Gülseren Yoleri: Türkiye'de mültecilerin çok büyük sorunlar var

09:02

JINHA

İSTANBUL - Mültecilerin sorunlarını anayasal boyutta değerlendiren İHD Mülteci Komisyonu'ndan Avukat Gülseren Yoleli, "Mültecilerin insanca yaşam noktasında yasal bir statü elde etmeleri bazen fiilen insani yaşam koşullarına sahip olmaktan öteye düşebiliyor. Türkiye'de mültecilerin çok büyük sorunu var" dedi.

Sığınmacı ve mülteciler Türkiye'de sağlık, eğitim, çalışma gibi birçok alanda sorunlarla karşılaşıyor. Türkiye'de iltica hakkının düzenlendiği yasal düzenlemelerde bütüncül bir mevzuat görülmüyor. 2013 senesinde yürürlüğe giren Yabancılar Kanunu bu eksikliği giderme noktasında yasal boyutta atılan bir adımdı. Bununla beraber Türkiye söz konusu yasada 1951 tarihli mülteciler hukukuna ilişkin sözleşmeye koyduğu "coğrafi sınırlama çekincesi" ni korudu. Bu çekince kararının sürdürülmesi mültecilerin karşılaştıkları sorunların çözümüne yönelik hizmetlerin sürdürülebilir olmaktan uzak olmasına yol açtı. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Mülteciler Komisyonu üyesi Avukat Gülseren Yoleri, mültecilerin anayasa bağlamında haklarını değerlendirdi.

'Mülteciler yasal koruma elde etme haklarına sahip değiller'

"Türkiye'de mültecilerin çok büyük sorunu var" diyen Gülseren, bunlardan en önemlisinin ise insani yaşam koşullarının olmaması olduğunun altını çizdi. Gülseren, "Onların insanca yaşam noktasında yasal bir statü elde etmeleri bazen fiilen insani yaşam koşullarına sahip olmaktan arkaya düşebiliyor. Türkiye'ye gelen yabancılar özellikle Asya ülkelerinden Afrika'dan Pakistan'dan Hindistan'dan Türki Cumhuriyetlerden gelen pek çok yabancı, Türkiye'de yasal bir koruma elde etme haklarına sahip değil" cümlelerine yer verdi.

'Mültecilerin yasal statü elde etmelerini düzenleyen ilk yasa'

Türkiye'de 2013 senesinde çıkan yabancı uyruklulara ilişkin yasanın yabancıların Türkiye'de kalışlarını, ayrılışlarını ve yasal statü elde etmelerine ilişkin düzenlenen ilk yasa olduğunu belirten Gülseren, "1934 İskân Yasası 1994 yasasındaki bir yönetmelik gibi ve buna bağlı birtakım genelgeler içerisinde yabancıların hukuki düzenlemeleri yapılmaya çalışılıyordu. Dolayısıyla da yasal bütünlüklü bir korumadan yoksunlardı" sözlerini vurguladı. 2013 senesinde çıkarılan yasanın hazırlanıldığı aşamada olumlu tepkiler alındığını ifade eden Gülseren, "Çünkü bu konuda önemli bir mevzuat boşluğunu doldurdu. Yabancıların 'ben hangi hakka sahibim' ve 'ben hangi yolu izlersem nereye varırım' noktasındaki sorularına bir anlamda cevap oluşturdu. Ve devlete de birtakım yükümlülükler getirdi" diye belirtti.

'Sınırların güvenliği algılayan bir resmi politika'

Bu yasa uygulamaya girinceye kadar sığınmacıların ve mültecilerin Türkiye'ye girişlerinden neredeyse çıkışlarına kadar ki zaman diliminin Yabancılar Şube Müdürlüğü kontrolü altında olduğunu söyleyen Gülseren, "Bu da meselenin bir güvenlik sorunu olarak algılanmasını görünür kılıyordu. Gelen insanların hangi sebeplerle geldikleri, ülkelerinden niçin ayrıldıkları niye dönemeyecekleri, burada insanca yaşam koşullarına ulaşması gerektiği ya da güvenilir bir yere yerleştirilmelerine kadar ki bu süreci sadece halkın güvenliği değil ülkenin güvenliği ya da sınırların güvenliği algılayan bir resmi politikanın uygulanması biçimindeydi" sözlerine yer verdi.

