Kadın Gazeteciler: Medya kışkırtıcı haber dilini bırakmalı
09:08
JINHA
İSTANBUL - Cizre'de sivil halka yönelik yaşanan saldırı ve katliamları görmezden gelerek haberleri savaş çığırtkanlığı yaparak servis eden ana akım medyaya tepki gösteren kadın gazeteciler, medyanın kışkırtıcı haber dilini bırakarak, birleştirici ve barış yanlısı haberler yapması gerektiğini dile getirdi.
AKP'nin savaş politikaları ile karşı karşıya kalan Cizre'de 8 gün boyunca halka sokağa çıkma yasağı uygulandı. Keskin nişancılar tarafından hedef alınan ve yaralananlar günlerce tedavi edilemezken, katledilenler ise defnedilemediği için kokmasın diye buzdolaplarında saklandı. Cizre'de tüm bunlar yaşanırken "Ana akım medya ne yapıyor" diye sorunca ise "savaş çığırtkanlığı" cevabından başka bir cevap akıllara gelmiyor tabi ki. Gazeteler ve televizyonlar Cizre'yi görmezden gelirken, Cizre'yi görenler ise tabiri caizse olanı değil, olmasını istediklerini yazıyorlar. Ölümü Kürt halkına "müstahak" olarak nitelendiren ana akım medya, savaştan ve siyasi iktidardan yana olan tutumunu bozmamak da ısrarcı görünüyor. Savaş çığırtkanlığını kendine ilke edinmiş "gazetecilerin" yanında barış yanlısı haberler yapan gazeteciler ise yok değil. Barışın yanında saf tutmuş kadın gazeteciler ise ana akım medyanın savaş söylemlerini bırakıp, barış yanlısı haber yapmanın önemine dikkat çekti.
'Zalimin değil ezilenin yanındayız'
Dicle Haber Ajansı muhabiri Zuhal Atlan, Cizre'de buzdolaplarında saklanan cenazelere, halkın katledilmesine ve HDP binalarına saldırılar yapılmasına dikkat çekerek, "AKP'nin medyası olmak üzere ana akım medyanın 3 maymunu oynaması zaten şaşırtmadı bizi. Biz bunu daha önce Roboski'den ya da Gezi'den biliyoruz" dedi. Zuhal, havuz medyasını AKP medyası olarak tanımlayarak, AKP medyasının savaş çığırtkanlığını had safhaya çıkardığını belirtti. Ana akım medyanın nefret söylemi, cinsiyetçi, militarist söylemler kullanarak şahısları hedef gösterdiğini ifade eden Zuhal, "Buna gazetecilik değil, ancak iktidarın tetikçiliği tabiri caizse "kalemşörler" denir. Bir kere gazetecilik, vicdan işidir; gerçeği yazmak ve bundan asla taviz vermemektir. Bizler de vicdanımızla hareket edip zalimin değil ezilenin yanındayız" diye konuştu.
'Medyanın dili halkları birleştirici bir dil olmalı'
Zuhal, medyanın gerçek yüzünün savaş dönemlerinde ortaya çıktığının altını çizerek, aynı zamanda "aydın" geçinen, kalemleriyle halkı yönlendirenlerin de gerçek yüzünün savaş döneminde ortaya çıktığını bildirdi. Savaş dönemlerinde en büyük sorumluluğun medyaya düştüğünü ifade eden Zuhal, "Medya daha çok nefret, daha çok militarist yani; devletin diliyle haberleri servis ederse, halklar arasında o kadar çok çatışma çıkarır. Ancak medyanın dili daha çok halkları birleştirici ve barış mesajlarıyla yüklü bir dil olmalı" şeklinde konuştu. Zuhal, medyaya yönelik saldırıların ise en çok Kürt ve muhalif medyaya yönelik olduğuna dikkat çekerek, DİHA'nın 16'ıncı kez kapatıldığı bilgisini paylaştı. Gerçekler yazıldığında devletin kendi kirli politikaların açığa çıktığını gördüğünü söyleyen Zuhal, "Elimizde kalem, boynumuzda fotoğraf makinesi, devletin ve iktidarın o kirli, halkları birbirine kırdıran politikasını deşifre etmeye devam edeceğiz" dedi.
'Ötekileştirici söylemler çatışmayı arttırır'
Bianet muhabiri Elif Akgül, "ötekileştirici" söylemlerin her zaman çatışmayı arttırıcı olduğunu belirterek, tarihin en korkunç olaylarından biri olan Holokost'un yolunun gazete manşetlerindeki söylemler ile döşendiğini söyledi. Gazetelerdeki nefret söylemlerinin Türkiye tarihinde gerçeğin üstünü kapatmak amacıyla kullanıldığını ifade eden Elif, gazete manşetlerinin bir iktidar politikası olarak yürürlüğe konulduğunun altını çizdi. Elif, Cizre'de yaşanan olaylar esnasında da her zamanki gibi iktidar yanlısı bir tutum sergilediğini bildirerek, "Bugünün çatışmalı ortamında da çözüm sürecinin başlangıcında da pozisyonlandığı yer iktidara yakın oldu. Buna etik değil demek çok kolay ama cümleyi burada bırakmak olayın aslını oluşturan medya-sermaye ilişkisini görünmez kılıyor. Bugünkü anlamda medya-sermaye ilişkisi olduğu müddetçe zaten etikten bahsedemeyiz" ifadelerinde bulundu.
'AKP söz üretimini engellemek için medyaya saldırıyor'
Medyanın toplumsal olaylarda nasıl davranması gerektiğine ilişkin görüş bildiren Elif, medyanın bu gibi olaylarda nasıl bir dil kullanacağı ile ilgili evrensel kurallar ve rehberler olduğu bilgisini paylaştı. Elif, gazetelerde atılan manşetlerde vicdanlı davranmanın pek çok sorunu çözebileceğine değinerek, "Kışkırtıcılık ve sömürü bir kenara bırakıldığı takdirde gerçek haber de ortaya çıkacaktır" dedi. Siyasi iktidarın gazeteciler üzerindeki baskısından "İktidar kendisine ait olmasına alıştığı medyanın, gerek gazetecilik gerekse sermaye ilişkisi gibi farklı gerekçelerle kendisinden uzaklaştığını gördüğünde yularını yakalamaya çalışıyor" diyerek bahsetti ve iktidarın bu tutumunun otoriter rejimlerin ilk refleksi olduğunu söyledi. Elif, istenenin haricinde söz üretmenin gazeteciliğin konusu olduğunu bildirerek, her otoriter rejim gibi AKP iktidarının da söz üretiminin önünü kesmek için öncelikli olarak medyaya saldırdığını dile getirdi.
(en/dc/mg)

