25 Kasım rüzgarı tüm dünyada esecek

11:56

Mekiye Görenç-Zehra Doğan/JINHA


AMED – Mirabel kardeşler özgürlük mücadelesinde kelebekler olarak anılmaya başladılar. Ve özgürlük kelebekleri insanlığın haklı kavgasında birer simge haline geldiler. Mirabel kardeşlerin katledildiği 25 Kasım tarihi ise “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak tüm dünyada ve ülkemizde kadına yönelik şiddetin kınandığı bir gün, yani mücadele günü haline geldi. Ayrımcılığa, şiddete, eşitsizliğe, tacize, tecavüze karşı hemen her gün alanlarda mücadelelerini sürdüren kadınlar, 25 Kasım haftası nedeniyle tüm dünyada seslerini yükseltecek.


25 Kasım, Dominik Cumhuriyeti'nde, Salcedo'da Ojo de Agua adlı köyde doğmuş Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden Clandestina Hareketi'nin öncülerinden olan Patria, Minerva ve Maria Mirabel kardeşlerin sistem tarafından katledildiği tarihtir. Mirabel kız kardeşlerin, diktatörlüğün askerleri tarafından, tecavüz edildikten sonra vahşi bir şekilde katledildikleri, utanç gününün ve insanlık ayıbının yıl dönümüdür. 1960 yılının 25 Kasım'ında, Dominik Cumhuriyeti'nin kuzey bölgesinde, bir uçurumun dibinde üç kadının cesedi bulunur. Bunlar Mirabel kardeşlerdir. Ertesi sabah gazetelerde bu ölümlerin bir kaza sonucu meydana geldiğini anlatan bir haber çıkar. Ama gerçek göründüğü gibi değildir. Mirabel kardeşler, ülkelerinde siyasal özgürlük için kararlılıkla mücadele ederek Latin Amerika'daki diktatör Rafael Leonidas Trujillo'ya meydan okur. Bu yüzden diktatörlük tarafından zulme uğrayarak pek çok kez hapsedilir ve en son olarak da 25 Kasım 1960 yılında arabalarından zorla indirilerek tecavüz ve işkenceyle katledilirler. Sonrasında, bu katliam kayıtlara "araba kazası" olarak geçer.


Üç özgürlük kelebeği…


Mirabel kız kardeşlerden birinin kod adının Kelebek olmasından da esinlenerek, o günden sonra bu üç kız kardeş,gerek Dominik'te gerek dünya da "Kelebekler" adıyla efsaneleştirilerek anılmaya başlarlar. Önce 1981'de Dominik'te toplanan Latin Amerika Kadın kurultayında, 25 Kasım, "Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Ve Uluslararası Dayanışma Günü" olarak kabul edilir. Daha sonra 1985 yılında, BM tarafından "25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddetin Yok Edilmesi İçin Uluslararası Mücadele" günü olarak ilan edilir.1981 den bu yana dünyanın dört bir köşesinden kadınlar, efsaneleşen bu üç kelebeği anıyor. Kadınlar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, ataerkil toplumsal şiddete, aile içi şiddete, savaşa, ırkçılığa ve milliyetçiliğe, karşı, kadın dayanışmasını örüyor, seslerini yükseltiyorlar. Adeta her 25 Kasımda kelebekçesine kanat çırparak 1960’lara doğru uçmayı sürdürüyorlar.


Kadına yönelik şiddet bütün kadınların ortak sorunu


Kadına yönelik şiddet bütün kadınların ortak yaşadığı evrensel, yaygın, sistemli olarak bütün dünyada kullanılmaya devam ediyor. Cinsiyete dayalı şiddet, uluslararası sözleşmeler yoluyla korunan evrensel insan haklarının ihlalidir. Bu ihlal, kişi güvenliği hakkının, en yüksek standartta fiziksel ve manevi sağlığa sahip olma hakkının, işkence, aşağılayıcı, insanlık dışı muamele yasağının ve yaşam hakkının doğrudan ihlali anlamına gelmektedir. "Fiziksel, cinsel veya psikolojik zarar ya da acıile sonuçlanan, ister özel alanda, ister kamusal alanda olsun baskı veya özgürlüğün engellenmesi” olarak tanımlanan cinsiyete dayalı şiddet, kadınların erkeklerle eşit bir biçimde haklarını ve özgürlüklerini kullanmasını ciddi bir biçimde engelleyen bir ayrımcılık türüdür. Yalnızca özel alanda değil ama aynızamanda toplumsal alanda da cinsiyete dayalı şiddet bir araç olarak kullanılmakta ve yeniden üretilmektedir.


Kaba şiddetten politik şiddete doğru değişen baskı


“Demokrasi” adı altında kadına çalışma yaşamı sunan eril yönetim bu defa şiddetin ucuz iş gücü boyutuyla kendini gösteriyor. Erkeklerle aynı alanda çalışan emekçi tekstil ve fabrika işçisi kadınlar, erkeklerden daha az ücretlendirilmeye tabi tutularak yıldırma politikalarıyla eve kapatılmaya çalışılıyor. Kadını kendine karşı güç olarak gören eril zihniyet, şiddet politikasını yeni yasalarıyla da hayata geçirirken kadın mücadelesinin giderek arttığı son zamanlarda kadına karşı uygulanan politik şiddet daha baskın birşekilde kadını tekrar eve kapatmakta kararlı görünüyor. Fakat kadınlar, dünyayı kendi istekleri doğrultusunda yöneten erkek zihniyetine karşı gücünü tanrıça İnnadan alarak mücadelesine daha güçlü bir şekilde devam ediyor. Tanrıça kadınlarımız, yıllardır süre gelen fiziksel şiddetin üzerine günümüz psikolojik ve politik şiddetini de ekleyerek bu tür saldırılara karşı daha direngen bir mücadele yürütüyor.


İnanna’dan Sakine’lere kadın mücadelesi


Eril zihniyetin binlerce yıllık mahsulü olan eril bakış açısına sahip kadınlar, var olma çabasını toplumda görünür olmayla eşdeğer görürken cins bilincinden bihaber şekilde yaşamını sürdürürken her gün meydanlarda binlerce yıldır cins mücadelesi veren ve bu uğurda acımasızca katledilen kadınları göremiyor. Fabrikalarda ucuz iş gücünü protesto eden mor boneli kadınlardan, Mirabel kardeşlere, Roza Lüksemburglara ve Sakine Cansız’lara kadar kadınlar her dönemde katledilmeye mahkum edilirken, yüzyıllar önce “cadı” oldukları gerekçesiyle kadınları kazanda yakan zihniyet yüzyıllar boyunca sürdürdüğü cehaletini ne yazık ki hala üzerinden atamıyor ve günümüzde hala kadınları katletmeye devam ediyor. Bu defa “terör örgütü”, “fuhuş yapıyor”, “aldatıyor” ,“sapkın”, “trans” gibi gerekçelerle her yıl yüzlerce kadınımız eril zihniyet tarafından katledilirken ne yazık ki bu tip davaları takip eden erkek hukuk sistemi de bu olayları kulak ardı ediyor. Erkek eğemen şiddete karşı her gün alanlarda mücadele yürüten kadınlar 25 Kasım etkinlikleri kapsamında tüm dünyada sokaklara çıkıyor. Kadınlar, Erkek egemen zihniyete, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, ataerkil toplumsal şiddete, aile içi şiddete, savaşa,  ırkçılığa, milliyetçiliğe,  inkâr ve asimilasyona karşı alanlarda seslerini yükseltecek.


(zd/mg)