'Sivil bir organizasyonun kurulmuş olması'

"Mültecilik elde etmek isteyen ve ülkelerine bir daha dönemeyecek olan yabancılar ülkeye girerken polis tarafından yakalanmışlarsa bir buçuk yılı aşkın sürelerle geri gönderme merkezlerinde tutuluyordu" diyen Gülseren, geri gönderme merkezlerinin koşullarının da cezaevlerinden daha beter olduğunun altını çizdi. Yeni yasa ile beraber tüm uygulamalarda nispeten bir yaşam dönüşümü beklediklerini dile getiren Gülseren, "Bu yasanın olumlu gelişmelerden bir tanesi; sivil bir organizasyonun kurulmuş olmasıdır. Göç idaresi oluşturuldu bu anlamda. Göç idaresi de valiliklerin desteğini de alarak bu çalışmayı yürütecek. Hali hazırda alt yapı tamamlanamadığı için hala kimi başvurular polis tarafından alınıyor ve valiliğe iletiliyor. Buradan da Göç İdaresi'nde koordinasyon sağlanarak çalışmaların yürütülmesi söz konusu" dedi.

'Avrupa'dan gelmeyenler mülteci statüsüne ulaşamıyor'

Avrupa'dan gelenlerin Türkiye'de tam bir koruma elde edebilmelerinin, mülteci statüsüne ulaşabilmelerinin imkân dâhilinde olmadığının altını çizen Gülseren, "Sadece Avrupa'dan gelenlerle ilgili 2013 yasasından önce Birleşmiş Milletler Komiserliği'nin bu mültecilik prosedürlerini buradaki şubeleri eliyle işletmesi söz konusuydu. Yani burada kişiler polise yakalandığında gidip diyordu ki 'ben mülteci olmak istiyorum, iltica etmek istiyorum bir ülkeye'. O zaman yabancılar polisi bunu gecikmeli olarak da olsa Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği'ne bildiriyordu. Komiserlik bu başvuranlarla görüşüp süreci başlatıyordu. Eğer kabul edilebilir bulurlarsa mültecilik statüsünü kazandırıyorlardı. Bundan sonra da kişinin gideceği üçüncü ülke tespit ediliyordu. Daha sonra da üçüncü ülkeye gidiş ile ilgili süreç bekletiliyordu. Bu da yılları alan bir şeydi. Bu sırada ise kişiler üzerinde sadece Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği'nin güvenliği söz konusuydu" diye anlattı.

'Yasalarda var olan durumu pratikte net işlemiyor'

2013 senesinde çıkan yeni yasanın 'Şartlı Mültecilik' diye bir tanım getirdiğini belirten Gülseren, "Şartlı Mültecilik tanımı Avrupa dışından gelenlerin üçüncü bir ülkeye yerleştirilinceye kadar Türkiye'de şartlı mültecilik olarak kabulleri söz konusu olacak. Ve bu da onların temel birtakım sağlık hizmetlerden, eğitim hizmetlerinden yararlanmalarına giden yolu aşmayı vadediyor" diye belirtti. Yasalarda var olan bu durumun pratikte çok net işlemediğinin altını çizen Gülseren, "Mesela başvuru yapılıyor ve ilgili makamlar başvuruyu alıyor. Süreci başlatıyor ve kişiye geçici kimlik veriyor. Bu kimlikle beraber o kişilerin geçici ikamet izinleri çıkartılıyor. Bu arada sınırlı da olsa kişi o yasal korumaya tabi tutuluyor" sözlerini kullandı.

