıklaması yapılmasın. Basın bu olanları duymasın’ şeklinde ifadelerde bulunuldu. Bu anlayış yüzünden yüzlerce emekçi saldırıya uğruyor. Olayın duyulması değil, cezasız kalması sorundur. Bakanlık böylesi acı bir açıklamayı bizlere değil basına yeni bir açıklama yayınlayarak şiddete karşı bir tavır sergilemeliydi” şeklinde konuştu. Sağlık emekçilerinin hasta ve hükümet arasında kaldığına dikkat çeken Hülya, “Başbakan’ın sürekli dillendirdiği ‘hekimler sizin hizmetkarınızdır’ söylemleriyle beraber, yurttaşlar gerçekten de hekimlere birer hizmetkar gözüyle bakıyor. Hekimlere sürekli ilaç yazmaları için dayatmalarda bulunuluyor. Yapılan araştırmalara göre dünyada en çok Türkiye’nin ilaç tükettiğini ve Türkiye’de de bölgeye ilaç ihracatı sağlandığı tespit edildi” diyerek ilaç tüketiminin sektörleşen sağlık hizmeti üzerinde uygulanan bir politika olduğunu vurguladı.
‘Sağlıkta eksiklik sistemin sorunudur’
Sektörleşen sağlık hizmeti alanında hekimlerin sistem tarafından yarıştırıldığına dikkat çeken Hülya, hekimlerin prim alabilmeleri için hastan sahipleri tarafından hastaya zoraki ameliyat gerekliliğinin dayatıldığını söyledi. Hülya, “Hükümetten güç alan patronlar, sağlık alanında emekçilerin özgür işini yapabilmesi için bir alan sağlamıyor. Patronlar, hekimleri hizmet yarışına koyarak, sağlıkta yanlış müdahalenin yapılmasına neden oluyor. Böylesi kirlenen sağlık sektöründe ortaya çıkan sorunların nedeni hekimler değil, sistemin kendisidir” şeklinde konuştu.
Kadın özgürlükçü paradigma
Kadınların tarihten bu yana kadın cins bilinci mücadelesi verdiğine dikkat çeken Hülya 2013 yılında da yine kadınların alanlarda seslerini duyurmak için mücadele verdiğini belirtti. Hükümetin kadınlara karşı uyguladığı politikaları yıl içerisinde “kürtaj, sezaryen, 3 çocuk ve kızlı-erkekli öğrenci evleri” ile teker teker engelleme yasasına dönüştürmeye çalıştığına işarete eden Hülya, “Kadınlar ise bu anlamda ciddi bir mücadele verdi. Kadın özgürlükçü bir paradigmayı benimsedi ve o doğrultuda hareket etti. Dünya kadınları artık bu anlamda mücadele veriyor. Rojava’daki kadın devrimi de buna örnektir. İşte bu yüzden zaten erkekler savaşta ve her alanda önce kadınlara saldırıyor ve tecavüz ediyor. Son bir yılda kadın intiharları yine arttı. Bunun nedenini hiç soruşturulmuyor. İntiharlarda en çok bunu denetlemeyen hükümet suçludur” şeklinde konuştu.
25 Kasım'da sağlıkçılar da alanlarda
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Dayanışma Günü’ne ilişkin de konuşan Hülya, her alanda olduğu gibi sağlık sektöründe de en çok mağdur olan kadın emekçilerinin alanlara çıkıp ortak mücadele vermek için sesini yükseltmesi gerektiğini vurguladı. Hülya son olarak, “Kadınların, eril zihniyet tarafından belirlenen toplumsal ahlak, namus çerçevesi dışına çıkarak kendi cins bilinci için mücadele vermesi gerekiyor” dedi.
YARIN: Mor Çatı üyesi Avukat Özlem Özkan: Gündem kadın bedeni üzerinden değişiyor
LGBT üyesi Mehmet Tarhan: LGBT hareketi geleceğe umutla bakıyor
Kamera : Mizgin Tabu
(zd/mg)