'Mültecilere sağlanan olanak sınırlı'

Kişinin sağlık hakkından yararlanması konusunda ciddi problemlerin devam ettiğini vurgulayan Gülseren, "Yasada 'Sağlık hakkından yararlanıyor' diye belirtiliyor. Ama 'acil sağlık' hizmetlerinden yararlanmayla sınırlıyor. Sağlık çalışanları ile görüştüğümüzde şöyle anlatıyorlar: Yabancı birey Türkiye'de ve kanser hastasıymış. O kişi son ölüm anına gelen aşamaya kadar 'Acil' sayılmadığı için o kişinin tedavisi devletin sağladığı olanaklarla gerçekleştirilemiyor. Ölmek üzere ve son evredeyken ancak o hastaneye yatıyor. Belki ölürken birtakım ağrılarının geçirilmesi dışında bir hizmet sunulmamış oluyor" diye konuştu. Bu şekilde ise yabancı uyrukluların sağlık hizmetinden yararlanamadığını söyleyen Gülseren, "Onlara sağlanan olanakların sınırlarından söz etmek mümkün" dedi.

'Mülteciler haklardan derecelendirilmiş olarak yararlanıyor'

Yasada eğitimle ilgili de "çocukların eğitim haklarını kullanabilecekleri"nin söylendiğini dile getiren Gülseren, "Türkiye'ye gelip başvuru yapmış olan kişilerin bu haklardan derecelendirilmiş olarak yararlanması mümkün diyebiliriz. Çünkü eğitim hakkı diyoruz ama bir mülteci Afrika'nın bir ülkesinden gelse, onun dilinde bir eğitim sunulması mümkün değil. Onun ülkesindeki eğitimle denklik verecek bir eğitimin sunulması söz konusu değil. Yasal ikamet izinlerini almışsa bizim okullarımızdan bir tanesine gidebilir. Ama orada Türkçe eğitim alacak ve o eğitimin bir denkliği olmayacak. Eğitim hakkının da yabancılara sağlandığından söz edilemez" sözlerine yer verdi.

'Türkiye'de sosyal koruma mekanizması yok'

Bu uygulamalarla insan hakları açısından olumlu değerlendirme yapılamadığını belirten Gülseren, "Geçmişe göre bazı olumlu adımlar atılsa da hakkın gerçek anlamda kullanıldığını sağlayan bir gelişme olarak ne yasal prosedürü ne de uygulamayı değerlendiremiyoruz. Bu, ülke olarak eksiliği gösteren bir durum ve bu eksikliklerin giderilmesinin altını çiziyoruz" dedi. "Yabancılarla ilgili yasal sınırlamalarda şöyle bir uygulama da mevcut" diyen Gülseren, "Yönetmelikte 'bir ülkede devlet kendi vatandaşına sunamadığı hakkı yabancıya sunmak durumunda değil' diye bir cümle var. Türkiye'yi değerlendirdiğimizde Türkiye'de sosyal koruma mekanizmasının hiçbir şekilde olmadığını görüyoruz. Vatandaşına da sağlamıyor bunu. Yani vatandaş işsizse ve geliri yoksa devletin 'yaşamsal olarak olanak sağlayayım' diye bir uygulaması yok" dedi.

'Devlet bunun arkasına sığınıyor'

Sağlık durumunda da bunun böyle olduğunu ifade eden Gülseren, "Kendi vatandaşı bile sağlık hizmetlerinden doğru düzgün yararlanamıyor ve devlet bunun arkasına sığınıp rahatlıkla 'ben kendi vatandaşıma sağlayamıyorum yabancılara niye sağlayayım' diyor" cümlelerini kullandı. Son olarak yabancılar sorununu tartışırken genel politikalara da değinilebildiğini söyleyen Gülseren, "Yabancılardan söz ederken aynı zamanda vatandaşın da sahip olması gereken haklarının neler olduğu üzerine tecrübe edinip görmüş oluyoruz" diye belirtti.

(sö-ro/dc/fk)